Beyrut Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Muhammed Nureddin, Katar'da yayınlanan El Şark gazetesine yazdığı yorumda, dışarıdan bakan bir gözlemci olarak, Türkiye'nin mevcut durumuyla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor:
- "Türkiye dış politikada hapsolduğu şişeden yavaş yavaş çıkmaya başladı. Çok boyutlu dış politika perspektifiyle, komşularıyla olan gerginliklerini gidermeye, ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Ancak ne yazık ki Türkiye, dış politikada gösterdiği çok boyutlu yaklaşımı, iç politikada gösteremiyor. İç politik sorunlarda kalıcı ve köklü çözüme ulaşılamıyor. İç politikada başarılı olunmadan, dış politikada alınan mesafeler korunamaz..."
Bir süre önce bu köşede "İç politika/Dış politika" başlıklı bir yorum yayınlamış, tam da Beyrut'tan bu gözlemi yapan Sayın Nureddin'in vurgulamaya çalıştığı noktaya işaret ederek sormuştum: "Kendi evinin mutfağını düzene koymayan, temel sorunları çözme irade ve başarısını göstermeyen Türkiye, bölgesel bir güç olma iddiasını sürdürebilir mi?.."
Türkiye'nin kendi iç sorunlarını çözebilme yeteneği o kadar zayıflamış ve işler öylesine karmaşık bir hal almış durumda ki, dünyanın neresinden bakarsanız bakın, ülkemizin içinde bulunduğu çıkmazı görmemek mümkün değil.
Türkiye'yi yönetenler, dış politikada şimdiye kadar atılmamış adımları atıyorlar, çoğu konuda pek çok iktidarın yapmadığını yapma iddiası taşıyorlar, komşularımızla sıfır sorun hedeflediklerini beyan ediyorlar; işbirliğini, uzlaşmayı ve barışı esas aldıklarını söylüyorlar.
Dış politikada bu açılımı yapan ülke yöneticileri, nedense iş iç siyasete, "evin içini düzene koymaya" gelince, birden bire değişiveriyorlar.
Birbirlerine olmadık hakaretleri ediyorlar, görüşme taleplerini kabul etmiyorlar, bir masa etrafına oturup ülke meselelerini konuşamıyorlar. Ya ağza alınmayacak sözler sarf ediyorlar ya da birbirlerinin kişiliklerini hedef alıyorlar.
Ermenistan ile aynı masaya oturan siyasal iktidar, demokratik açılım konusunu konuşmak için ana muhalefet partisi ile bir araya gelemiyor.
İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk rolüne soyunan hükümet, kendi ülkesinde sivil toplum, medya ve aydınlar arasında bir toplumsal mutabakat sağlayamıyor.
Hükümet, nükleer enerji konusunda yaptığı çalışmalar nedeniyle tepki çeken İran'ı, uluslararası kuruluşların elinden almak için sahip olduğu uranyumu Türkiye'de saklamayı bile öneriyor ama gelin görün ki, kendi ülkesinde darbe planları yapılıyor, insan hakları ihlal ediliyor, telekulak operasyonlarıyla özel hayatlar ortalıklara saçılıyor, insanların devlete olan güveni yara alıyor...
Böyle bir ortamda hangi dış politik açılımı yaparsanız yapın; bir anlamı olur mu?
Demokratik bir ülke olamayan, hukuk devleti ilkelerini hayata geçiremeyen, insan onurunu koruyamayan, halkını insan gibi yaşatamayan bir ülkenin arabuluculuğuna kim inanır, dış politikada böyle bir ülke ile kim uzun vadeli bir ilişkiye girmek, ilişkilerini geliştirmek ister?
Bizim bu köşeden sürekli altını çizmeye çalıştığımız bu durumu, bu kez ülke dışından bir stratejist analiz ediyor, Türkiye'yi uyarıyor.
Dış politikada açılımı hedefleyen siyasal iktidarın ne kadar samimi olduğunu, aslında iç politikada yapacağı açılım belirleyecek. Türkiye'nin toplumsal barışa, özgürlüğe, kardeşliğe, sevgi ve saygı ortamına, farklılıklara tahammül erdemine ihtiyacı var. Siyasal iktidar bu açılımı yaparsa, toplumsal desteği arkasına almayı başarabilirse ancak o zaman ülke meseleleri için kalıcı çözümler üretilebilecek bir zemin oluşturulabilir. Değilse, dış politikada açılım adına yapılan her şey, verilen büyük tavizler olarak bize geri döner.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



