Bir önceki yazımın sonunda demiştim ki: “Kırlarda yani köylerde yiyecek çeşidi azdır, ama bu yiyeceklerin besin değeri tamdır ve yüksektir. Dolayısıyla kırlarda yiyecekleri taze taze yediğimizde besinimizi tam olarak alırız. Kentlerde ise yiyecek çeşitleri çoktur ama besin değerleri düşüktür. Kente gidenler her çeşit besini kolay ve bol bulacaklarını sanırlar, oysa kente gittikleri zaman köylerindeki besinleri bulamadıklarını hemen görürler. Köyde doğup büyüyenler kente geldikleri zaman hemen köylerindeki besinleri özlerler…”
Konu pek çok yönden önemli olduğu için kaldığım yerden devam ediyorum.
“Kahraman Bakkal Amca Sömürü Sermayesine Karşı” yazılarımda bazı detayları yazmıştım. Önemine binaen bugün bir taraftan tekrar hatırlatıyor, diğer taraftan bazı ince detayları gündeme getiriyorum.
Biz, önce İstanbul’da, sonra bütün Türkiye’de marketler zincirini oluşturduğumuzda, köylerden doğrudan “hormonsuz” ve “ilaçsız” olan “doğal gıdalar” getirtip satmış olacağız. Ancak, yine de bunların besin değeri köydekiler gibi olmayacak, çünkü besinler dalından taze taze koparılmamış olacaktır.
Bu sebepledir ki biz, bu duruma çare ve çözüm olmak üzere, kentlere elli-altmış kilometre mesafede olan yerlerde kentliler için “Bir Dönüm Arazide Bahçeli Dinlenme Evleri” tesis edilmesini tavsiye ediyoruz. Buralarda her ailenin bir dönüm yeri olacak, aile fertleri ve yardımcıları tarafından çeşit çeşit meyve ve sebzeler yetiştirilecektir. Kentliler hafta sonu ve yıllık tatillerinde oraya gidecek, dalından meyveler koparacak, taze taze sebzelerden pişirerek doğal besinler ile beslenecek, bu sayede kır hayatının hayırlarından yararlanacaklardır. İleride helikopter dolmuşları oluşturulacak ve bu elli-altmış kilometre mesafe daha da genişleyecektir.
Millî Görüşçü Adil Düzen Çalışanları bütün ilhamlarını Kur’an’dan ve müsbet ilimden almakta, hazırlıklarını da ona göre yapmaktadırlar. Çok yakında bu uygulamalara geçme durumundadırlar...
*
Doğum kontrolü cinayettir
Konuya bir başka açıdan devam ediyoruz.
Bugünkü İsrail oğulları aile müessesesini parçalamak, mülkiyeti kaldırmak, milliyeti yok etmek ve devleti ortadan kaldırmak suretiyle insanları yönetmek istiyorlar. Oysa bunlar insanlığın temel ve ana kurumlarıdır. Onlar tekel sömürü sermayesi ile dünyaya hakim olmak istiyorlar. Meselâ, ne yapıyorlar? İnsanlığı ‘doğum kontrolü’ ile azaltmak istiyorlar. Peki, dünyada insan kalmayınca kimleri sömürecekler? Kendi kuyularını kendileri kazıyorlar. Oysa faizi haram eder, zinayı yasaklarlarsa insanlık gelişir, ticaret alanları artar. Dünyayı sömüremezler ama daha çok kâr ederler. Kur’an’da onlara işte bu hatırlatılmaktadır.
‘Yeryüzü dardır, dünya küçüktür, insanlara yetmez’ gibi iddialar artık itibarını kaybetmiştir.
-Neden kaybetmiştir? 1- Henüz yeryüzü karalarının dörtte birinden bile yararlanılmamaktadır. Dünyanın karaları boştur. Demek ki 40 milyar insan nüfusunu sadece karalar besler. 2- Henüz denizlerde tarım yapılmamaktadır. Denizlerde insanların yaşayacağı kentler kurulmamıştır. Oysa, Kur’an karaları ve denizleri birlikte zikretmektedir. Demek ki, yeryüzü 100 milyar insanı besler. 3- Henüz gökyüzüne çıkılmamıştır. Kur’an, ‘göklerde sizin rızkınız var’ diyor. Yarın Ay’da, gezegenlerde, hatta Güneş etrafındaki suni uydularda üretim yapılacak, hem de doğal üretim yapılacaktır. Artık buralardaki imkanlar milyar insanlarla ifade edilmez, bizim için adeta sonsuzdur. 4- Uzaya açılabiliriz. Çünkü uzay boşluğunda hidrojen vardır. Hidrojen enerjisinden bugün yararlanamıyoruz. Yarın teknik gelişecek, Güneşte olan hidrojenin helyuma dönüşmesi cihazlarda olacaktır. Elde ettiğimiz ışığı güneş ışığına çevirebileceğiz. Basit bir gaz karışımı bunu sağlar. Onunla bitkilerimizi yetiştireceğiz. Bu sayede de Güneş’ten uzak boşluklarda yaşama imkanımız varolacaktır.
O halde, çok açık ve net söylüyoruz; doğum kontrolü cinayettir.
*
Çevre kirliliği nasıl önlenir?
Çevre kirliliği demek; havanın, suyun, toprağın ve canlının kirlenmesi demektir. En korkunç kirlilik ise canlıların kirlenmesidir. Canlı türleri arasında doğal denge vardır. Onlar arasından bir türü kaldırırsanız doğal denge bozulur, canlı kirliliği başlar ve yalnız insanlar değil, tüm canlılar yok olur.
Bugün biz, müsbet ilimlerin verileri içinde çevre kirliliğinin ne sonuçlar getireceğini biliyoruz. Çağımız dünyasında çevreyi yok eden ‘kapitalist büyük sanayi’ insanlığı korkutmaktadır. Bu sorun insanlık için en azgın ve ürkütücü sorun olmaktadır. “Adil Düzen” bu soruna çareler üretmektedir.
-Çözüm olarak neler öneriyoruz? 1- Büyük sanayi yerine dağınık küçük parça sanayiine gidilmeli, böylece doğanın kendi kendisini arıtmasına izin verilmelidir. 2- Sanayi atıklarının ham madde olarak kullanılıp değerlendirilmesi gerekir. Atıklar vakıflar tarafından satın alınarak, daha ucuz bir değerle sanayiciye satılmalıdır. Yani, eskileri ve atıkları değerlendiren sanayi desteklenmelidir. 3- Çevre kirliliğini her sanayicinin kendisinin önlemesi yerine, ‘Çevre Kirliliğini Önleme Vakıfları’ oluşturulmalı, bu vakıflara üretimden pay verilmeli, çevre kirliliği bu şekilde önlenmelidir. 4- Gerek üretimde, gerek yaşamada, gerek avlanmada zaman ve mekân içinde yasaklar getirilmelidir. Ancak, bu yasaklar dengede tutulmalıdır ki, halk doğadan en çok ve en verimli şekilde yararlanabilsin. Hiç yararlandırmama, yağmalamadan daha kötüdür. Çünkü doğa insanlar içindir.
Ormanları koruyalım diye insanları ormana yani doğaya sokmamak en büyük cinayettir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



