Din, eskiyebilir mi?
Allah'ın, kulları için razı olduğu, cennete girebilmelerinin şartı gördüğü din sadece İslam'dır. Allah'ın gönderdiği dinlerin sonuncusu ve en mütekâmili odur. İnsan eli değmemiş, vahyin berraklığını koruyan yegâne din odur. Her ne kadar önceki dinler Yahudilik ve Hıristiyanlık Allah'ın gönderdiği dinler ise de inananları emanete hıyanet edip, Allah'ın kitabına insan kalemi soktular. Allah'ın emir ve yasaklarını kendi zevk ve keyiflerine göre yönlendirmeye kalktılar. Akılları ve arzularını put edinip peşinden gittiler. Cebrail getirdi, onlar tahrif etti. Din Allah için ise O, hangisini beğendiyse ona "din" denir. O ise bize din olarak İslam'ı seçti. Onu cennetin yolu olarak bize gösterdi. Allah'tan daha merhametli olup O'nun cehenneme uygun gördüklerini cennetlik göremeyiz.
İslam her daim tazedir!
İslam hep tazedir, her yer ve her zamanın dinidir. Çünkü onun ruhu olan Kur'an taptaze bir mucizedir. İndiği gün gibi koruna gelmiş, milyonlarca hafızı onu ebediyen koruyan mucizenin canlı şahidi olmuştur. Kuran'a açılan yol olan Sünnet eşsiz bir nurdur. Kur'an ona tutunanları dünya ve ahiret saadetine erdirdikçe o taptazedir. Onun Kur'an'ı bugün inmiş gibi bıkmadan usanmadan okundukça, hafızalara kaydedilip hayata geçirildikçe taptazedir.
İslam'ın dengi yoktur
Aynı masayı paylaşacağı bir din yoktur. Ezanın benzeri çan değildir; onun gür sesinin muadili yoktur. Kur'an ile şimdiki İnciller ve Tevrat denk değildir.
İslam, Yahudilik ve Hıristiyanlığın uzantısı veya aynı şartlarda gelmiş benzeri değildir. İslam, onları kaldırıp yerlerine gelmiş bir dindir. Peygamber katillerinin asırlar sonra, kimi siyasi maksatları için samimi dindarlar görünmeleri aldatmacadır.
Dini sulandırma nasıl olur?
Allah'ın kitabı Kur'an'ın şu veya bu şekilde değer kaybetmesiyle: Mezarlık kitabı veya geçim vesilesi haline getirilmesi gibi. Dini orijinalinden anlamanın en temel gereklerinden olan Arapça'yı toplumdan hatta din eğitimi görenlerden uzak tutarak. Yahudi ve Hıristiyanların yaptığı gibi, Kitab'ın bir kısmına inanıp bir kısmına inanmayarak... Dini sembollerin sulandırılmasıyla...
İslam'ın iki kaynağı Kur'an ve Sünnet'i bilen-öğreten âlimlerin yıpratılmasıyla...
Bir araç olması gereken dünyanın kıble haline getirilmesiyle...
Allah'ın emri, kâfirlerden daha güçlü olmak, onlara karşı hazırlıklı olmakken, kâfirlerin önünde pasif ve boynu bükük kalmakla...
Dini yayıp duyurma, Allah'ın emir ve yasaklarını tebliğ etme görevini "din adamları"na havale etmekle...
Dine ait kavramları evirip çevirerek kullanmakla. Mümin yerine "inanan", kâfir yerine "gayr-i müslim" gibi asıl anlamı ifade etmeyen deyimleri kullanmak böyle bir sonucun başlangıcıdır.
"Bugün, size dininizi bütünledim, üzerinize olan nimetimi tamamladım, din olarak sizin için İslamiyet'i beğendim." [Maide, 5]
On dört asırdan beri, bizi de düştükleri bataklığa düşürmek için uğraşıyorlar! Bazen içimizden kendilerine maşalar bularak bazen de akla hayale gelmez hile ve zorbalıklarla Allah'ın emaneti olan dinimizi imha etmeye, onu beceremezlerse kendi dinleri gibi sulanmış bir din haline getirmeye çabalıyorlar. Kitabımızı kitaplarına, camilerimizi tapınaklarına, imamlarımızı papazlarına benzetmeye uğraşıyorlar.
***
Onlara imrenen hatta aşağılık hissine kapılan bir kitleyi oluşturmak için her şeyi harcayabilmekte, bir anlık benzeşme için yıllarca plan yapabilmektedirler. Ellerinden gelse ezanımızı çanla, seccademizi kiliselerindeki masalarla değiştireceklerdir.
Suçları basit değil!
Yahudilik ve Hıristiyanlık kaldırılıp yerine İslamiyet getirilirken, öncekilerin suçları -dinlerinin kaldırılmasını gerektiren suçlar- kalemle çizilebilecek cinsten suçlar değildi. Kitabımız Kur'an onların kabarık suç dosyalarından söz ederken, binlerce peygamberi öldürmekten, Allah'a eş ve oğul isnat etmekten, din adamlarını ilahlık seviyesine yükseltmekten, Allah'ın helal dediğine haram, haram dediğine helal demekten, zulmü desteklemekten, hakkı yalnız bırakmaktan ve daha nice her biri helaki gerektiren suçlarından söz etmektedir. Başlı başına Allah'ın emanetine hıyanet edip onu ucuz bir menfaate satmaları en çirkin suçları idi.
On dört asırdan beri, bizi de düştükleri bataklığa düşürmek için uğraşıyorlar! Bazen içimizden kendilerine maşalar bularak bazen de akla hayale gelmez hile ve zorbalıklarla Allah'ın emaneti olan dinimizi imha etmeye, onu beceremezlerse kendi dinleri gibi sulanmış bir din haline getirmeye çabalıyorlar. Kitabımızı kitaplarına, camilerimizi tapınaklarına, imamlarımızı papazlarına benzetmeye uğraşıyorlar.
Onlara imrenen hatta aşağılık hissine kapılan bir kitleyi oluşturmak için her şeyi harcayabilmekte, bir anlık benzeşme için yıllarca plan yapabilmektedirler. Ellerinden gelse ezanımızı çanla, seccademizi kiliselerindeki masalarla değiştireceklerdir.
Hiç oruç tutmadıkları halde Müslümanların nasıl oruç tutmaları gerektiğini öğütlerler. Müslümanların zekâtlarını nasıl vermelerinin gerektiğini, kurbanı nerede kesmelerinin uygun olacağını, etini, derisini ne yapacaklarını emretmeye kalkarlar. Hac gibi bir ibadeti nasıl eda etmelerinin uygun olacağına hükmederler. Çocuklarına dinlerini nasıl öğretmelerinin daha samimi ve kalıcı olacağını onlar belirlemeye kalkarlar.
İslam bidatsiz bir dindir
Dine ilave yoktur. Yöresel ve coğrafi ibadetleri, uygulamaları yoktur. Arş'tan Mekke'ye oradan da tek bir insanın yaşadığı her yere aynı özelliklerde ve şartlarda gelmiştir. Sonradan uydurulmuş ve ibadet havasında yapılan şeyler Allah katında geçerli değildir. Peygamber aleyhisselam ve ashabının gittiği yol tek geçerli olan yoldur. Hele hele ona imanı olmayan düşmanları tarafından şekillenmiş bir din, Allah'ın kulları için razı olup beğendiği İslam değildir.
O eskimez. Çünkü yenilenen hayatın her alanıyla yenilenen, tarihte eskiyip kalmayan bir şeriatı vardır.
İlmi kendilerine ruh bilmiş binlerce müctehid âlimin gayretleri, Kuran'ın kurtaran billur ayetleri, kınayanın kınamasına aldırmadan "Rabbimin dini" diyerek canını dişine takıp çalışan, bütün insanlığı bağrına basacak geniş yürekli, sabır taşı müminleri, malını Allah yolunda harcamaktan kazanmak kadar haz duyan cömert zenginleri, etrafında kelebekler gibi milyonların döndüğü Kâbesi, feyiz saçan Ravzası bulunduğu sürece o eskimez.
Eskiyip yıpranan insanların düşünceleridir. Dinden, kendilerine göre küçük gördükleri tavizleri kopara kopara sonunda en ağır hükümlerini bile insani düzeyde tartışabilir, bir bölümünü beğenmeyebilir hale geldiler.
Ama kaybeden kimdir? Şüphesiz insanlardır. Ellerindeki İslam nimetini zayi edenlerdir. Çünkü imtihan olan, Allah'ın dini değil kullarıdır.
İslam niçin her çağa hitap eder?
İslam son dindir. İslâm dininden başka din gelmeyecek, kuralları kıyamete kadar devam edecektir. İslâm dinini getiren Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de son peygamberdir, ondan sonra başka peygamber gelmeyecektir.
İslâm evrensel bir dindir. Önceki peygamberlerin dinleri, belirli milletlere geldiği halde İslâm dini, bütün dünya milletlerine gönderilmiştir.
İslâm dini'nin kuralları bütün insanların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde mükemmeldir. Bu sebeple başka bir dine ihtiyaç kalmamıştır.
İslâm dini, kendinden önce Allah tarafından gönderilen peygamberleri ve ilâhi kitapları doğrular.
İslâm dini, önceki peygamberlerin getirdiği dinlerin kurallarını yürürlükten kaldırmıştır. Çünkü onlar, belirli milletlere sınırlı zamanlar için gönderilmişti. Hâlbuki İslâm dini, bütün milletlere gönderilen ve kıyamete kadar değişmeden devam edecek olan tek dindir.
Din, Allah'ın kullarını yönlendirmesi içindir
Kulların kendi kendilerini yönlendirmeleri veya yaşam şekillerini belirlemeleri -daha derin ve hayali anlamı ile- Allah'a öğretmeleri için değildir. Din insanların zevklerini tatmin etmek için değildir. Din zevkleri de akılları da Allah'a teslim etmektir. İman edenler Allah'ın ayetleri veya Nebisi'nin hadisleri okunduğunda "bana göre" ile başlayan ifadeler kullandıklarında dinin yıpranma süreci başlamış olur... Mümin erkek ve kadınların Allah'ın ayetleri önünde seçenekleri yoktur.
"Allah ve Resûlü, bir işte hüküm verdiği zaman, artık inanmış bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." [Ahzab,36]


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




