Ertuğrul Özkök'ü M. Ali Birand'ın sunduğu 32. Gün'de izlemek ilgi çekiciydi doğrusu...
Birand'ın 'arkadaşım' hitabı üzerine, vaktiyle ona yönelik olarak yaptıkları ya da yapmak zorunda kaldıkları için özür dilemesi mesela.
Gerçekle uzaktan yakından alakası olmayan, alabildiğine çirkin suçlamalarla kamuoyu önünde linç edilmesine katkıda bulunduğu bir isimle, sadece bir kısım elit insanın gittiği bir mekanda birarada bulunmaya cesaret ettiğini hatırlatması gayretkeşlikti belki...
Ama aradan geçen bunca yıldan sonra kamuoyu önünde, M. Ali Birand'dan özür dilemiş olması, yine de güzel bir davranış.
Ancak programı izlerken, Ertuğrul Özkök'ün bu ülkede yaşayan hemen herkesten, yani bütün toplumdan da özür dilemesi gerektiğini düşündüm...
Hassasiyetlerinden bahsederken, uğrunda savaşabileceği ve gerektiğinde ölümü bile göze alabileceği iki şeyden birisi olarak, 'hayat tarzına yönelik baskıları' zikretti, Ertuğrul Özkök.
Hayat tarzına yönelik baskılar derken; karısının, kızının hayat tarzlarına aykırı birşeylere zorlanması ihtimalinden bahsediyordu Özkök...
Doğru ve her aile reisinin söyleyebileceği, söylemesi gereken bir söz bu.
Hiçbir aile reisi karısının, kızının ve çocuğunun bir şeylere zorlanmasından, onların hayat tarzlarına başkaları tarafından müdahalede bulunulmasından hoşlanmaz...
Özkök, hiç olmayacak ve zaten olmaması gereken bir şeyden, mesela karısı ve kızının örtünmeye zorlanması ihtimalinden bahsediyor olmalıydı.
Bu memlekette yaşayan ve hayat tarzlarına yönelik baskılardan muzdarip olan milyonlar aklıma geldi, bu sözleri dinlerken...
Okumak için, çalışmak için, askerdeki oğullarını ziyaret etmek için... evlerinden çıktıkları zaman, başlarını açmaya zorlanan kadın ve kızlarımız ve tabii ki onların babaları, ağabeyleri, kardeşleri...
Yazılarında ve konuşmalarında sık sık 'empati'den bahseden Ertuğrul Özkök'ün yönetimindeki Hürriyet'in bu konuda takip ettiği yayın çizgisini düşündüm...
Bu ülkenin kanunlarında olmayan başörtüsü yasağını uygulamak için yıllardır sürdürülen 'savaş'ta, Ertuğrul Özkök yönetimindeki gazetenin payının hiç de az olmadığı, malum.
Birand'ın programında konuşan insan, söylediklerinde eğer samimi olsaydı, başörtüsü yasağı uygulanmaya başladığı zaman, 'bir dakika kardeşim, uyguladığınız bu yasağın hukuki temeli nedir?' sorusunu manşetten sorardı diye geçti aklımdan...
Ve ben inanıyorum ki, Hürriyet'in manşetinden bu doğru ve haklı soru sorulsa, sorulabilseydi, Türkiye bu utancı yaşamak zorunda kalmayabilirdi belki de...
Azıcık hukuk bilgisi olan herkesin bildiği, mer'i mevzuatımızda başörtüsünü yasaklamaya imkan verebilecek herhangi bir düzenleme olmadığı hususunu, akademik dünyadan gelmiş olan Ertuğrul Özkök'ün ve beraber çalıştığı kadronun bilmiyor olması mümkün değil.
İşte meselemizin ortaya çıktığı yer de burası: Kendi hayat tarzına yapılabilecek en ufak bir müdahale halinde ölümüne savaşmayı bile göze alabileceğini söyleyebilen birisi; başkalarının hayat tarzlarına yapılan, hem de doğrudan saldırılar karşısında, bırakın mani olmaya çalışmayı, bütün gücüyle destek olmuş durumda... Mehmet Ali Birand'dan özür dilediğini gördük Ertuğrul Özkök'ün.
Aynı konu ile alakalı özür dilemesi gereken başka bazı kişilerden de özür dilemiş olması, kuvvetle muhtemel. Ama dilenmesi gereken asıl özür, daha dilenmedi...
Hayat tarzlarına acımasızca müdahele edilen; okuma, çalışma ve hayatlarını diledikleri gibi yaşama hakları gasp edilen milyonlarca insandan dilenmesi gereken özür...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



