Fatih'te kaldığım dönemler... Fatih Camii'nin avlusunun girişinde gazete satan bir "amca" vardı. Gözleri az görüyordu. Koltuk altında tuttuğu bir tutam gazeteyi müşterisine sunmak için, "Milli, Milli!" diye seslenirdi.
30 yıldır tanıdığım Mustafa amca, yine aynı noktada gazetesini satmaya devam ediyor. Yaşı hayli ilerlemiş ama ne gam! Gidin, görün. Yine aynı azim ve kararlılıkla "Milli, Milli!" diye seslendiğini duyacaksınız.
Milli Gazete'nin ilk sayısından bugüne kadar Mustafa amca gazetesini satmaya devam ediyor, edecek de!
Halbuki kırk yılda neler oldu neler değişti?
Köprünün altından çook sular geçti. Dile kolay; 40 yıl!
"Kırk" kere maşallah!
***
Hamaseti sevmem. Hamasi konuşmalar beni hep irrite eder. Çünkü hamaset yapanların ruh hallerinde bir ezilmişlik duygusu sezerim. Hatta, kimi zaman ironik gelir bana.
28 yılı aşkın basın camiasında dirsek çürüttüm. Kimi dergide çizgilerle, kimi zaman çeşitli gazetelerde, teknik destekte bulundum.
Kimi gazetenin doğuşuna tanık oldum, kimi dergilerin...
Burunları bir karış havada patronculuk taslayan gazete sahiplerinin, çatır çatır batışlarına tanık oldum.
***
Dün Bab-ı Ali vardı. Bugün medya gerçeği... Daracık sokakta, daracık odalarda, birbirine yaslanan işhanları yok artık. Bab-ı Ali günlerini biz yaşamadık. Ama dönüşümü yaşadık. Koskoca kamera servisinde adım atarak başladığım gazetecilik serüvenimi hatırlıyorum. Bir yandan da kas gücüyle yazmaya çalıştığım on parmak daktilonun yerini, şimdi bilgisayar klavyesi almış... Hafif dokunduğumda hemen ekrana gelen yazıları anında tashih edecek kadar teknolojinin gelişeceğini hayal bile edemezdim.
Teleks şıkırtıları, bitmek bilmeyen telefon zilleri, mavi cetvelli pikaj kartonları, mürettip kurşunları, mazot ve yağlı muşamba kokuları... İtişme, kakışma ve kahkahaları yaşadık hep... Ve yavaş yavaş yaşanan dönüşümü... Sonra... unutulan kahkahalar, telaşlar... Geriye kalan ölüm sessizliğine bürünen koridorlar... Bilgisayar başında herkes kendi dünyasını yaşıyor artık.
Teknolojinin bu kadar gelişeceğini, hayatımızın en mahrem duygularını bile paylaşacağını kim söyleyebilirdi ki? Düşünün, internet hayal dünyamızda bile yoktu.
Şimdi beyinlerde kargaşa var. İnternet sitelerine mahkum gazete sayfaları...
Sırf internette sözü edilsin diye polemik yazan yazarları görünce, "polemiğin bile tadı kaçtı" diyor insan. Ya "twitt"leniyor, yahut başka sitelerde birbirlerini bombardımana tutuyorlar. Haysiyet, yerlerde...
***
Medya dönüşümü yaşadı. Dedik ya, köprünün altından çok sular aktı. Gazetecilik devri, 1980 darbesinden sonra değişmeye başladı desek yalan olmaz. Zira medya dışı faaliyetler, medya holdingleri bünyesinde gelir kaynağı elde eder oldu...
Gazetecilik can çekişirken holding bünyesinde kayırılmış ve atanmış gazeteciler boy verdi. Holdingler birden çok televizyon kanalı, radyo, dergi ve internet sitesinin sahibi olarak dönüşümü hızlandırdı.
Dönüşüm, yozlaşmayı beraberinde getirdi. Toplumun değer yargılarıyla alay eden, teknolojisini toplumun egemen güçlerine hizmet eden bir "Frankestain"e dönüştü.
***
Milli Gazete işte bu dönüşümle birlikte duruşunu bozmadı.
Bütün inananları "kardeş" bildi.
Gazeteciliği ciddiye alan bir gazete olduğu gibi, köklü bir gazetecilik geleneğini yaşatan en temel unsur; okuyucusuyla "biz" olabilmek duygusudur. Siyasi rüzgar ve fırtınalara karşı, eğip bükülmeyen iradesiyle yerinden asla kıpırdamamış. Duruşu, tavrı ve kendine has üslubuyla basında hep "özel" bir yere sahip olmuş, milli ve manevi değerlere önem vermiş... Hiçbir zaman inanan insanları ötekileştirmemiş, hep öncelemiş... 28 Şubat'ta psikolojik harekata karşı hiçbir zaman "eksen kayması" yaşamamış... Yayın hayatına atıldığından beridir hep haysiyet mücadelesi vererek bu günlere kadar gelmiş.
Asla, "ahlaksızlığa" prim vermemiş. Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövmemiş... Dememiz o ki: Türkiye'de egemen güçler tarafından ısrarla "sakıncalı" diye yaftalanan Milli Gazete, bugüne kadar çok sayıda araştırma, makale ve tezlere konu edinildi. Hakkında öylesine çok yazı yazıldı ki... Ama asla çizgisini bozmadan, etkisini yitirmeden, gücünü korumuş. Zira, etkisi trajının kat kat üstünde.
***
Eğer İstanbul'da iseniz... Fatih Camiine yolunuz düşerse...
Mustafa amca orada ve "Milli, Milli" diye sesleniyorsa... Gazetenizi almaya devam edin!
Nice 40 yıllara!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




