Arap dünyasında başlayan ve devam eden halk ayaklanmaları özellikle ülkelerini terk etmek ya da iktidarı bırakmak zorunda kalan diktatörlerin yurt dışındaki servetlerinin ne olacağı sorusunu gündeme getirdi. Aslında, dünyanın neresinde halkının isyanı ile iktidarı terk etmek zorunda kalan bir diktatör olmuşsa çeşitli ülkelerin bankalarında milyarlarca dolar olarak ifade edilen paraları gündeme gelmiştir. Ve bu paralar bulunduğu ülkelerdeki bankalarda bloke edilmiştir. Bir süre sonrada bu konu unutulmaya terk edilmiştir. Hatta, Kaddafi daha ülkesini ve iktidarını terk etmediği halde çeşitli ülkelerdeki servetinin bloke edilmesi yönünde adımlar atılmış, bu yönde çalışmalar başlatılmıştır.
Bu vesileyle bir kez daha hatırlatmakta yarar olduğunu düşündüğüm bir başka husus ise İran Devrimi'nin ardından bu ülkeye ait 12.5 milyar dolara ABD'nin el koyduğu ve iade etmediği gerçeğidir. Bu hususta İran yönetimi yoğun çaba göstermiş olmasına rağmen bir sonuç alındığına, söz konusu 12.5 milyar doların İran'a iade edildiğine dair bir haber bugüne kadar çıkmadı. ABD fırsatçılık yapmış oldu. Sanki yandaşı Şah'ın devrilmesine tepki olarak İran'a ceza kesmiş oldu. Amerika'nın böyle bir hakkı olduğunu düşünmek ve söylemek mümkün değil. Sadece devrimi fırsat bilip bu paraya el koymuştur.
Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra devrik diktatörlerin kötü günleri (!) düşünerek kendileri ve yakınları adına çeşitli ülkelerin bankalarında stokladıkları paralara dönmek istiyorum.Ve hemen bu paraların bloke edilmesi demek Amerika'nın İran'ın 12.5 milyar dolarına el koymasından farklı bir yönü olmayacağına dikkat çekmek istiyorum. Bu bakımdan diktatörlerin ülkelerinden kaçırdıkları milyarlarca dolar onların alınteri ile biriktirdikleri para olamayacağına göre dünyanın neresinde hangi bankada bu türden para varsa bu paraların esas sahibi olan ülkelere iade edilmesi gerekir. Bu yapılmadığı takdirde Batılı ülkelerin yaptığı Somalili korsanların yaptığından farklı olmayacaktır. Bu iadenin ne zaman ve nasıl yapılacağı hususunda hukuki düzenlemeler uluslararası hukuk açısından bir düzenleme ile sisteme kavuşturulabilir. Diktatörlerin yurt dışına kaçırdıkları paraların bloke edilerek kendilerine verilmesi hakkın tecelli ettiği anlamına gelmez. Aksine diktatörlerin hırsızlığı desteklenmiş olur. Bir diktatörün ülkesinden kaçırdığı milyarlarca dolara bir başka emperyalist gücün el koymasıdır. Neticede ülkesinin parasını yurt dışına kaçıranlarla bu paralara el koyan ülkelerin yaptığı arasında mana itibariyle fazla bir fark olmaz.
Şu günlerde tüm dünyanın darbelerinin nasıl sonuç vereceği ile ilgilendiğini biliyoruz. Bu arada diktatörlerin kaçırdığı paralarla ilgili olarak çelişkili rakamlar medyaya yansıyor. Ama kimse bu paraların gerçek miktarını bilmiyor. Devrimciler de kapıldıkları devrim heyecanı içinde kaçırılmış paraları en azından şimdilik düşünmeye fırsat bulamıyorlar. Bu fırsatı değerlendirenler ise bankalarındaki paraları bloke edenler. Kaldı ki bloke edilen paraların miktarını da açıklayacak olan bu bankaların bulunduğu ülkelerin yetkilileridir. Eğer söz konusu bankalarda 100 milyar dolar varda bu rakam 10 milyar dolar olarak açıklanacak olursa işin doğrusunu kim ortaya çıkartacak, ülkesinden kaçırılmış paranın peşine yeni yönetimler neye göre düşecek?
Diktatörlerin devrilmesi her kesimde bir heyecan uyandırdı ama soyulan ülkelerin hakkının aranması en az devrimler kadar önemli değil mi? Çükü o paralar kaçırılan ülkeye ve halkına aittir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



