“…insanın maddî ve mânevî varlığının
gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmaktır…”
-ANY. Md- 5-
Medeni toplumları yöneten devletlerin, kural ve kavramları da medeni ölçüleri esas alırlar…
Çünkü, devletle yurttaş arasında yazılı olmayan bir sözleşme vardır. Buna da “toplumsal sözleşme” denilmektedir.
Elbette yurttaşın mükellefiyetleri kadar devletin de, yurttaşlara karşı “ödevleri” ve “sorumlulukları” vardır. Modern hukuk sistemlerinde, gelişmiş anayasalarda devletin yurttaşa karşı ödevleri, tereddüde yer bırakmayacak kadar açıkça ifade edilir.
Ülkemiz Anayasa’sının pek de modern olduğu söylenemez. Buna rağmen gene de, devlete “ödev ve sorumluluklar” yüklediği görülmektedir.
Anayasa’nın 5. maddesinin madde başlığı: “Devletin temel amaç ve görevleri” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre: “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
Medenî ülkelerin hukuk düzenlemelerinin “birey” eksenli olduğu şüphe götürmez biçimde açıktır. TC Anayasasının 5. maddesinde vurgulanan da, bireyin maddi ve manevi gelişmesinin sağlanması mecburiyetidir. Çünkü bu mükellefiyet devlete görev olarak yüklenmiştir. Aynı yasanın 24. maddesi, insanların inanma, inandığı biçimde ibadet edebilme hak ve özgürlüklerini teminat altına almakta; bununla da yetinmemekte, bu inanç ve inancının gereğini yaşamaktan dolayı kınanamayacağını açıkça hükme bağlamış bulunmaktadır. Konumuz itibariyle, anayasanın 42. maddesini de burada zikretmekte yarar vardır: “Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.”
Anayasanın 14. maddesi ise; bütün bu düzenlemelerle yurttaşa tanınan hakların, çeşitli indî ve keyfî mülahazalarla elinden alınması tehlikesini bertaraf etmek için, -farklı yorumlar bir yana- şu hükmü koymuştur: “Anayasanın hiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeğe yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz…” Artık, bu kadar açık ve anayasal bir hüküm ortada iken mevkii, makamı, unvanı ne olursa olsun hiç kimsenin hak ve özgürlükleri kısıtlama yada sınırlama hakkı yoktur. Bu hükme göre hiç kimse, Anayasanın teminat altına almış olduğu inanma, ibadet etme, bunların gereklerini yerine getirme hakkını ortadan kaldırma gücüne sahip değildir. Çünkü, anayasanın hiçbir hükmünde kişi hak ve hürriyetini ortadan kaldırma gücü yoktur.
Ve Anayasanın 10. maddesine göre de hiç kimseye, hiçbir kuruma veya sınıfa imtiyaz -üstünlük- tanınamaz.
Anlaşılan o ki, bütün bu açık anayasal kurallara rağmen, -istisnalar bir yana- kendisini anayasa üstü sayan kişi, kurul, kurum ve kesimler var olmaya devam etmektedir.
Toplumsal huzura, Devlet-Millet kaynaşmasına zarar veren “Kaçak (!) Kur’an Kursları” tartışmasının müsebbipleri bellidir.
Kur’an eğitimi ihtiyacını karşılamak üzere gereken tedbirleri almayan TBMM’yi, hortumcuyu, soyguncuyu kollayan kanun tasarılarını peş peşe TBMM’ye sevk edip süratle kanunlaştırma ameliyesini “farz-ı ayın” telakki eden iktidar, güncel kavganın baş sorumlusudur. AKP, bilinen sebeplerden dolayı Millet’in kendisine iktidar olma fırsatı verdiğini idrak edebilmeli, temel eğitim yasasındaki “sekiz yıllık kesintisiz” çarpıklığını ortadan kaldırmalı idi. Eğer iktidar bu feraseti gösterebilse idi, Kur’an-ı Hakîm’in önüne “kaçak” kelimesi konulmaz, “kaçak Kur’an Kursları” söylemleriyle de mütedeyyin insanlar rencide edilmiş olmazlardı.
Bir kısım ihaleci medyanın hali ise gerçekten utanç vericidir. Onları keşif etmek için görüntüleri yeter, başka söze hacet yok.
Eğer AKP, sözlerini hatırlasa ve tek başına iktidar olmanın ne anlama geldiğini idrak edebilmiş olsa idi; başkalarını bilmem ama, Kurân-ı Hakîm’i zaman zaman evinde, zaman zaman da komşuda öğrenen -hem de İnönü döneminde- birisi olarak beni yürekten yaralayan şu gerekçe de ortaya konulmazdı: “Bu bağlamda, anılan yasaların hedefinin, ayrılıkçı terör örgütlerinin, misyonerlik etkinlikleriyle uğraşanların ve din devleti yanlısı tarikatların, devletin ilgili kurumlarından izin almadan, yasadışı yollarla okul yada kurs açmalarının önlenmesi; böylece, sapkın yöntemlerle gençlerin çağdışı, bölücü ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesine aykırı biçimde eğitilmelerinin önlenmesi olduğu açıktır.”
Evet, modern alemde “cumhuriyet felsefesi”: Cumhuriyetin de sahibi olan cumhura ve onun hak ve özgürlüklerine saygı gösterme disiplinidir…


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



