Thomas Hobbes, devlet felsefesi ile ilgilenenlerin yakından tanıdığı bir düşünürdür. Yaşadığı yüzyılın ötesinde yaptığı önermelerle bugün hâlâ görüşlerine başvurulan Hobbes'un, en önemli vurgularından biri, devletin sözleşmelerden meydana geldiğidir.
Bu sözleşmenin bir tarafı devlet diğer tarafı da bireydir. Böyle bir sözleşmenin gerekliliği ise insanın doğası gereği yaradılıştan gelen güdüleridir.
Hobbes'e göre insan, güç ve ihtiras sahibidir. Ve bu istek ve ihtiraslar onun kötü işler yapmasına olanak sağlayabilir. Bu yüzden insan dizginlenmelidir. Onu dizginleyecekse devletin ta kendisidir.
Devletin önemini nasıl ve hangi şartlarda oluşturulduğu üzerine kafa yoran Hobbes, altını çizdiği hususlar önemli. Devlet felsefesinin temellerinden tartışıldığı bir yüzyılda, "Devlet" sözcüğünün yeniden tanımlanması gerekecek anlaşılan. Fakat ne tür bir tanımlama olursa olsun, insanların bir ara yaşama zorunluluğu sürdüğü müddetçe, toplumsal bir organizasyonun zarureti ortada. Devletin koruyucu ve birleştirici bir yönü olduğu bizde Kemal Tahir'de öne çıkar. Tahir, önemli bir düşünür ve edebiyatçıdır. Çeşitli zamanlarda görüşlerine başvurduğum Tahir, devletin önemine vurgu yapar.
Özellikle "Yorgun Savaşçı" Tahir'in bu görüşlerini edebi bir dille anlattığı bir romandır. Marksizme farklı bir yorum getirerek Anadolu özelinde ayrıcalıklı bir katkı sunmaya çalışan Tahir'in "Devlet"i konu alan bu romanı, Osmanlı'nın son dönemlerine ışık tutar. Kurtuluş Savaşı'n da yaşananları, Yüzbaşı Cemil karakteri üzerinden anlatan Tahir, bugün hâlâ tartışılan birçok konuya da parmak basmıştır.
İttihatçı bir subay üzerinden romanını kurgulaştıran Tahir, bugün hâlâ süren kamplaşmaların temeline inmiştir. Kurtuluş Savaşı'nı anlatırken, verilen mücadeleye sadece itilaf devletleriyle sınırlamayan Tahir, iç çekişmelere yer ayırmış, bütün bunların toplamında batı ve doğu kıyası yapmıştır. Bu kıyasta Tahir, devletin doğu toplumları için ne denli önemli olduğu yargısına varmıştır. En azından romanında anlatmak istediği nokta budur. Tahir devletin doğu toplumları için gerekliliğini vurgularken nasıl bir devlet sistematiğini sorusuna da eserlerinde cevap vermiştir.
Tahir'in vurguladığı üzre eğer devlet bir gereklilikse bu takdirde devletin bir felsefesinin olması gerekir. Bir gazeteyle yapılan mülakatım da bu hususta şunları söylemiştim. "Teodor Herzl Yahudi Devletini fikrini ortaya atarken, Rousseau'nun görüşlerini yıkmaya çalıştı. Jean Jacgues Rousseau tüm dünya tarafından kabul görmüş, bir felsefeciydi. Herzl buna rağmen idealleri için eksik de olsa, felsefenin taşlarını yerinden oynatmayı denedi. Hiç üstüne vazife olmayan bir işe girdi. Rousseau'nun toplum ve devlet teorisinin yanlışlığını savundu ve İsrail'in ideolojik ve felsefi alt yapısını hazırladı. Her devletin bir felsefi alt yapısı olması gerektiğine inananlar için en yerinde örnek Teodor Herzl'dir.
Devletin gerekliliği söz konusuysa, felsefi bir alt yapısının olması da bir zorunluluktur. Bugün için batı kapitalizminin şekillendirdiği ve tüm dünyaya pazarladığı bir devlet anlayışı ile karşı karşıyayız. Bu anlayış üç aşağı beş yukarı benzeş olmakla birlikte temelde batı ülkelerinin değirmenine su taşıyacak bir biçimde dizayn edilmiştir.
Kabile toplumlarının dahi devletleştirildiği bir dünya da, devletin işlevi ve yapısı yeniden tartışılırken, devletin bireyin haklarını korumak için kurulan bir organizasyon olduğu göz ardı edilmemeli, sıkça kullanılan bu ezbere en azından açıkça sırt dönülmemelidir.
Devlet-iktidar-birey-özgürlükler parkurunda koşmayı sürdüren insanoğlunun devlet algısı daha çok tartışılacağa benziyor. Bu tartışmaların ortasında, birey merkezli yeni sözleşmelerin gerektiği aşikar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



