Mekke'liler, sözleşmeyi bozdular.
Beni Bekr kolundan Kinaneli bir şairin, sevgili Peygamberimize hakaret eden adama, Huzaa'lı birinin taş atıp başını yarmasını bahane ederek Beni Bekr'i kışkırttılar.
Huzaa'lılardan 23 kişinin Kâbe civarında öldürülmesine göz yumdular.
Huzaalıları öldüren Beni Bekr'in katillerine kucak açtılar.
Özür dilemedikleri gibi diyet de ödemediler.
Efendimizin tarafında yer alan Huzaa kabilesinin topluca Müslüman olmasından rahatsız oldular.
Beni Bekr kabilesini silahlandırdılar ve arkalarında olduklarını söylediler.
Hudeybiye sözleşmesinden beri her türlü bozgunculuğu yaptıktan sonra gizlediğini zanneden Mekke müşriklerine hadlerini bildirmek üzere Hicretin sekizinci senesinde miladi 630'da Ramazan ayında sevgili Peygamberimiz harekete geçer.
Ensar'dan dört bin Mücahid katılır bu fethe.
Bunların beş yüzü atlı.
Muhacirlerin hepsi katılır ama sayıları 700'dür.
Bunların da 300'ü atlı.
Müzeyne kabilesinden 1300,
Cuheyne'den 1000,
Ğıfarilerden 400,
Süleym'den 1400 yiğit katılır Mekke'nin fethine.
Rakamlarda ihtilaf olsa da 10.000 ile 12.000 arasında değişmektedir.
Merruzzahran'da on iki bin ateş yakılarak Mekkelilerin gözü korkutulur.
Arabulucu olarak gelen Ebusüfyan'ın gözleri önünde askerler resmigeçit yaparlar.
Mekke'ye girerken Safa ile Merve arasında yorgun olmadıklarını göstermek için koşarak girerler Mekke'ye.
Hazreti İbrahim'den beri çorak kalan bu topraklara yağmur gibi yağdılar.
Kırılan kalpleri tamir ettiler.
Soluk benizlere kan, ölmüş toplumlara can verdiler.
Putlaşmış insanların kanunlarıyla dondurulan insanlara hareket getirdiler.
Kendileri yandılar ama yanarken tükenen mum gibi etraflarını aydınlattılar.
Gönül ufuklarına dikilen putları yıktılar.
Kalpten kalbe giden yolları işlettiler.
Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali gibi (Allah hepsinden razı olsun) hür fikirli, gür sesli, adaletin, hayanın, cesaretin, edebin örneği insanlar yetişti.
Mazlumların inlemesi dindi.
Köleler efendi oldu.
Kafirlerin yanında hiçbir değeri olmayan köle Bilallar özgürlüğüne kavuştu, binlerce yıl sonra da "Salâtü selamla" anılır oldu.
Alnı ak, yüzü pak, başı dik yiğitler yetişti.
Kafirlerin kölesi iken efendisinin yüzüne bakamayacak kadar ezilmiş Bilal, Mekke'nin fethi günü Kâbe'nin üzerinde ezan okudu.
Uyuşmuş kanları coşturdu.
Miskin canları harekete geçirdi.
Ülkeleri ve insanlarını, Firavun gibi, halkını oyuna getiren, fırıldak çeviren, kandıran zulmeden zalim yöneticilerden,
Haman gibi, cin fikirli, şeytana pabucu ters giydiren, saman altından su yürüterek bilimselliğini ortaya koyan hokkabaz ilim adamlarından,
Karun gibi, sürmeyi gözden çalan, manayı sözden kaldıran, hem nalına hem mıhına vuran, keseri hep kendine yontan, "Yazı gelirse ben kazanırım, tura gelirse sen kaybedersin" diyerek hep kazanan, hortumcu, soyguncu kodamanlardan kurtardı Müslümanları.
Ekmeğinde alın teri olmayan, hazırlopçuluk yapan, "Armut piş ağzıma düş" şarkısını mırıldanan, vakit öldürme cinayetleri işleyen, avını saran yılan gibi vücudunun bütün kaslarını tembellik saran, elini dilenmek için çalıştırdığına sevinen milletlerin üstündeki miskinlik ağını parçaladı.
Şatafatla, gösterişli merasimlerle değil, mütevazi bir şekilde, devesinin boynuna kadar eğilip öyle girdi Mekke'ye.
Mekke parlamentosunun katil, soyguncu, hortumcu üyeleri elleri böğründe, boyunları bükük vaziyette cezalarını beklerlerken, onları hapse attırıp kavganın fitilini yeniden ateşlemek yerine kıyamete kadar gelecek yöneticilere örnek olacak bir davranış sergiledi ve:
"Hepiniz hürsünüz, haydi evlerinize gidiniz" dedi ve kardeşleri tarafından kuyuya atılan sonra Mısıra sultan olan Hz. Yusuf'un kendi kardeşlerine söylediği "Bu günden başlayarak geçmişinizi hiç konuşmayacağız, ayıplamayacağız, hesaba çekmeyeceğiz anlamında Yusuf süresinin 92 inci ayetini okudu. (Bak, İbn-i hacer Feth-ul Bari 8/18, Beyhaki Süneni Kübra 9/118 hadis 18055, Kurtubi tefsiri Yusuf 92)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



