Lunaparklarda, insanların görüntülerini bozan, eğip büken farklı evsaflarda aynalar vardır. Kimisi tombul gösterir, kimisi de ince ve uzun bir görüntü verir. Bir de dev aynaları vardır elbet insanı olduğundan büyük gösteren. Gerçeği olduğundan çok daha büyük aksettirir. Gerçek mahiyetinden bir şey kaybetmez, sadece şeklen bozulur. Karşısına geçtiğiniz aynada devasa çıktınız diye gerçekte de bir dev olmazsınız yani. Dolayısıyla aldatıcıdır dev aynaları. Bu aldatıcılığa atfen de "kendisini dev aynasında görmek" şeklinde bir deyim kullanılır.
Kendini haddinden fazla önemsemek veya kendi varlığına gereğinden fazla bir anlam yüklemek, bir bakıma kendisini bilmemek veya olayları, içinde bulunduğu durumu ve kendisini doğru tahlil edememek sorunudur. Yunus Emre'nin "İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsin/Ya nice okumaktır" mısralarındaki tasvire uyan bir hal söz konusu olur.
Bir de bu kendini bilmemek durumunun ısrarla ve insanları yanıltmaya varan bir tutumla yinelendiğini düşünürsek, bu kendisine gereğinden fazla önem atfetme hali giderek bir kibre dönüşebilir. Kibir büyüklenmeyi de getirir ve sakınılmalıdır. Haktan yana olmaktan kopuş başlar, niyetlerin bozulması şeklinde devam eder. "Okudum bildim deme/Çok taat kıldım deme/Eğer Hak bilmez isen/Abes yere gelmektir" uyarısını Yunus bundan yapmıştır belki de.
Türk toplumunun, son 250 yıllık mağlubiyet sürecinin de verdiği bir yılgınlıkla, sıradanlaşan bir havaya ve bir bakıma aşağılık kompleksine bürünmesi/büründürülmesinin ilacı ise kendisini dev aynalarında görmesi/gösterilmesi olamaz. Önceden büyük olduğunu bilecek ve şu an hangi noktada olduğunu görüp durum değerlendirmesi yapacak. Doğrusu budur. Ortada, acı da olsa, bir gerçek varsa kabullenilir, yeter ki doğru sonuçlara ulaşılabilsin.
Siyasi iktidarların göz boyama ve popülizm niyetleriyle (ve kontrollerindeki basın eliyle) yürüttükleri her sahada nurlu ufuklara koşan ülke imajı sorgulanmaya muhtaçtır dolayısıyla. Zor zamanlarda ve başarısızlık anlarında pek de geçerli olan "enkaz devraldık" özrü gibi, ortada bir başarı tablosu olduğunu ima eden "nurlu ufuklar" söylemi de gerçeğin kendisi değildir. Hele ki, günümüz Türkiye tablosu her yeni günde yeni bir sıkıntıyı, yeni bir zıtlaşmayı, kamplaşmayı, gerilimi yansıtırken, milyonlarca insan açlık sınırının altında ve milyonlarcası da işsiz güçsüz yaşam mücadelesi verirken, pembe tablolar çizmenin dikkat dağıtmaktan başka bir amacı olamaz sanki. Her ne hikmetse, dağılan dikkatler de bir türlü gerçek sorunlara ve gündemlere de dönemez, döndürülmez.
Türk milleti, tarihi birikimi ve oynamış olduğu roller itibariyle tarihin hiçbir döneminde kıyıda köşede kalmamış, bilhassa Müslümanlığı kabul ettikten sonra, İslam davasının bayraktarı olmuş bir topluluktur. Dolayısıyla, büyük düşünmek ve büyük olmak bu topraklarda karşılığı olan kavramlardır. Suya, sabuna dokunmamayı, egemenlerin dümen suyunda gitmeyi bilmez bu millet. Bu zihinlerimizdeki bir önkabuldür olagelmiştir.
Ancak bugün, Türkiye büyük düşünmemekte ve büyüklüğüne yakışır şekilde hareket etmemektedir. Bu bir gerçektir. Gerçeklerin bu dönemdeki kadar ters yüz edildiği görülmemişken, çizilen bu lider ülke imajı tamamen sorunludur. Gözlerimize perdeler inmiş ve yapay kahramanlık görüntüleriyle beynimiz yıkanmaktadır. Ve sorun, Türkiye'yi yöneten ve büyük düşündüklerini söyleyenlerin küçük hesaplar peşinde koşmalarında yatar. Büyük olmanın şartı her anlamda bir bağımsız düşünme ve hareket etme yetisine sahip olmaktan geçer. Kaynağı ve ilhamı meçhul girişimlerle veya Anadolu'nun çıkarlarına aykırı oluşumlarla büyük olunmaz. Emir kulu veya taşeron olunur sadece.
Üniversite mezunlarının büyük çoğunluğunu işsizler ordusunun saflarına yazdıran bir ülke kalkıp da büyüklükten bahsedemez. Milli tesislerini, sanayisini yabancılara satmak için can atan, giderek daha fazla oranda düşük katma değerli mallar üreterek büyük olmayı beceremezsiniz. Kendisine ait bankası, markası, büyük sanayi kuruluşu olmayan büyük devlet gördünüz mü hiç?
Ya eli kanlı çapulcuların kahramanlar edasıyla karşılanmasına, merasimlerle oradan oraya uğurlanmasına sessiz kalan, üstüne üstlük bir de marifetmiş gibi bu kimselerin ayaklarına kendi memurlarını gönderen bir devletin büyüklük iddiasına ne demeli? Havada kalacaktır bu iddia. Tarihte görülmemiş bir hızla ve adeta krallara layık bir muameleyle ifadelerini alıp, uygunsuz kısımları ayıklamakla ve ışık hızıyla söz konusu kimseleri salıvermekle büyük devlet olma kriterlerinin uyuşmasını bekleyemezsiniz.
Daha 5-6 sene öncesine kadar kırmızı çizgilerimiz olarak adlandırılan ve çiğnenmesinin bir devletin önceliklerinin ve onurunun da ayaklar altına alınması anlamına gelen Kuzey Irak'taki kukla devletin ayağına gitmekle de büyük devlet olamazsınız. Askerlerinin cenazeleri yüzünden zorda kalan ve bölgeden çekilmeye hazırlanan ABD'nin ilhamıyla misyon üstlendiği ve bölgesel güç olduğu (Türkiye zaten bölgenin hamisidir, abisidir. Bunun bilincinde olmayıp da bölgesel güç oluyoruz demek abestir ) zannına kapılmak, olsa olsa göbekten siyasi otoriteye eklemlenmiş olan medya organlarını ve körü körüne parti yandaşlığı yapanları heyecanlandırır ancak. Hangi amaçlara hizmet ettiği meçhul olan açılımlarla da sadece lunaparktaki dev aynasında büyüklük taslanabilir.
İnsanlarının çoğunun adam akıllı bir sağlık hizmeti bile alamadığı, gelir dağılımında bir uçurumun yaşandığı, yolsuzluğun ve yoksulluğun kurumsallaştığı, insanlarının bilhassa apolitikleştirildiği, kendi sorunlarına ve potansiyeline yabancılaştırılan bir ülkedir söz konusu olan. Türkiye ayağa kalksa İslam dünyası da ayağa kalkacaktır. Ancak, içi boş ve samimiyetsiz eylemlerden bunu beklemek de akılla mantıkla bağdaşmayacaktır. İlk fırsatta dev aynasının karşısından ayrılmak şart olmuştur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



