Çocuk yetiştirmek dünyanın en zor en meşakkatli işlerinden biri... Bir çiçekten daha narin, bir kuştan daha hassas, bir ağaçtan daha ağır ve zorlu bir görev çocuk yetiştirmek. Uzun ve çok boyutlu emek gerekiyor. Çocuklarına yemeyip yediren, giymeyip giydiren, onları gözlerinden bile sakınan anne ve babaları incelediğimizde çocuklarını eğitirken farklı tutumları benimsediklerini görüyoruz.
Kimi anne ve babalar çocuklarına karşı aşırı koruyucu olurken, kimileri alabildiğine ilgisiz kalabiliyor. Kimi ebeveynler çocuklarını yoğun bir biçimde baskı altına alıp yetiştirmeye çalışırken, kimi ebeveynler de çocuklarını aşırı bir şekilde müsamaha gösterip, kontrolsüz bırakabiliyor.
Çocuğun aşırı bir biçimde baskı altına alınıp her hareketinin kontrol edilmesi, iç kuşkusuz ideal bir tutum ve davranış değildir. Buna karşı çocuğu bütün hareketlerinde serbest bırakmakta yine ideal bir çözüm değil...
Disiplini öne çıkararak çocuğu eğitmek isteyen aileler, çocuklarını düşledikleri gibi şekillendirmek için üzerinde yoğun bir baskı oluştururlar. Onun yemesinden, içmesinden, oynamasından, uyumasından tutun da her davranışı kendileri belirler ve çocuğa inisiyatif alanı bırakmazlar. Hatta çocukların oyun taleplerinin bile kendilerinin geçmişte sevip oynadığı ya da oynamadığı oyunları tercih etmesini isterler.
Baskıcı aileler bununla da yetinmeyip, çocuklarından itaat kültürünün gelişmesi isterler. Bir başka ifadeyle kendilerine aşırı biçimde itaat etmesini, saygı göstermesini, söylediklerini harfi harfine uymasını isterler. Uymadıkları zaman ceza onları bekliyordur. Cezanın oranı da ağır olur. O yüzden çocuk kişiliksiz, süklüm büklüm bir şekilde büyür... Yemesinden, içmesinden, davranışından tutun da hareketlerine karşı her şeyi bildik ve ısmarladıktır. Edilgen ve şahsiyet oluşturamamış yapısıyla pasif ve kişiliksiz bir durumdadır. Onun her şeyi annesi ve babasıdır. Yanında annesi ve babası olunca rahat eder. Çünkü ailesi onun adına düşünüp onun adına karar verirler. Özgüven diye bir mefhumun onun hayatında yeri yoktur. Bir davranış yapmak için karar vermekte alabildiğine acizdir. Derse bile ailesinden çekindiği, tedirgin olup korktuğu için çalışır. Aldığı notları ailesi için alır.
Baskıcı bir anne babanın denetiminde yetişmeye çalışan çocuk tipi, edilgen, içe dönük, inisiyatif almaktan, kendini ifade etmekten uzak bir çocuk tipidir. Böyle yetişen çocukların hayatta başarılı olması pek mümkün olmamaktadır. Ayrıca sürekli baskı altında yetişen çocuk, şiddete meyilli olarak bir tutum ve davranış içine girer. Ailesine karşı başarısız olduğu konularda dahi, onların tahammülsüzlüğünü bildiği için yalanı, dolanı kendine bir yöntem olarak seçer ve benimser.
Disiplinli bir ebeveynin denetiminde yetişen çocuk, çevreyle ilişki kurmakta, sosyal ilişkileri düzenlemekte zorlanır. Karşısına çıkan bir engel karşısında nasıl tutum alacağını, takınacağını kestiremez. Tavır alması gereken her konuda bocalar, sürekli zihnin de "Acaba bunu yaparsam annem babam ne denir? Bana kızarlar mı? Beni cezalandırırlar mı?" gibi kaygı ve düşüncelerle ağır basar.
Çocuk özgüvensizlikten kaynaklanan bir tutumla en değer verdiği tavır ve davranış, ailesinin bakış açısıdır. Onların gözünde değer verilmek onun en önem verdiği olgudur. Bu nedenle ailesinin kendisini eleştirmesi, adeta onun yıkımı olur.
Baskıcı ailelerde çocuğun başarısı ayrı bir faciadır. Çünkü çocuk hep başarılı olmak, sürekli çalışıp iyi notlar almak zorundadır. Ailesinin gözünde tipik bir yarış atı gibidir Sürekli falanca ailenin, filanca dostun, komşunun çocuğundan daha yüksek not almak, daha başarılı olmak zorundadır. Çocuk öğrenmenin ve öğrendiklerini beraberinde gelen düşünmenin, kendini geliştirmenin zevkini hiçbir zaman tadamaz. Sürekli olarak hep başarılı olmak, hep ipi göğüslemek zorundadır.
Çoğu baskıcı ebeveynin böyle bir tutum almasındaki yegâne etken, hayata karşı kendi başarısızlıklarıdır. Hâl böyle olunca aileler kendilerinin düşleyip başaramadıklarını çocuklarının başarmasını, kendi ulaşamadıkları ideallere onlar ulaşmasını isterler. Çocuklarının kendileri olmayıp farklı şahsiyetler olduklarını akıllarından bile geçirmezler. Kendilerine benzeyen bir prototip oluşturmak için yoğun baskılarını sürdürür, ısrarla yanlış tavırlarını devam ettirirler...
Her şey çocuk için değil, her şey ebeveyn içindir. Merkez olan, odak olan çocuk değil anne ve babadır. Çocuk deyim yerindeyse bir alet, bir araç, bir garnitür... Onun da fikri, düşüncesi, isteği, arzusu, eğilimi, talebi varmış...gibi düşünceler bu aile kategorisine göre klasik betimlemelerdir.
Ebeveyn konuşur, çocuk susar...
Ebeveyn ister, çocuk yapar...
Ebeveyn gösterir, çocuk koşar, Ebeveyn işaret verir, çocuk hareketlenir...
Deyim yerindeyse ruhsuz, işlevsiz, daha çok mekaniği anımsatan bir kişi ve görümdedir çocuk.
Kişiliksiz ve bir başına... Yalnız bir çocuk...
Hele de çocuk ailesinin isteklerini yerine getiremezse yandığı gündür.
Aslında ne böyle çocuk yetiştirilir, ne de eğitilir. Bu tür anne babaların bırakın sağlıklı nesiller yetiştirmesini, öncelikle ciddi biçimde psikolojik tedaviden geçmeleri, tedavi edilmeleri gerekir.
Çocuk anne ve babadan apayrı bir bireydir. Çocukluğunu yaşaması ve baskıdan uzak bir ortamda yetişmesi ve sağlıklı bir kişilik kazanması lâzımdır. Bunun yolu yordamı da despot aileden geçmemektedir...
Despot bir aile bırakın çocuk yetiştirmeyi, bu yöntemlerle bir sebze bile yetiştiremez. Ne yazık ki, despot aileler tarafından yetiştirilen çocukların psikolojik sapkınlıkları uç boyuttadır. Toplumda "kuzu" gibi yetiştirilen bu çocuklar hiç beklenmeyen çılgın ve ani tepkilerle kendi hayatlarını kararttıkları gibi başkalarının hayatlarını da karartırlar. O nedenle baskıcı ailelerde sevgi yerine baskı, öfke ve tehdit egemendir. İlişkilerde katı bir sarmalla örülmüş birer tuzak ya da mayın gibidir. Çocuk genelde hayatın mayınları karşısında tökezleyip bir daha ayağa kalkamaz.
Bu noktada yukarıdaki davranışlarının aksi bir tutum ise sorumsuz ailelerde görülür. Onun da anlattıklarımızdan üç aşağı beş yukarı farkları yoktur.
Dolayısıyla çocuğun yetişmesinde baskıcı ebeveyn kötü bir aile modeli olduğu gibi, aşırı serbest aile modeli de yine menfi bir aile modelidir. İdeal olan davranış ve eğitim biçiminde ifrad ve tefritlerden uzak durmaktır. İlişkilerin, davranışların karşılıklı sevgi ve saygıya dayandığı bir aile modelidir. Dert ve sıkıntıların konuşarak, karşılıklı anlayışla giderildiği, karşılıklı özverinin hâkim olduğu, dengeli bir aile modeli. Ebeveyn ebeveyndir, çocuk da çocuk... Çocuk hata yapma lüksüne sahip, ailede hoş görüyle yanlış davranışlardan korumakla sorumludur. Ne ruhu bunaltan bir baskı, ne de tamamen başıboş bırakan bir davranış modeli, ölçülü, kontrollü, aşırıya kaçmayan koruyucu ve kollayıcı bir davranış modeli ideal modeldir...
İnançtan kaynaklanan sevginin ve dayanışmanın harman olduğu bir aile modeli, en idealist aile modelidir...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



