En son sergi ziyaretimi Genel Müdürümüz Ömer Yüksel Özek'in mihmandarlığında, İstanbul trafiğinin bütün engellemelerine rağmen 13 Ocak 2009 tarihinde Cemal Reşit Rey'e gerçekleştirmiştim. Sergi salonunun loş ışığı altında, seçkin misafirlerin arasında ilerlerken sahneye ev sahibi Hasan Aycın beyefendi davet ediliyordu. Sanat hayatının 30. yılını kutlayan Aycın'ın, mikrofonu eline almasıyla bırakması bir oluyordu. Sarfettiği iki kelime âdeta 30 yıllık sanat hayatının mim durağıydı. "Konuşabilseydim, çizmezdim..."
Aynı çizgilerindeki ifade derinliği ve keskinliğinin izdüşümü gibi... Sanki "Çizgizâr"ın sözle açılımı... Az şey söyleyerek, çok şey anlatma sanatı... Bu özellikler şair ruhlu insanlara has, Aycın'ı her nekadar çizgileriyle tanısak da...
Geçtiğimiz Salı gününün sabahı yazı işlerine girer girmez önce bir dost sesi karşıladı bizleri, sonra kendisi. İsmail Altınışık; dostane lâtifeleriyle gönlümüzü, şairane hitabetiyle benliğimizi ırgaladı. Tıpkı "Kuşlar"daki dizeleri gibi kanatlandırdı bizleri.
Sonrasında hemen hemen her karşılaşmamızda hatırlattığı "Kızlarağası" ve "Kızkulesi" göndermesini yineleyerek, elindeki sınırlı sayıdaki davetiyelerden birini uzattı.
Mesaj alınmıştı.
Çünkü İslâm Edebiyatı'nın ilk düşünürlerinden olan şair Yûsuf Has Hacib, "Kutadgu Bilig" isimli eserinde şairlerle ilgili olarak; "Söz dizen, insanları öven ve yeren şiirler yazan şairlere önem ver. Bunların dili kılıçtan keskin, kalplerinin yolu kıldan incedir. Onlar aslında denizden inci çıkaran dalgıçlara benzerler. Bunlara mümkün olduğu kadar iyi muamele et, dillerine düşme..." diyerek bin küsur yıl öncesinden nasihatte bulunuyor bizlere.
Bilgelerin özü de, sözü de bir olur, dinlemek lâzım!..
Bu vesile ile bütün programları iptal edip, davetiyede tarif edilen "Hakikat Zamanı"na yolculuğu yeğlemekten başka çare yok.
Sergi salonunu dolduran sanatseverlerin yerlerini almasıyla Fahri Ormanlı tarafından kürsüye davet edilen MSP eski İstanbul İl Başkanı 85'lik ihtiyar delikanlı Mehmet Okul beyefendi; Fuzulî'yi, Mevlana'yı, Yunus'u, Yahya Kemal'i ve Necip Fazıl'ı örnekleyerek yeni nesile güzellikler fısıldadı. Arkasından "ahde vefa alkışları" Prof. Dr. Necmettin Erbakan için şakıdı, hiç durmadan dakikalarca. Ev sahibi İsmail Altınışık'a ise gülen gözler arasında kürsüden inerek; siyah örtülü, kırmızı kürdelalı "düğüm"ü Mehmet Okul ve Yılmaz Birinci eşliğinde çözmek (kesmek değil) düştü. Desenlerin arasına yazılan "Bürge Destanı", şair Altınışık'ın kalbinden süzülerek bir kez daha dudaklarına hücum etti.
Şair Altınışık'ın "17. Desenli Şiir Sergisi"ne davet ederken; "Daha önce söyleme fırsatı bulamadığım duygu ve düşüncelerimi 'Hakikat Zamanı' adı altında ifade etme günü geldiğine inanıyorum" iddiasının peşine takılıp Beyazıt'taki "İstanbul Fetih Cemiyeti"ne gelmekle ne iyi etmişim. İyiki de öyle yapmışım, iyiki de bir dostun çağrısına icabet edip, mekânı sımsıcak kılan dizelerin derinliğinde, kalpleri hoşgörülü misafirlerle buluşmuşum.
Şimdiye kadar (Ümit Güneşi, Sevgi Pınarı, Ömür Boyu Savaş, Bakışların Ötesi, Onlar Susuyor, Ödünç Bir Ay, Kolay Değil, Dinle Sen de Dinle ve Hakikat Zamanı) 9 şiir kitabı yayımlanan, 16 kişisel "Desenli Şiir Sergisi" açan şair Altınışık'ın da halen söyleyemediği ve dillendiremediği bir şeyler varsa, vay bizim halimize diye düşünmeden edemiyor insan.
Fakat, insanda ruh doysa ölümdür zaten...
Sergilenen eserlerin arasında gezinirken; duyguların şiirlerle bezendiği, altın varaklı çerçevelerin dizeleri hapsetmekten ziyade özgürleştirdiği gerçekliğiyle yüzleşiyor insan.
Şairin "Ümidim kalacağına, emeğim kalsın" demesindeki izdüşümü, daha farklı bir pencereden seyre sunulduğunu hissediyorsunuz, gördükleriniz karşısında...
Laf cambazlığından öte bir şey bu...
Samimiyetin ikrarı... Sesin söze, sözün satırlara rücû edişi... Sokak aralarına kaçışan seyyar satıcıların arkasından koşuşturan "sert mizaçlı zabıta" tiplemesinden çok farklı...
Gördüklerinizde, hayal ettikleriniz; Mahmuthisar'ın, Sarayönü'nün, Zeytinburnu'nun, Bahçelievler'in, Bayrampaşa'nın sokaklarında yaşayan varlıkların sırlarının ifşasına şahit tutuyor sizleri.
Dahası Anadolu'nun... Dahası İstanbul'un sokaklarına dair daha yeni solunmuş solukların sıcaklığını sunuyor sizlere, bu sergide dost insan İsmail Altınışık.
Sınır çizilemeyecek kadar uçsuz bucaksız... İlham alabildiğince... Desenlerle şiirlerin izdivacı... Cömertçe ama hoyratça değil.
Şairleri bir çırpıda kavrayıp, anlatabilmek zordur. Çünkü onların ruhunda, efsunlu cümlelere dizelerde can vermek vardır. Şair ne öz söylemiş: "yazık, her şeyi hapsettiler, ırmakları kartpostala."
Özgürlüğü arıyorsanız dizelerin arasına bir bakın...
Ezcümle, şair İsmail Altınışık beyefendinin "Desenli Şiir Sergisi"ni 23 Mart 2009 tarihine kadar ziyaret edebilirsiniz. Sadece şiir değil, iklimin soğukluğunda sıcak ortam özlemi duyanlara detay için iletişim numarası:
(0212) 638 61 45 veya (0532) 552 13 31


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



