Cumhuriyet Halk Partisi'nde başlayan tüzük tartışması partide bölünme meydana getirdi. Gelin isterseniz bu sürece nasıl gelindi ona bir bakalım. CHP'nin önceki Genel Başkanı Deniz Baykal döneminde yapılan kurultayda bir tüzük değişikliği yapıldı. Bu tüzüğe göre genel sekreterin yetkileri azaltıldı. Ayrıca partide genel başkan yardımcılıkları artırılarak genel sekreterin yetkileri başkan yardımcılarına devredildi.
Bu operasyondan sonra Deniz Baykalla Önder Sav'ın arası açıldı. Önder Sav, Deniz Baykal'ın partiden kendisini tasviye etmek istediğini düşünerek Baykal'ın kaseti çıkar çıkmaz hemen soluğu Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanında aldı. Baykal'ın tüzük darbesine Önder Sav'da Kılıçdaroğlu ile cevap verdi. Baykal kaset olayından sonra tekrar partinin başına gelmek istedi. Önder Sav da Baykal beni tasfiye etmek istedi ben de ona bir gol atayım diyerek en beklenmedik anda Baykal'ı terk ederek Kılıçdaroğlu'unun saflarına katıldı. Baykal, Önder Sav'ın bu tutumunu ihanet olarak yorumladı. İşin geçmişini kısaca böyle özetlemek mümkün.
Kemal Kılıçdaroğlu Genel Başkan oldu. Ancak partide ipleri eline geçiremedi. Önder Sav hep genel başkan gibi davrandı. Kılıçdaroğlu bana minnet duysun, onu ben getirdim diye düşündü. Böylece partide ikili bir yapı ortaya çıktı. Bu durum Kemal Kılıçdaroğlu'nun emanetçi görüntüye bürünmesine neden oldu. Kamuoyundaki ilgi giderek düşmeye başladı. Bu durumu fark eden Kılıçdaroğlu, Önder Sav'a karşı direnme yolunu seçti. Peki neler mi oldu ?
Önder Sav ilk önce CHP Eski İl Başkanı Gürsel Tekin'i partiden uzaklaştırmayı denedi. Parti meclisine girmemesi için direndi. Kılıçdaroğlu ve medya bastırınca Gürsel Tekin parti meclisine girdi. Sav daha sonra Gürsel Tekin'i parti MYK'sına almak istemedi. Bunda da başarılı olamadı. Çatlak giderek büyümeye başladı.
Asıl kırılma noktası ise parti politikalarında yaşandı. Peki neydi parti politikalarındaki çatlak. Birincisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu aftan söz etti. Bu af terör örgütü mensuplarını kapsayan bir aftı. Bu af konusu partide çatlağa yol açtı. Ulusalcı CHP'liler değişimci CHP'lilerle çatıştı.
Kılıçdaroğlu'nun bir başka açıklaması başörtüsü konusunun çözümüne ilişkindi. Önder Sav ve ekibi başörtüsü konusunun çözümüne karşıydı. Kılıçdaroğlu ve ekibi ise kamuyondan puan almak için başörtüsünün çözümünü istiyorlardı. Bu konuda da derin bir çatlak yaşandı.
En son yaşanan görüş ayrılığı ise 29 Ekim resepsiyonunda yaşandı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Çankaya köşkünde eşli bir resepsiyon verdi Bu resepsiyona başörtülüleri de çağırdı. Önder Sav ve ekibi bu resepsiyona katılmayacaklarını partinin grup başkanvekili Muharrem İnce'nin ağzından duyurdular. Derin CHP bu resepsiyona katılmayacağını ifade etti. Oysa Kılıçdaroğlu ise bu resepsiyona katılmak istiyordu.
Peki dananın kuyruğu nerede koptu. Bence asıl kopuş Kılıçdaroğlu ile Kemal Derviş'in buluşmasından sonra yaşandı. Kemal Derviş ABD ve AB'nin desteklediği bir isim. Bu isim Türkiye'de sermayenin ve ABD'nin temsilcisi gibi algılanıyor. Derviş, Kılıçdaroğlu'na CHP'nin bu yapısıyla iktidar olamayacağını, AB ve ABD'den destek alamayacağını söylemiş olmalı. CHP'nin parti politikalarını değiştirmesi gerektiğini belirtmiş olmalı. Bu görüşmeden sonra düğmeye basıldı. Ayrıca ABD ve AB CHP'nin değişmesini istiyor. Bu haliyle CHP onların işine yaramıyor. O nedenle sözde değişim ve özgürlükten yana bir CHP planlıyorlar. Bu nedenle Önder Sav ve ekibi tasfiye edilecektir. Önder Sav'ın bu savaştan galip gelmesi mümkün değildir. Derviş, DSP'den sonra CHP'yi de parçalamıştır. Elbette Kemal Derviş'in bu parçalamayı kişisel olarak yaptığını söylemiyorum. Kemal Derviş algısı Türkiye'de IMF demek, AB demek, ABD demek o nedenle bu fotoğraf ve algı CHP'yi bölmüştür diyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




