Bugünlerde Dersim'in acıları tekrar gündemde. Ne ki acı olan onca yıla karşın, katliamcı kafa hiç değişikliğe uğramamış.
Cinayetleri haklı gösteren insanlar göğüslerini gererek konuşmaktalar.
Onca cana kıyanların yakınları, torunları; herkesten daha pişkin, dedelerini ve katliamı savunabilmekteler.
Üstelik daha şefkatli olması gereken kadınlar da katılıyor kervana.
Bunlardan biri de İsmet İnönü nün torunu, CHP'li Gülsün Bilgehan.
Bu kadıncağız, bir eli yağda bir eli balda bir aileden geliyor olduğundan mıdır?
Ya da kendisi gibi Dersim'lilerin de; saraylarda, yalılarda, şalelerde büyüdüğünü sandığından mıdır, verdiği beyanatta;
"Dersimliler iyi ki sürüldü" diyebilmekte.
Acaba saraydan çıkarılıp daha küçük bir köşkte yaşamak zorunda bırakıldıklarını mı sanmakta.
Zira Padişahlardan sonra; Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Celal Bayar ve ailelerinin tadını çıkardığı kasır ve saraylarda, saltanat süren kadim geleneğin dışında bir hayat tasavvur edemediği için mi, "iyi ki sürüldüler" diyebilmekte.
Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler, mantığını yadsımamakta.
Zira Celal Bayar, Küçüksu Kasrı'nı pek sevip orada ikamet etmiş, kendisine yakın olan tarihi Küçüksu Camii'ne gelen halktan rahatsız olduğundan mıdır, hazret caminin de ortadan kaldırılmasını bir çırpıda halletmişti.
Mustafa Kemal de uzun yıllar Dolmabahçe Sarayı'nda yaşayıp, orada vefat etmişti.
İsmet İnönü'nün oğulları Erdal ve Ömer Beyler kalıyor diye Dolmabahçe Sarayı'nın kaloriferleri hep açık tutuluyordu ki, küçük beyler sarayın büyük salonlarında koşup oynarken üşütmesinler diye.
Aile öylesine şale ve kasırların müdavimi ki.
Boğaz içinde, İnönü'nün çocuklarına ait Anadoluhisarı'ndaki görkemli yalının deniz kenarındaki muhteşem bahçesi yetmiyormuş gibi, tarihi bir eseri de işgal ettiler.
Muhteremlerin yalısı ile bitişik Yıldırım Bayezid'ın asırlar önce inşa ettiği açık hava mescidinin yarısını da koparıp bahçelerine kattılar.
Yüzyıl önceki resimlerde deniz kenarında olan mescit, böylece yalının arka tarafında kalıverdi.
Sahilin keyfi kadim ailenin oldu.
Beytül maldır, vakıf eserdir, milletin ortak değeridir, tarihi mescitin hiç gözyaşına bakmadılar.
Bendeki de akıl, mescidi de araya sıkıştırıyorum. Adamlar katliam yapıyor, utanmıyor, bir de cinayetleri savunmaktalar, kim dinler garip mescidin derdini.
Meğer Dersime medeniyet götürmüşler.
İnönü'nün torunu Bilgehan'ın yorumu kanı donduracak cinsten;
"Sonuçta, bugün Tunceli bölgesi en görgülü, en eğitimli, demokrasiye inanan insanlardan oluşuyor. Mesela sürgünlerden söz ediliyor. O sürgünlerde çok iyi yetişmiş genç kızlar da var. Belki o bölgede, ortaçağ şartlarında kalsalardı o aileleri kuramayacaklardı."
Sürgün ki ölümden acıdır.
Ölümü bir kere yaşarsın.
Ama sürgün, her gün ölür.
Gittikleri yerlerde, uzun yollarda can verdiler, hastalandılar. Akılları yurtlarında kaldı. Vardıkları ellerin yurdunda horlandılar, dışlandılar, yoksul kaldılar.
Öldürülen küçük çocukların dışında, anne babalarını kaybetmiş olanlar, belki varlıklı ailelere evlatlık verildi.
Ama orada da bu çocuklara tecavüz edildi, öldüresiye dövüldüler, işkence gördüler, onurları kırıldı.
İnsanları üzerinde doğdukları topraklardan koparmak atmak, ölümden de acı.
Bu sebeple bahçeden bir gül bile koparıp vazoya masamın üzerine bırakamıyorum, onu dalından koparmak acısını yaşatmaktan aklım çıkmakta.
Sizse, insanların yurdunu yuvasını tarumar ettiniz, evlerini bağlarını bahçelerini viran ettiniz, sürgünlerle sevdalıları ayırdınız.
Bu insanlık suçunu bir de savunmanız, işte bu yarayı biraz daha kanattı.
Rahmetli Alevi dedesi Mehmet İpekoğlu anlatmıştı.
Hâlâ ağlıyordu, sürgün yıllarını anımsarken.
Beşikte bebektir.
Katliamcılar anne babasını öldürmüşler, bebeği de süngülemişler.
Ama hayat ona bir şans vermiş, yaşamış.
Yetmişlik ihtiyar, sırtını açar, kalleş süngü yaralarını gösterirdi.
Yetmiş yıldır kapanmayan kapkara yaraların nasıl hâlâ acı verdiğini ağlayarak gösterirdi.
Hüzünlü idi hep duruşu.
Memleketi burnunda tüterdi.
Sürgün yaşadığı yerden, ilk fırsatta kaçıp köylerine dönenlerden dinlemiştim yüreklerini sızlatan yurt özlemini.
Şimdi Bayan Bilgehan iyi ki sürülmüşler demekte.
Meğer vahşi bir Kızılderili kabilesi olarak gördükleri masum insanlara, eğitim ve görgü öğrettikleri için teşekkür bile beklemekte imişler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



