Dersimde katliam olmuş.
CHP kabul etmiyor.
Bu işte büyük bir yanlışlık var.
Sene 1937.
Unutulamayacak kadar büyük bir katliam yaşanmış.
50 bin kişi, çoluk çocuk öldürülmüş.
Bir kişi de olsa, bu acıyı hafifletebilir mi?
Katliamın o kadar çok trajedik boyutu var ki.
Ölümü yaşayanlara susmak düşmüş.
Sabiha Gökçen havalimanından daha çok doğu ve güneydoğuya uçuşlar yapılmakta.
Doğu yolcuları uçaktan indiklerinde; kendilerini Sabiha Gökçen'in uçağı içindeki resimleri ile karşılaması ile kim bilir kanları kaçıncı kez donmaktadır.
Zira Dersim katliamında, Seyit Rıza ve yanındakilerin öldürülmesi işinde Sabiha Gökçen de fiili görev almış.
Uçağına atlayıp, Dersim'in başına bombalar yağdırmış.
Sivil halk, beşikte bebekler, yaşlılar, gençler, hamile kadınlar insafsızca öldürülmüşlerdir.
Evler, köyler ateşe verilmiş.
Halk mağaralara kaçmış.
Takip eden askerler, mağaralara zehirli gazlar atmış.
İnsanlar acımasızca sırtlarından süngülenmiş.
Munzur çayı kıpkırmızı kan akmış.
Her yan cesetten geçilmez olmuş.
Üzerlerine kurşun yağan kadınlardan kendisini Munzur ırmağına, Fırat'ın kollarına atanlar olmuş.
Bu kadınlardan kimi azgın sularda boğulmuş.
Kimi kucağında iki çocuğu ile arkasından gelen askerlerden kaçmak için suya atladığında; nehrin suları yeni doğum yaptığı bebeği alıp gitmiş.
Ancak cesedine ulaştığında bebeğin, sığındığı bir mağarada tırnakları ile açtığı toprağa gömmüş.
Günlerce ıslak giysileri ile titreştiği mağarada hayatta kalan çocuğunu, bebeğin sütünü emzirerek beslediğini anlatmıştı, O günleri her hatırladığında bir çocuk gibi hıçkırıklara tutulan Bukke Nene.
"O kadar güzel bebekti, kara gözleri vardı, azgın sular elimden aldı, peşi sıra koştum, bulduğumda çoktan boğulmuştu, onca yıla karşın tek gece yoktur ki onun için ve yaşadıklarımıza ağlamayarak geçsin".
Bütün bu çekilen çilelere karşın, dönemin Cumhuriyet gazetesi,"barbarlara medeniyet götürüyoruz"diye katliamı öven manşetler atmış.
Sağ kalanlar için köylerinde yaşamak yasak edilmiş.
Köyler boşaltılmış, ahali Orta ve Batı Karadeniz bölgelerinin dağlık yerlerine yerleştirilmiş.
Anne babası öldürülen binlerce çocuk, katliam yapan görevlilere evlatlık verilmiş.
Dersim'in kayıp kızları, yaşları sekseni geçtiğinde ancak bulunabildi.
Kimisi, ailelerinin katilinin evinde tecavüze uğramıştı.
Ya da dayaklar altında öldüresiye dövülmüştü.
Dersimin evladı, Hüseyin Aygün; CHP milletvekili olmasına karşın bu gerçeği bir kez daha yüksek sesle dile getiriyor.
Dersimliler on yıllardır annelerinden, nenelerinden dinledikleri acı hikâyelerle, ağıtlarla, hüzünlü türkülerle büyümüşler.
Bugünün gençleri, o acıları yaşamasa da.
Hafızaları bu elemle dolu.
Hüseyin Aygün de herkesin bildiği ama kendilerinin birebir yaşadığı bu katliamı dile getirdi:
"Dersim katliamının sorumlusu CHP dir. Atatürk'ün de katliamdan haberi vardı".
Kıyamet kopuyor.
Ulusalcı vekiller kaleme sarılıp deklarasyon hazırlıyor.
Ailesinden kırk kişiyi katliamda kaybetmiş Kılıçdaroğlu, Aygün'den savunma istiyor.
Tablo bir daha en acıklı rengini alıyor.
Munzur dağlarının başı eğiliyor.
Murat suyu yeniden kıpkırmızı oluyor.
Hakçik boğazı kan kusuyor.
Katliam çeken insanların torunlarına yeniden susmak, geçmişi anmamak, kör kalmak düşüyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



