Birinci kural şudur ki, her olay yaşandığı dönemle değerlendirilmelidir. Türkiye Cumhuriyeti siyasi tarihini doğru anlayabilmenin yolu bugünün doğrularıyla dünü okumaya çalışmamakla olacaktır. Dersim'de yaşananları, olayların sorumlularını konuşmak eleştirmek bugünün hem popüler olan hem de kolay olan kısmıdır. Hemen uyaralım, Dersim'de yaşananları haklı çıkarma gibi bir gayretimiz yoktur. Lakin bu konu hakkında konuşanların da samimi tavırlar göstermesi gerekecektir. Eğer derdimiz geçmişimizle yüzleşmek ve hakkı teslim etmekse bunu bir plan-program dahilinde yapmak lazım gelir. O vakit yüzleşme sadece bir kesimle, olayla sınırlı bırakılmaz, tüm olayları kapsar. Dersimle yüzleşildiği kadar İskilipli Atıf Hoca, Şeyh Sait ve benzerleriyle de yüzleşilir.
Hedefteki İki Kesim
Önce şu tespiti yapalım. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sürecinde idareyi elinde bulunduranlar yeni bir devlet olabilmek adına Osmanlı'nın mirasını yok saymayı tercih etmişlerdir. Bu süreçte yani yeni devletin temelleri atılırken engel olarak görülen iki kesim ortaya çıkmıştır. Bunlardan birisi İslami hassasiyetleri olan toplumun büyük bir çoğunluğu, bir diğer ifade ile İslami kesim, diğeri ise ulus-devlet anlayışına engel olarak görülen Doğu ve G.Doğu bölgelerinde yaşayan genelde de Kürt kökenli olan kesim.
Bu iki kesime tam anlamıyla bir baskı kurulmaya çalışılmış, yeni rejimin ve inkılaplarının kabulü için zor kullanmaktan çekinilmemiştir. Bugün halen var olan ama kimsenin takmadığı şapka o dönemlerde belki binlerce masum cana mal oldu. İskilipli Atıf Hoca sembol bir isim olarak bunun sadece bir örneği oldu. Tarih kitaplarında İngiliz ajanı olarak tanıtılan ama bölge insanının halen hayırla yad ettiği Şeyh Sait'in durumu da aynı. Bugün adına Kürt sorunu denilen meselenin kangrenleşme sürecine girmesi bu dönemlerde atılan adımlarla oldu.
Özür Yarışı Nereden Çıktı?
Dersim'in Alevi nüfus nedeniyle farklılık arz ettiği söylenebilir, lakin yukarıda da ifade edildiği gibi zaten rejim farklı olan her şeye karşı mücadeleyi tercih etmiştir. Dolayısıyla sanki devlet tek bir noktaya savaş açmış gibi göstermek insafa sığmayacaktır.
Hele hele -siyasi bir hata olduğunu düşündüğümüz- özür dileme yarışına girmek pek de akılcı bir yaklaşım gibi gözükmemektedir.
Peki o halde iktidar ve ana muhalefet neden bir anda özür yarışına tutuldu? Amaç sadece oya dönüşmesi umuduyla PR çalışması yapmak ve Alevi nüfusa göz kırpmak mı, yoksa başka hedefler mi var? Bu sürecin sonuçları nereye gider, kimlere yarar?
Samimiyet ve iyi niyet odaklı bir yaklaşımla hareket eden bir iktidar var ise karşımızda Dersim tartışmasından korkmaya, endişelenmeye pek de lüzum yoktur. Lakin sıfır sorun hayali ve kendi ifadeleri ile görünmez duvarlarımızı yıkma amacıyla Ermenilere kucak açan yöneticilerimizin elleri boş kalmış görüntüsü aklımıza gelince ister istemez "acaba" diyoruz. Ermeni meselesinde, Kıbrıs sorununda olduğu gibi AB istedi diye mi adım atıyoruz yoksa kendi ihtiyaçlarımızın gereğini mi yapıyoruz?
Dersim konusunun bir tarafında duran Kılıçdaroğlu zaten bildiğimiz umutsuz vakıa pozisyonunda. Bu ülkenin hayrına atacakları günün hayaliyle yaşıyoruz. Kendisinden doğru adımlar atması beklenen taraf ise mevcut siyasi iktidar. İşte tam da bu nokta da, iktidarın bugüne kadar önemli hassas konularda attığı adımları hatırlıyoruz ve korkmaktan kendimizi alamıyoruz. Bunun için verilecek o kadar çok örnek var ki... Sözgelimi, diz boyunda kan nehirleri akıtan, önüne her geleni yakıp yıkan Haçlı seferlerini bile "faydalı" olarak değerlendirecek kadar iyimser olan Başbakan Erdoğan'ın Dersim konusunda gösterdiği tavır bir ikilem oluşturuyor.
Bir diğer taraftan Kılıçdaroğlu'na Tuncelili oluşunu saklamasından ötürü yüklenen Erdoğan, cümle arasında " hadi açıkla da sana Alevi damgası yapıştırayım" mesajını da vermekten çekinmiyor. Yani aslında asıl gaye Dersim'le yüzleşmek değil başka planlar taşıyor. Ama ne yazık ki bu arada kabuk bağlamış bir yaramız daha kanatılıyor.
İşte bütün bunlar bizlere "horoz döğüşü"nü hatırlatıyor. Gereksiz, vakitsiz, plansız tartışmalarla yine cambaza bak yapıyor birileri. Onun için diyoruz ki, Dersim bahane, Suriye şahane!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



