Rahmetli Aliya İzzetbegovic, 12 Ocak 1994 tarihinde Saraybosna'daki Holiday Inn Hotel'de gerçekleştirilen, SDA Yönetim Kurulu Toplantısı'nda aynen şunları söylüyordu: "Yalnızca bizim partimizin değil, dünya'daki bütün partilerin şöyle bir sorunla karşılaştığını hatıra getirebiliriz: Dürüst fakat yetkin olmayan insanlarla yetkin olan fakat dürüst olmayan insanlar arasında tercih yapmak. Eğer tercih birincisinde yana konulursa, çok ciddi problemlerle karşılaşılabilir. Çünkü devlet devlettir ve oldukça karmaşık bir işleyişi vardır. Bazı şeyler tuhaftır. Örneğin ehliyet almak için bir sınavı geçmeniz ve araba kullanma izni almış olmanız gerekir. Ancak herhangi bir sınavı geçmeksizin ve mesleki yeterliliğinizi ispatlamaksızın, başkan olabilir ve en büyük sorumlulukları alabilirsiniz. Bu çelişkili durumda yani dürüst fakat daha az kalifiye olana karşın dürüst olmayan ancak son derece kalifiye olan tercihinde sizlere ilk seçeneği öneririm. İdeal olan her ikisinin bir arada bulunmasıdır ve hem yeteneğin hem de dürüstlüğün tek insanda bulunması bir piyangodur. Genelde bu özelliklerden biri bulunmaz." [Konuşmalar, Klasik Yayınları, Sayfa 17]
Maalesef Türkiye'de aynı sıkıntıyı yaşıyor. Yetenek ve ahlâka aynı anda sahip olan insanların sayısı oldukça az ve gün geçtikçe bu sayı daha da azalıyor. Çok yetenekli kişilerin ahlâki sorunları var. Çok ahlâklı kişilerin yetenekleri aynı oranda sınırlı. Rahmetli Aliya'nın üzerine basarak belirttiği gibi tercihiniz birincisinden yana olursa, eninde sonunda sorun yaşarsınız. Aslında ikinciyi tercih edenler için de durum farklı değil. Ahlak olmayınca yeteneğin, yetenek olmayınca ahlakın pek bir değer ve anlamı yok. Bu iki özellik insan beyninin sağ ve sol lopu gibi birbirini tamamlıyor. Bu sebeple bize lazım gelen, ister sanatta ister siyasette, hem yetenekli hem de ahlâklı kimseleri tespit etmek, onları desteklemek ve imkânlarımızı seferber etmek.
Ne var ki, bugün hem yeteneksiz ve hem de ahlâksız kişiler destekleniyor. Yetenekli ve ahlâklı kişiler de aynı oranda engelleniyor. İş yapanlar ile işgüzarlık yapanlar arasındaki makas her geçen gün daralıyor. Bu yeteneksiz ve ahlaksız insanlar yaptıkları işlerden ziyade kurdukları ilişkiler ve işgüzarlıklarıyla bir yerlere geliyor. Ardından bu insanlar, bize kurtarıcı olarak takdim ediliyor. Bir telefon görüşmesi esnasında, karşı taraftaki kişi, yukarıda sıraladığım özelliklere sahip olan biri için, "doğru söylüyorsun ama o, her zaman ön planda, her yerde görünüyor. Çok iş yapıyor" demişti.
Bu sayfada yazmaya başladığım günden bugüne kadar, İbrahim Tenekeci'den ilk öğrendiğim ve sıkça duyduğum bir sözdür: "İşimize bakalım." Bu sözün ne anlama geldiğini Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "İnsan, elindeki işle ilgilendiği sürece temiz kalır" sözü en güzel biçimde açıklıyor. Peki, her iki cümlenin ortak noktası olan "iş" nedir?
Öncelikle iş insanlarla ve insanlar için yapılır. Ve adına iş dediğimiz şey, ciddi bir birikim, tecrübe ve çalışma neticesinde ortaya konulan eser ile eser sahibinin şahsiyetinin birbirini tamamlamasıdır. İş yapan insanın eseri eleştirilebilir ama şahsiyeti ve ahlâkı eleştirilmez. İş yapan insanlar karşılarındakine bu fırsatı vermez ve ona göre yaşarlar.
İşi yerine ilişkilerine önem verenler, işi yerine ilişkilerini sağlam tutanların yaptığı ise sadece işgüzarlıktır. Kendilerini pazarlamaktan, iş yapmaya vakit bulamazlar. Bizim insan olarak baktığımız şey, bu insanların gözünde imkân; "dava" diye bildiğimiz şey, sektördür. İş adamından daha ziyade, iş takipçisi izlenimi verirler. Tek meziyetleri olan işportacı uyanıklığını ve köylü kurnazlığını asla terke edemezler. Bu tip insanlara yatırım yapmak ile dere yatağına mesken inşa etmek arasında hiçbir fark yoktur. Kendi elinizle sonunuzu hazırlamış olursunuz.
İş yapmak ile işgüzarlık yapmanın Türk siyasetindeki karşılıkları Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan'dır. Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Milli Nizam Partisi'ni kurmakla, Türk siyasetinde önemli bir iş yapmıştır. Recep Tayyip Erdoğan ise Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurmakla sadece Anavatan ve Doğru yol gibi geçmişteki örneklerinin güncel bir versiyonunu piyasaya sürmüştür. Farkındayım, bu bahsettiklerimin, kış ortasında buz gibi soğuk su satmaktan hiçbir farkı yok. Bizim gibi içi yanan, yüreği kavrulan birkaç kişi bulabilirsek ne ala. Dolayısıyla, kendisine imkân sağlayacak bir sektör arayanlar için, yaptığımız iş, hiç de kârlı değil. Ama Sayın Recai Kutan'ın söylediği gibi: "Hak dava rakamla ölçülmez." Son olarak bu işgüzarlar ve işgüzarlıklardan nasıl ve ne zaman kurtuluruz diye soruyorsanız, hemen söyleyeyim: Ne zaman yaptığımız işlere "Allah'ın gözüne girmek" niyetiyle başlarsak o zaman...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



