Van'daki depremin ardından "ihmal", "kaçak yapılaşma", "deprem vergisinin amacı dışında kullanılışı" gibi konu başlıkları ve her zamanki gibi "her ne pahasına olursa olsun yapacağız, edeceğiz" türünden iddialı ve cüretkar söylemler kaldı geriye. Türkiye'deki bina stoğunun yüzde 40'ını yenileme bedeli olarak 800 milyar lira gibi bir rakamı Konutder Başkanı açıkladı mesela. İstanbul'daki 3,5 milyon binanın yüzde 50'sinin kaçak olması ve bunlarla ilgili "cebren de olsa düzenleme yapılacağını" açıklıyordu Büyükşehir Belediye Başkanı da aynı günlerde. Nedense, yumurta kapıya dayanınca veya eleştiriler yükselince duyuluyor bu türden iddialı demeçler ve çözüme dair sözler. Misal, 1999'dan bugüne kadar neden ve hangi gerekçelerle aynı düzenlemelerin yapılmadığı sorusunu da sormuyor kimse.
İstanbul'da birtakım yerlere konan, içinde ceset torbaları ve birkaç alet edevat bulunan konteynerler dışında İstanbul'da ne gibi hazırlıklar yapıldığı da meçhul. Bazı kamu binalarının, okulların vs. güçlendirilmesine amenna. Ancak, 12 sene zarfında mevcut konut stoğuna eklenen ve kaçak ile depreme dayanıksız kategorisine giren bina sayısı acaba kaç oldu? Şimdi harekete geçileceğinin söylenmesi, biraz toplumun gönlünü soğutmak içinmiş gibi geliyor sanki. En basit bir yağmurda kilitlenen bu şehir, maazallah muhtemel bir depremi nasıl kaldıracak?
Çevre ve Şehircilik Bakanı'nın "Artık kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız" açıklaması da sorunlu. Bu açıklamadaki "artık" ifadesi önemli aslında. Demek ki, bu ana kadar kaçak yapılaşmada bulunanların, kural dışılığa sapanların gözünün yaşına bakılmış da, bu andan itibaren bakılmayacağı manası var bu açıklamada. "Artık" kelimesi o anlamı veriyor.
Bir de deprem vergisinin başka yerlere harcandığına dair bir beyanat var sorgulanması gereken. 1999 depreminden sonra, "depremin yaralarını sarmak" için "geçici" olarak konulan ve 2002'de "kalıcı" hale getirilen deprem vergisi, güya, her an deprem tehdidi altında bulunan Türkiye'de depreme karşı tedbir alınması için kullanılacaktı. Ancak, öğreniyoruz ki, deprem vergisi "yol, su, elektrik" olarak geri dönmüş!
Deprem vergisinin "yol, su, elektrik" olarak toplum yararına harcandığına inanmak şu açıdan çok zor. Türkiye, şahıslar üzerindeki vergi yükünün çok ağır olduğu ve toplanan vergilerin de büyük oranda açıkların kapatılmasına, borcun ve faizinin ödenmesine harcandığı bir memleket. Öyle olmasa, devamlı yeni yeni vergiler türetilmez veya mevcut vergilerin oranları arttırılmazdı.
Bu konudaki eleştiriler Maliye Bakanı'na açıklama üzerine açıklama yaptırıyor. En sonunda rakamlarla ve detaylı bir izahat vereceğini söylüyordu geçen günlerde. Deprem vergisi olarak alınmaya başlanan vergilerden özel iletişim vergisinin, önce kendileri döneminde kalıcı olmadığını söyledi, sonradan da kabul etti. Geçtiğimiz günlerde, buna ilaveten bir de Maliye eski Bakanı Unakıtan'ın "deprem yaralarını sarmak ve kamu dengesini sağlamak" açıklamasını ilave etti Maliye Bakanı. Aynı zamanda, toplanan tüm vergilerin havuzda toplandığını ve ihtiyaca göre oradan harcama yapıldığını söyleyerek, "deprem vergileri nasıl olur da maksat dışı kullanılır?" sorusuna cevap vermeye çalıştı.
Ancak, yine bir şeyi atlıyor Sayın Bakan. Kendi ifadeleri "kamu dengesine harcandı" olmasına rağmen yol, su, elektriğe, yani yatırıma harcandığını varsayalım. Çok güzel, yatırıma da harcandı depreme önlem mahiyetinde toplanan paralar. Peki, deprem için neden harcama yapılmadı? Yoksa, "kamu dengesini gözetmek" amacı, yatırıma harcanmasına da mı engel oldu? Borç, borcun faizi vs. yani.
Vergilerin bir havuzda toplanıp oradan gerekli yerlere harcamalar yapılıyor olsa bile, devlet denen erk, vatandaşından belli bir gerekçe ileri sürerek topladığı parayı kafasına göre ve toplumu bilgilendirmeden haracayabilir mi? O zaman nerede kaldı şeffaflık ve hesap verebilirlik? Toplum, bilgi sahibi değil ki heap sorabilsin. İnsanlar, devamlı deprem için paralar toplandığını düşünüp önlem alındığı fikrine boşu boşuna kapılmış olmayacaklar mı? Toplumu yanıtma olmuyor mu bu?
Sorular çoğaltılabilir, ancak toplum en temel hakkını aramayı ve en hayati konularda bile sorgulamayı bırakma yoluna girmişken, soruların çoğaltılması pek bir anlam ifade etmeyecek. Deprem bölgesindeki insanların çektiği yoksunluk, çaresizlik ve itiraf edilen organizasyonsuzluk görüntüsüne rağmen birileri çıkıp da "niye eleştiriyorsunuz?" der en fazla.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



