Acılar; felaketler yaşandığında kendini belli eder. İnsanoğlu hayata karşı duyarsızdır. Normal bir süreç yaşanırken sanki hayatta hiçbir şey yokmuş gibi davranır. Hayatın sürekli güllük gülistanlık olduğunu düşünür. Hayata karşı temkinli olmayı aklına bile getirmez.
Hayat denenerek yaşanıyor ve süreçlerden geçiliyor. Eskiler hayatı anlamlı hâle getirmek için özlü sözler, deyimler ve hikmetli sözlere dönüştürüyor. Buna bir örnek verirsek:
Hastalanmadan sağlığın, yaşlanmadan gençliğin kıymetini bilin diye. Bunu başka örneklerle de çeşitlendirebiliriz. Günümüz insanı günübirlik yaşıyor. Acılar ve sıkıntılar geçtikten sonra geçmiş bir anda silinip geçiyor. O anı özümsemiyor.
Unutkanlık da Allah'ın bir lütfudur. İnsan sürekli acılarla birlikte yaşayamaz, bunu asla kaldıramaz. Sürekli acı bir zulümdür. Sürekli acı, insanı bunalıma sürükler.
Deprem de Allah'ın yarattığı gerçeklerden biridir. Bu doğada yaşanan bir dengedir. Depremin hikmetlerini bilemeyiz. Kim bilir onun arkasında nasıl bir gerekçe vardır.
Deprem kıyametin küçük bir provasıdır.
Kıyamet sahnesi Kur'an-ı Kerim'de çok özlü bir biçimde verilir. Dağların kayıp gidişi sahnesi anlatılır. Bu küçük provada toprakta nasıl büyük çatlakların olduğu görülür. En iyisi bu sahneyi biz Nebe Suresinden dinleyelim:
"Bismillahirrahmanirrahim
Neyi soruşturuyorlar?
Büyük Haberi, üzerinde anlaşmazlığa düştükleri.
Hayır, hayır! Kuşkusuz bilecekler.
Hayır, hayır! Bir kere daha! Elbette bilecekler!
Biz, yeryüzünü bir beşik yapmadık mı?
Ve dağları da çadır direkleri?
Sizi de çift çift yarattık, ve uykunuzu dinlenme kıldık, ve geceyi, bir örtü yaptık, ve gündüzü, geçim sağlama zamanı kıldık, ve üstümüze, yedi sağlamı bina ettik, ve çok kızgın alevli bir kandil var ettik, ve bulutlardan bol yağmur indirdik, onunla taneleri ve bitkileri çıkarmak için, ve ağaçları sarmaş dolaş bitkileri.
Evet, karar günü, belirlenmiş bir zamandır.
Sûr'a üfürüleceği gün, hepiniz, bölük bölük geleceksiniz, ve gökyüzü açılacak, orada kapılar olacak, ve dağlar, yürütülüp serap olacak.
Evet, Cehennem, pusudaymış gibi durur, azgınlar için, varılacak bir yer olarak!
Orada, kuşaklar boyu kalacaklar.
Orada ne bir serinlik, ne de bir içecek tadacaklar, kaynar su ve buzlu su dışında, uygun karşılık!
Evet, onlar, bir hesaba çekilmeyi umuyorlardı, ve delillerimizi yalanlamak için yalanlıyorlardı.
Oysa biz her şeyi yazıp saydık.
Öyleyse tadın! Bundan böyle. Size cezadan başka bir şey arttırmayacağız!
Evet takvâlılar için bir başarı vardır.
Bahçeler, bağlar, ve yeni yetme, hepsi yaşıt kızlar, ve dolup taşan kadehler...
Orada, ne boş bir söz, ne de yalan duyacaklar.
Rabb'inden karşılık olarak, yeterli bağış olarak, göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabb'i, Rahman'dan... Onun önünde, konuşmaya güç yetirmeyecekler.
Ruh'un ve meleklerin saf saf olup durdukları gün, Rahman'ın izni olmadan, hiç kimse konuşmayacak. Gerçekten de O, gerçeği söyledi!
O gün gerçektir. Öyleyse dileyen, Rabb'inin yanında bir sığınak edinsin.
Evet, sizi, yakın bir cezayla uyardık, o gün kişi, iki eliyle hazırladığını görecek ve inkârcı, 'Yazık bana! Keşke toprak olaydım!' diyecek."1
Bundan sonra bize söz düşmez sevgili okurlarım. Kur'an gerçekleri bize anlatır.
1 Aziz Kur'an, Prof. Dr. Muhammed Hamidullah meali. Beyan yayınları, 2008, İstanbul, Nebe Suresi, s. 587, 588.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



