İlk depremi, belleğimi zorlayınca 1968 Bingöl / Kiğı bölgesi depremini anımsıyorum. Öncesinde, yaşanmış olan ufak tefek depremlerin bende bir izi yok. 1968'da sabah saatleriydi. Mevsimini tam anımsayamıyorum. Ağabeyim, İstanbul'dan köye gelmişti. Onun özlemi vardı içimizde. Dedemin odasından çıkınca merdivenleri iki basamak iniyoruz, hemen sağında, bir basamakla örtmeye çıkıyoruz. Orada ibrikle birbirimizin ellerine su döküyoruz, yüzümüzü yıkıyoruz. Birden güneyden gelen bir uğultuyla sallanmaya başladık. Ağaçlar güneyden kuzeye doğru yan yattı. Sanki bir büyük deniz dalgası gibi. Koca ağaçların dalları yere değecek gibi oldu. O sıralar Kur'an öğreniyorum Büyük Dayım Kâtibi Efendi'den. Köyün imamı aynı zamanda. Zelzele türü felaketlerde "Zilzal" suresinin okunması gerektiğini söylemişti. Bu büyük zelzele anında yüksek sesle okumuş, damdan aşağı atlamıştım. Kardeşlerim de. Biz, beş kardeş de bir aradaydık. Annem içerde sabah kahvaltısını hazırlıyordu. Sonra, telâşla içeri girmiştik, annem de arka kapıdan dışarı çıkmıştı. Ortalık durulunca içeri girdiğimizde taş duvarlarımızda birkaç yerde elimizi sokacağımız şekilde yarıklar oluşmuştu. Birkaç gün hemen bütün komşularla dışarıda sabahlamıştık.
Köyümüzün muhtarı Süleyman Amca evimizi ağır hasarlı göstermişti. Devletten küçük bir yardım, bir çadır gelmişti. Sonra o çadırı iade ettik. Meğer o zaman dünya bankasından ev yapma yardımı çıkmış verilmemişti. 2003 depreminde bu ortaya çıktı. O parayla yıkılan evimizin yerine yenisini yaptık.
Daha sonra, Elazığ'da okuldayken, şiddetli bir sarsıntıyla sokağa fırladık. Birkaç saat sonra Bingöl'de çok şiddetli bir deprem olduğu, şehrin yerle bir olduğu haberi geldi. O zamana orada akraba ve arkadaşlarımız okuyordu. O depremi yerinde görememiştim.
Bir yaz günü tek başıma Körtük tarlamızda ekin biçiyordum. Yoruldum, hem orağımı keskinleştirmek hem de dinlenmek için gölgeye çekilmiştim. Oturduğum yerde deprem alttan vurunca beni hoplattı. Koşa koşa eve gittim, annemi merak ediyordum. Neyse ki, büyük bir deprem değilmiş. O evimiz, biz İstanbul'a göçünce yıkıldı. Yerine yenisini yapınca anneme dünyaları bağışlamış olduk. Her yaz gider, orada kendi dünyasında yaşar.
Gölcük depremini de bütün dehşetiyle yaşadık. Belleğimizde korkusu hala duruyor.
Karakoçan depremi içimde bir burukluk oluşturdu. Atalarımın geçtiği güzergâh, Gözerek köyünde [yeni adını bilmiyorum] bir süre konaklamışlar. Oradan Hasköy'e göçmüşler. Uzaktan akrabalarımız da o bölgede yaşar. Yakınlarımı aradım, onların kiminin ahırları yıkılmış hayvanları telef olmuş. Çevre köylerde ve o bölgede hasar büyük.
"Kerpiç evler" diye köylüleri ve o bölge insanını ta'n eyleyen, aşağılayanlara acıyorum. Bölgeyi, insanımızın koşullarını bilmeyenler bol keseden savuruyorlar.
Çocukluğumda gittim oralara. O civarda su çok az. Evler su çevrelerine kurulmuş, ancak içme ve temizlik ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Ya da birkaç bostana yetiyor. Bölge tam bir bozkır, orman yok, yetiştirilen ağaç çok az. Söğüt, kavak vb ağaçlar gibi. Bölgede, taş duvar için, kesme olabilecek, duvarda kullanılabilecek taşlar da yok. Çevre arazide bulunan taşlar moloz ve biraz büyüğü, yuvarlak. Bunlar da ancak o dönemde eşek, katır ve at sırtında taşınabilenler. Dolayısıyla kerpiç, kullanılabilen tek malzeme. Akrabalarımın evlerine gittiğimde çok da yadırgamıştım bu durumu. Bizim çevrede, meşe ormanı, yetiştirilebilen ağaç bol. Dağ eteklerinde kesme taşlar oldukça fazla. Düzgün ve kullanılabilir. Oysa bu bölgede bu imkân hemen hiç yok. Buğday gibi tahıl ürünleri, özel olarak sulanmaz, sulanamaz. Kar ve yağmur gibi yağışlardan ne kadar beslenebilirse beslenir. Oralarda hayvancılık daha çok yaygın. O köylerin büyük koyun sürüleri olurdu.
Devlet erkânı kendisini hangi dünyada sanıyorsa, öyle konuşup duruyorlar. Ülkenin gerçekleri yerine ve konumuna göre değişiyor. Bir zamanlar Almancılar, yurt dışına gidenler betonarme binalar yaptılar. Onlardır ayakta kalanlar. Deprem sonuçta bir imtihan. Her halükârda. Modern dünya insanı hayata bir başka pencereden bakıyor ne yazık ki. Gerçekler yerinde ve koşullarında bilinir ancak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



