Rauf Denktaş vefat etti...
Söyleyecek söz bulamıyorum...
Sadece belki şu;
Kıbrıs Davası yetim kaldı...
Osman Usta'nın Genel Başkanı olduğu Mahalli İdareler Derneği tarafından KKTC'de düzenlenen seminer-programların birkaçına ben de katıldım..
Hemen her defasında Cumhurbaşkanı Denktaş Ada'ya gelen misafirlerinin yanı başındaydı..
Arabasını kendi kullanır, koruma falan da getirmezdi... Sade bir yaşamı vardı...
Yıllarca devam eden ve adeta kronik hal alan Kıbrıs görüşmelerinde ve Kıbrıs Davası'nda Denktaş adeta sigorta idi... Uluslararası Kıbrıs görüşmelerinde tüm dünyanın karşısında tek isim Denktaş'tı...
TV ekranlarında Denktaş'ı görünce şöyle bir 'oh' çeker, rahatlardık...
Zira, biliyorduk ki uluslararası anlaşmaları, bunların ne anlama geldiğini, yorumunu, maddelerin açıklarını ondan daha iyi bilen başka bir isim yoktu...
Kıbrıs Davası yetim kaldı...
Çok güvendiğin bir isimle yola çıktığında çoğu kez yanına bir çakı bile almazsın.. Bilirsin ki, birlikte olduğun arkadaşın tüm tedbirleri almıştır.
Denktaş işte böyle bir isimdi; güven verirdi...
Birçokları onu Demirel'le yan yana getirir..
Ne alâkası varsa... Tam aksine;
Denktaş'ın yan yana gelebileceği isim Demirel değil merhum Erbakan'dır. Hiç yanından ayırmadığı fotoğraf makinesinden yansıyan kareler, Denktaş'ın yılmaz Kıbrıs Davası savunuculuğunun, haklı inatçılığının, yorulmazlığının, uluslararası barış manifestosunun, düşmanları çıldırtan dostları sevindiren o yorgun alın çizgilerinin ispatıdır...
KKTC yiğit bir evlâdını kaybetti.
Allah mekânını cennet eylesin.
6191 sayılı yasanın bir kanadı hâlâ kırık
"Merhabalar.
22 Mart'ta Meclis'ten çıkan 6191 sayılı yasa ile ilgili şikayetlerimizi defalarca anlattık. AKP'nin çıkardığı yasanın hedefi şuydu; namaz kılan eşi kapalı olan ve inancıyla sözde laikliğe ve Atatürk ilkelerine muhalif yaşayan muvazzaf subay astsubay ve uzman jandarmaların görev esnasında yapılan baskı ve üzerine giydirilen disiplinsizlik gömleği ile görevlerinden YAŞ (Yüksek Askeri Şûra) marifetiyle atılmalarından (kibarca resen emekli edilmelerinden) dolayı yaşadığı itibarsızlığı gidermek için TBMM eliyle bir yasa çıkarıp itibarlarını iade etmek...
Peki ordudan sadece YAŞ marifetiyle mi atıldılar? Tabii ki hayır!
Kuvvet komutanına ve Milli Savunma Bakanına KARARNAME imzalatarak da çok kişi atıldı.
Yani amaç YAŞ ile yapılan ordudan atma sayısını göze batmayacak şekilde azaltmaktı...
Bunları niye anlattım?
Ben de eşi kapalı olan ve 5 vakit namaz kılan bir deniz astsubayı idim..
Fişleneceğim ve dışlanacağım korkusundan eşli davetlere gitmezdim..
İnancımın gereğini yapar ve dürüstlüğümden taviz vermeden Peygamber ocağı gördüğüm TSK'daki (donanmadaki) görevimi itina ile yapmaya çalışırdım...
Öyle ki son iki yıl çalıştığım gemide yılın 9 ayını liman dışında görevde 1 ayını liman vardiyası nöbetiyle geçirdim ve kalan 2 ayın 1/3'ünü de günlük mesaimle gemide geçirip toplamda 8760 saat olan 1 yılın 7800 saatini görevde 960 saatini gemiden dışarıda geçirdim...
Uyku saatlerimi çıkınca 480 saatimi özgürce evimde yaşayabildim..
Bu fedakar hayatı kutsal saydığım vatan için yaşadım...
Karşılığında Balyoz Soruşturması'na bulaşan bir amirimin düzenlediği olumsuz sicil yüzünden yargıya yollanmadan düzmece suçlarla disiplinsiz sayıldım ve donanma komutanlığından kapının önüne kondum...
Şimdi neler yapıyorum diye soran olursa; "YAŞ'a çıkmayan dosyamın suçlusu ben değilim." diye anlatmaya çalışıyorum; TBMM ve MSB'ye...
Kimlere mi anlattım?
Yakın zamanda ulaştığım TBMM Başkanı sayın Cemil Çiçek'e, Meclis Milli Savunma Komisyonu Başkanı sayın Oğuz Kaan Köksal'a, Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı sayın Sefer Üstün'e, Meclis Adalet Komisyonu Başkanı sayın Ahmet İyimaya'ya ve de ASDER (Adaleti Savunanlar Derneği) onursal Başkanı emekli Tuğgeneral sayın Adnan Tanrıverdi vasıtasıyla Milli Savunma Bakanı sayın İsmet Yılmaz'a...
Sayın Başbakanıma seslenmek istiyorum;
Ben inancı tehlike gören zihniyet tarafından görevimden dışlandım...
YAŞ kararıyla atılıp hakkını alan arkadaşlarımdan hiçbir farkım yok...
Ben de ADALET talep ediyorum..
HAK sahibine verilmelidir diye düşünüyorum..
Bu adaletsizliğin çözüm yeri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi değil TBMM'dir diye inanıyorum.
SAYIN BAŞBAKANIM;
Atalarımın adalet dağıttığı AİHM'e değil, milletin iradesini temsil eden TBMM'ne ve sizin adaletinize sığınıyorum. (ALİ DENİZ)
Ankara notları...
Belediye ve Özel İdare Çalışanları Birliği Sendikası (BEM-BİR-SEN)'in www.haberdemeti.com'a verdiği Basın Ödülü'nü almak için kısa süreliğine Ankara'ya gittim.
Sendika Genel Başkanı Mürsel Turbay'ın yaptığı konuşmada kullandığı şu cümle kendi meslekî geleceği açısından anlamlıydı; "Katılımcı Demokrasiden yanadır Bem-Bir-Sen; karanlık mihraklarla işi olmaz, milletinden yanadır, darbe özlemcileriyle onlara yardakçılık yapanlarla, 5'li çete uzantılarıyla, kendilerine ulusalcı derken milletin demokrasi ile kucaklaşmasına set çekenlerle asla beraber olmaz, olamaz."
Uzun aradan sonra gittiğim Ankara'dan diğer notlara gelince;
* Otogar'da (AŞTİ) otobüs saatini beklerken yanıma iki dilenci ve iki de mobil çaycı geldi. AŞTİ dilencileri çıtayı yükseltmiş; '2 lira var mı?' Çay 1,5 lira. "Pahalı değil mi?' deyince, "Abi, yeni zam yaptılar..'
* Başkent'te en çok duyduğum cümlelerden biri, 'götüren, götürene!'. Kim, nereden, ne götürüyor, anlayamadım.
* Özellikle iş arayan ya da terfi etmek isteyen meslektaş-bürokratlar da şu soruyu yönelttiler: "Abi, cemaatten tanıdık var mı?"
* Kızılay'daki Dost Kitabevi her zamanki gibi. Kitapların konularına göre diziliş sıraları bile yıllar öncesinin aynı. Vallahi bravo...
* Bürokratlar her zamanki gibi hep meşgul.
* Milli Gazete Ankara bürosu cıvıl cıvıl...
* Öngörülerine hep güvendiğim ticari taksiciler bu kez bana sordular; "Abi, biz içinde olduğumuz için anlayamıyoruz, Hükümetin durumu ne?"
* Or'an semtindeki TBMM lojmanları yerle yeksan olmuş; yerinde gökdelenler ve AVM'ler yükselmiş.
* Kızılay'ın göbeğinde üst geçitteki yürüyen merdiven yine bozuktu...
* Nedense TBMM'ye gitmek bu kez hiç içimden gelmedi.
NOT: Bugün 16 ocak 2012. Demirbank iyi günler diler. 2012 yılında yeni, anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012'den 15 gün daha eksildi. Oysa, yeni sivil anayasa adına atılan en küçük bir adım henüz yok. Takipçisiyiz...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



