Faaliyetleri PKK ile eklemlendirilen Demokratik Toplum Kongresi'nin demokratik özerklik ilanı ve Silvan'da 13 askerin şehit edilmesi gündeme bomba gibi düşerken, Türkiye'nin nasıl bir sürece doğru sürüklenmeye çalışıldığı ise oluşturulmaya çalışılan huzursuzluk ortamından kolayca anlaşılabilir.
Güneydoğu'da hayata geçirilmeye çalışılan "iç karışıklık" ile "iç kanamanın" devamından yana politika yapmaya çalışan zihniyetlerin ortaya koymaya çalıştıkları "çözümsüzlük" politikaları konusundaki ısrarlı tutumları, kendilerinden çok Türkiye'yi manipüle etmeye çalışan ABD ve diğer Batılı güçlerin lehine bir gelişme göstermektedir.
Ortadoğu'da "Geleceğin Demokrasisi"(Anticipatory Democracy) adı altında empoze edilmeye çalışılan Batı modelinin iflas noktasına geldiği bir dönemde, Demokratik Toplum Kongresi'nin aldığı"Demokratik Özerklik" kararı, Güneydoğu'da çözümü değil, çatışma ve kamplaşma ruhunu yeniden canlandırmaya yönelik adımları tetikleyeceği endişesini de beraberinde getirmiştir.
İktidarın ise bu olaylar karşısında sürekli olarak yaklaşma-kaçınma çatışması( approach-avoidance confilict) ruhu ile savunma aparatı(aygıtı) ile olaylara farklı boyutlardan ve mesafeli yaklaşması ve sürekli kulvar değiştirmesi siyasi olayların daha çok alevlenmesini sağlamaya yönelik olmuştur.
Özal ve Demirel Hükümetleri dönemlerinde, APO'nun siyasi zemine çekilerek siyasi müzakere sürecine dahil edilmesi için o dönemlerde Talabani'nin üstlendiği rolü çoğumuz çok iyi hatırlıyoruz. AKP iktidarı sürecinde ise APO ile yapılan doğrudan görüşmeler ile kendisine önemli misyon tevdi edilerek tek "belirleyici ve yol gösterici" bir nosyon verilmiştir. Bu görüşmeler ışığında, Apo'nun sözleri örgüt üzerinde adeta tek belirleyici ve yol gösterici olmaya devam etmektedir. İktidarın APO'yu meşrulaştırmaya çalışması ve tek söz sahibi olarak görmesi, Güneydoğu'daki güç dengelerini de altüst etmektedir. Bundan da en fazla zarar gören Türkiye olmaktadır.
Çünkü İktidar, terör ve siyasi zeminde istediğini alamayan örgütü, bu yolla Kürtlerin tek ve vaz geçilemez temsilcisi olarak adeta tescil ettirmek suretiyle daha çok cesaretlendirme yoluna gitmektedir. Oysa ki Bağımsız adayların son seçimlerde aldıkları % 6,5 oy oranı ile Kürtleri tümüyle temsil etmeleri pek mümkün gözükmemektedir.
Benzer şekilde, İrlanda'nın önemli siyasi aktörü olan Gerry Adams'ın başkanlığındaki Sinn Fein'in oy oranı % 6,5, Dublin'deki 166 üyeli parlamentoda sadece 5 milletvekili ile temsil edilmektedir. Keza, Bask bölgesindeki ayrılıkçı ETA'nın siyasi kanadı olarak Arnaldo Otegi Genel Başkanlığındaki Heri Batasuna'nın oy oranı faaliyet gösterdiği dönemlerde % 11'lere kadar gerilemiştir. Benzer şekilde, İspanya'nın Katalonya bölgesinde Joan Puigcercos Genel Başkanlığındaki Esquerra Republicana Partisi de % 6 civarında oy oranı ile Parlamentoda faaliyet göstermektedir.
Hükümetin, Kürt sorununa dar bir çerçeveden bakması, marjinal ve çözümü çözümsüzlük olarak gören partilerle işbirliğine girmeyi yeğlemesi, bir bakıma tutarsızlığın ve işbilmezliğin bir göstergesidir. Bu bizlere hükümet politikasının apaçık vesayet altında olduğunu göstermektedir.
Hassas konular adeta bıçak sırtında iken, "iç kanamanın" devamını kendilerine "güç kaynağı" olarak gören anlayışın denge arayışında çözüm adresi olarak görülmesi, olayların boyutlarını kangrenleştirip, farklı ve istenmeyen noktalara getirmeye yönelik olacaktır.
İktidar Partisi, hiçbir bahanenin arkasına sığınmadan, millete verdiği "Ustalık" sözünü de göz ardı etmeden, kangrenleşme yoluna giden Kürt sorununda acil ve kalıcı çözümünü ortaya koyması gerekir kanaatindeyiz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



