Olaylar karşısında kişi ve kuruluşların farklı tepki vermesi, farklı yorumlarda bulunması doğaldır ama verilen muhtırayı 'demokratik darbe' olarak nitelendirmenin anlaşılır yanı olabilir mi? Önceki gün elektronik posta adresime pek çok mesaj geçildi. Bunların bir kısmı muhtıra karşısındaki üzüntüsünü dile getiriyor bazıları da adeta zil çalıp oynuyordı.. Olayı beklenen bir demokratik darbe olarak nitelendiren mesajı okuduğumda şaşırıp kaldım. Darbe ile demokrasinin nasıl olup da yanyana getirilebildiğini anlayabilmiş değilim.
Hemen belirteyim ki, şahsen siyasete dolaylı ya da doğrudan müdahaleler beni hep üzmüştür.. Son muhtırada da aynı haleti ruhiyeyi yaşadım ve hala yaşıyorum. Bu ülkede hem demoktasiden söz edilip ve sık sık Anayasamızda Cumhuriyetin vasıflarının, "Demokratik, laik, sosylal hukuk devleti" olduğu hatırlatırılırken ömrümüzün 47 yıllık bölümünde 2 doğrudan, 3 de dolaylı olarak siyasete müdahele edildiğini görmek insanı üzüyor, ister istemez demokrasimizinin niteliğini düşünmeye itiyor.Acaba bu ülkede demokarsi yok da sadece insanların oyalanması için mi demokrasiden söz ediliyor? Eğer böyle ise insanları kandırmaya hiç gerek yok.. Anayasada yer alan cumhuriyetin niteliklerinden "demokratik" vasfını kaldırıp atalım bu iş olsun bitsin. Hiç olmazsa Anayasa'da yer alan Cumhuriyetin "Laik, sosyal ve hukuk devleti" vasıfları hakkıyla hayata geçsin..
İşin bir başka boyutu ise varlıklarını demokrasiye borçlu olan bazı siyasi partiler ile sivil toplum örgütlerinin demokrasi diye diye, bir başka ifade ile demokrasi adına sistemin çıkmaza girmesine destek vermeleri katkı sağlamalarıdır. Cumhuriyeti biz kurduk biz koruyacağız iddiasında olanların bu millete gerçek demokrasiyi çok görüyor olmalarıdır ve "Biz ne kadar istersek millet o kadar demokrasi ile yetinmek zorundadır" şeklindeki bir mantığı topluma dayatmalarıdır.
Nasıl oluyor da Cumhuriyetin kuruluşuna sahip çıkıp toplumun büyük bir bölümünü dışlayabiliyorlar bunu da anlamak mümkün değil.
Bu noktada nasıl oldu da kriz noktasına gelindiğini son oylamada DYPve ANAP'ın tutumunu da hatırlatarak bazı alıntılarla aktarmak istiyorum..
Bundan 45 gün önce defterime şu notu düşmüşüm:
"Cumhurbaşkanı seçimi rejim sorunu haline getirilmeye çalışılıyor." ve devam etmişim, "AKP'de bu gidişe adeta destek veriyor." diye..
Aynı günlerde iki farklı gazetede yer alan iki makeleden alıntılar yapmışım. Bu alıntıların ilki Prof. Dr. Levent Köker'e ait:
"Anlaşılan Baykal önderliğindeki CHP demokratik ve halkçı olamıyor. Çünkü anlamlı alternatif programlar üretemiyor, tehdit, tehlike ve korku terimleriyle siyaset yapmaya yöneliyor. Böyle bir siyaset tarzı, neticede olsa olsa, dayanağı korku olan her siyasi proje gibi despotik veya otoriter bir düzene varır, demokrasiye değil."
İlginize sunacağım ikinci alıntı daha önce bir yazımda aktarmış olduğum Dr. Özcan Baripoğlu'nun Radikal Pazar ekinde çıkmış bir yazısından. Şu günlerde bu alıntı ayrı bir önem arzediyor. En azından CHP'nin siyaset anlayışını sergilemesi bakımından tekrar aktarmakta yarar var:
"Bir CHP'li olarak her seçimde sadece irtica tehdidi önüme sürülerek, benden bir kez daha oy talep edilmesinden bıktım. Artık şantaj ilişkisine döndüğüne inanıyorum."
Elektronik posta vasıtayla aldığım bir mesajdan da şu notu almışım:
"Baykal öyle taktik hatalar yapıyor ki AKP'yi haklayayım derken aklıyor."
Bir başka ifade ile Baykal'ın stratejisi AKP'nin başarısızlıklarını gizliyor ve AKP'yi terketmekte olan halkı yeniden geri dönmeye zorluyor. Bu yönüyle diyebeliriz ki Baykal AKPhesabına çalışmış oluyor.
Son söz olarak diyorum ki, demokrasi diye diye siyasete siyaset dışı müdahelelerden usandım, ruhum sıkılıyor ve daralıyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



