milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

28 MAY 2012 PZT
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • VÜCUTTA KENE YOKSA BİLE KKKA BELİRTİLERİNE DİKKAT
  • HAC KURALARI YARIN ÇEKİLECEK
  • "MEVSİM NORMALLERİ" ŞEFTALİYE YARADI
  • DÜNYA İSLAM ALİMLERİ BİRLİĞİ, KATLİAMI KINAYAN BİLDİRİ YAYIMLADI
  • ABD'Lİ ÖĞRETMEN MÜSLÜMANLIĞI SEÇTİ

Demokrasinin serencamı

25 AĞUSTOS 2011
PER 03:10

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

42 yıllık diktatörlük bitti diyor haberde. Güya Kaddafi'nin sonu geldi.

Diktatörlük öyle "şak" emredersin, "tak" biter mi?

Sahi, "Demokrasi" bu kadar kolay mı gelir bir ülkeye?

Kolay olsaydı, bizde hâlâ demokrasinin üzerinde "demoklesin kılıcı" gibi duran "resmi ideoloji"nın kalıntıları olmaz, çoktan bitmiş olurdu.

Ama hâlâ bunun handikaplarını yaşıyoruz biz.

Türkiye'de demokrasi mücadelesi neredeyse 100 yıldır veriliyor. Henüz tam olarak yerleştiğini söyleyemeyiz.

Avrupa'da neredeyse 600 yıla yakın bir mücadele sonrası taşlar yerine oturdu veya oturuyor.

Demokrasinin kurumsallaşmış hali Atina'da başlamıştır derler. Kamu makamları için gerekli olan mülkiyet şartının ortadan kaldırılması, bir vatandaşın Atina meclisinde oy hakkına sahip olması 15. yüzyılın başlarından itibaren kurumsallaşmış.

Ayrıca, sıra ile yönetim konseyi üyeliği ve jüri üyeliği görevleri de vatandaşlar tarafından yerine getirilmiş.

Ancak Atina demokrasisi tam değildi... Vatandaşlık, özgür doğan erkeklerle sınırlandırılmış... Kadınlar, köleler, yabancı yerleşimciler dışlanmış... 20. yüzyıla kadar birçok parlamenter sistemde vatandaşlıkla ilgili benzer sınırlamaların olduğunu hatırlatalım.

İlk çağlarda vatandaş ile fert karıştırılmış... Öncelik, vatandaş sınıfına tanınmış... Ancak, ilk çağlarda bireylerin egemen güce karşı ileri sürebileceği hakları olmamış... Uygulamada katı bir yönetim hakim olmuş ve egemenlik kesin ve mutlak olarak bu yönetimde toplanmış...

Gelelim Ortaçağa... Siyasi yapı 'feodalite'dir. Feodalite, Ortaçağ Avrupa'sında toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri bir kişinin malı sayan bir rejimdi... Yani kısaca Derebeylik sistemi... Bu sistem tam bir sömürü üzerine kurulmuştu. Devletli toplumlarda asker şefleri toprağı ilkel köylülerle paylaşıyor, onları toprak kölesi haline getiriyordu. Köylüler, efendisi için çalışıyor, onlar için yaşıyordu.

Brevheart filmini izlemişsinizdir. Mel Gibson'un hem yönettiği hem de başrolünü üstlendiği filmde derebeyleri köylülerin sadece topraklarına sahip değil, evlenecek bakire kızlarına bile tasadduk ediyordu.

Ortaçağda feodal beylerle krallar arasındaki güç savaşı kralların zaferi ile sonuçlanmış... Kara Avrupa'da monarşiler devri başlamış... Monarklar güya "Tanrının yeryüzündeki temscilcileri" olduklarını savunuyorlardı. Sonra sonra Ortaçağda kral, halk ve derebeyi arasındaki ihtilaflar, antlaşmalarla çözülmüş, hiç olmazsa kendi vatandaşına karşı "insan hakları" formülünü geliştirmeye çalışmış.

Ortaçağda kralın yetkilerini kısıtlayan ve dolayısıyla halkın hürriyetini genişleten en önemli belgenin 63 maddelik 1215 tarihli Manga Carta olduğunu bilmeyen yok. Siyasi iktidarı keyfilikten arındırıyor, hukuk kurallarına tabi tutma, bireyleri siyasi iktidar karşısında bir takım haklara sahip kılma çabaları, batıda bu belgeyle başlar.

H H H

Rönesansla başlayan hümanizm akımı bireyi ön plana çıkardı diyebiliriz. Bu anlayışta devlet hükmeden bir kurum değil, koruyan ve bireye hizmet eden bir kuruma dönüşür. İnsan haklarının felsefi temeli hukuk anlayışına dayanmakta... Bu anlayışa göre insanlar evrensel nitelikli haklara sahiptir.

Gelelim bizdeki "demokrasi" denemelerine. Osmanlı Devleti aslında Avrupalıların ifadesiyle "İmparatorluk" diye adlandırılıyorsa da esasen o günün şartlarına göre tam bir "demokrasi" ile yönetiliyordu. Padişah kafasına estiği gibi davranamıyor, mutlaka etrafında meşveret heyeti ile birlikte hareket ediyordu.

Hatta Osmanlı demokratik idari sisteme, "Kanun-i Esasi" ile kurulan "Meclis-i Mebusan" ile geçmiştir. Bu sisteme "Meşrutiyet" denmiştir.

Nedir Meşrutiyet: "Meşveret, adalet ve hürriyet" gibi kavramların siyasi hayatta hakimiyetini esas aldığı ve "Şer'i kanunlar" ile padişahın yetkisinin sınırlandırılarak, seçilmiş milletvekillerine kanun yapmak yetkisi verilmesidir... Bu yönetim şeklinin de "şeriattan" kaynaklandığını ve "meşru" yönetim şekli dendiği için "meşrutiyet" adını aldığını hatırlatmak isterim.

H H H

Sonrasını biliyorsunuz; "Kanun-i Esasi"nin ilanı ile açılan Meclisi Mebusan, yani parlamenter meclisin üzerinde bulunan "Meclis-i Ayan"ın üyeleri padişah tarafından atanıyor... Tam 7 dönem faaliyet göstermiş, ancak işgal güçlernin baskısı sonucu 1920'de resmen kapatılmış.

Bunun üzerine Meclis-i Mebusan'ın milletvekilleri Ankara'da toplanmış, 23 Nisan'da Ankara'da Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri ile birlikte TBMM'yi açmışlar.

İşte bu meclis, 1923'e kadar tam bir demokratik şekilde çalıştı. Kurtuluş Savaşını kazandı. Ardından yine o yıllarda kurulan CHP ile seçimlere giriş... 1950 yılına kadar "Tek Parti" hükümeti ile ülkeyi Cumhuriyet idaresi adı altında ant-i demokratik ve oldukça despotça bir idare sergilendi. Sırasıyla "devrimler" ve 1946 yılında muhalefet partilerin kurulmasına müsaade edildi... 1950 yılı... Hür seçim ve CHP yönetimi DP'ye devrederek hiç olmazsa kısman de olsa, demokratik bir yönetime kavuştu bu canım ülke.

Uzatmadan;

Demokrasi bir ülkeye kolay gelmiyor. Belli merhaleleri var. Tepeden inmeyle veya siparişle demokrasi geleceğini sananlar yanılırlar.

Ancak Demokrasinin temeli, dipten gelen ve gerçek halk hareketiyle kurulur. İnşa hali biraz uzundur ama neticesi güzeldir.

Fisher Ames'in bir sözünü nakledelim:

"Monarşi güzel bir biblo gibidir, denizde bir süre yüzer ancak bir süre sonra bazı beceriksiz kaptanlar yüzünden kayalara çarpar. Buna karşın demokrasi şişirilmiş bir botta seyahat etmek gibidir. Kolay kolay dibe batmazsın, ama ayakların hep ıslaktır."

Son olarak bir Latin atasözünü size alıntı yapmak isterim, diyor ki:

"Vox populi, vox dei!"

Yani: Halkın sesi, Hakkın sesi!

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 25.08.2011 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: demokrasi, serencam, çağ,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Davut Şahin

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Faiz zaten haramdı
    2. İşgalci nasıl "yerleşimci" oldu?
    3. Spor terörizmi: Holiganizm
    4. "Başkanlık Sistemi" dedikleri
    5. Yatacak yeri olmayanlar
    6. Gündem notları
    7. İngiliz emperyal gücün simgesi: James Bond!
    8. Psikolojik harekatın en güçlü silahı
    9. İntikam soğuk yenen bir yemektir
    10. 28 Şubat'ın son savunucusu: Ertuğrul Özkök
    1. Dindar nesil, ama nasıl?
    2. Psikolojik savaş eğitimi alan 7 gazeteci kim?
    3. Time kapağının şifreleri
    4. Spartacus'un ölümü
    5. Bismillah
    6. Sirkeci Garı'nda "Hür tefekkürün kaleleri"
    7. Sessiz gemi
    8. Kanuni ve torunları
    9. Yahudilerin propaganda silahı: SİNEMA
    10. Özel hayatlar
    1. Hayat bir eğlenceden mi ibaret?
    2. Yemin mi, ant mı?
    3. Canavar evlatlar
    4. Dile kolay, 40 yıl!
    5. Bismillah
    6. Güzellik ve ucube kavramları
    7. Kanuni ve torunları
    8. Danıştay'ın refleksi
    9. Yahudilerin propaganda silahı: SİNEMA
    10. Domino taşları İsrail’i de devirecek mi?
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. Ya Allah!
    2. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    3. Müslüman gençler İstanbul'da buluştu
    4. Yargı sürecini beklememiz lâzım
    5. Kur'an'la hayat bulan bir nesle doğru
    6. Kur'an'a hizmet en büyük şereftir
    7. Şırnak'ta bir üsteğmen şehit düştü
    8. Din kültürü dersleri ilahiyat fakültelerine devredildi
    9. Doktora kılıçla saldıran zanlı gözaltında
    10. Fetih namazı
  • Diğer

    1. Vücutta kene yoksa bile KKKA belirtilerine dikkat
    2. Hac kuraları yarın çekilecek
    3. "Mevsim normalleri" şeftaliye yaradı
    4. Dünya İslam Alimleri Birliği, katliamı kınayan bildiri yayımladı
    5. ABD'li öğretmen Müslümanlığı seçti
    6. "Engelli doğurdu" diye terk edilen kadına, polis sahip çıktı
    7. Türkiye'nin Gül Bahçesi'nde hasat mevsimi
    8. Hula katliamının tanıkları, yaşadıkları dehşeti anlattı
    9. "Kürtaj, bir insanlık suçudur"
    10. Eski elektronik eşyalar geri kazanılacak
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Yelkenler indirildi
    3. Bu olacak Ayasofya!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Ya Allah!
    6. Halkımız gösterilene değil, gizlenene baksın
    7. İktidarda figüran çatlağı
    8. Şok Detay
    9. Yasa geri çekilsin
    10. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
  • Çok Yorumlanan

    1. İsim koyarken nelere dikkat etmeliyiz?
    2. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    3. Zile Kalesi restore ediliyor
    4. Mısır seçimleri Filistin'i etkileyecek
    5. Sezaryenle doğanlarda obezite riski daha fazla
    6. Gençlerde çatışma
    7. En ağır imtihanları onlar yaşadı
    8. En ağır imtihanları onlar yaşadı
    9. İlk çeyrekte yarım puan büyüdü
    10. 30 bin kişi çıkaracak, 3.5 milyar dolar tasarruf edecek
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek