Batı'dan ithal kavramlarla, Batı'ya benzemeye çalışan ve onları model alan "sistemler" kurmaya çalışıyoruz. Bunu, belki de 200 seneye yaklaşan bir süredir de deniyoruz. Şeklimiz şemalimiz benzemeye başladıkça, kafalarımızın da, vicdanlarımızın da günün birinde benzeyebileceğini düşünüyoruz. Mehmet Akif'in, Berlin seyahati sonrasında söylediği "dinleri işlerimiz gibi, işleri de dinimiz gibi" sözü kadar durumumuzu özetleyen ifade var mıdır, bilinmez. İşlerimizi hale yola koymanın formülü elimizde olmasına rağmen, ısrarla yanlış yöntemleri ve örnekleri kendimize hedef seçmekteyiz. Batılılaşma maceramız, onlar bizi topyekün reddetmedikçe biteceğe benzemiyor maalesef.
Batı'dan aldığımız kavramların içinin bu toprakların deneyimiyle dolması zor. Birçok kavramın, bu coğrafyadaki karşılığı bambaşka. Bu coğrafyadaki milliyetçilik (vatansever bir anlayışta olan) anlayışıyla, Batı'daki ırkçılığa kayanı yan yana koymak bile abesle iştigal mesela. İthal kavramlarla sağcılık, solculuk yapanların, gün gelip de aslında durdukları noktanın karşı oldukları harekete ait olduğunu fark etmelerini çokça yaşadık. Bilmediğimiz, daha önce karşılaşmadığımız şeyler üzerinden kendimizi tanımlamaya ve kendimize bir yol çizmeye çalıştıkça, "ne kuş" olacağız, ne de "deve".
Anlamsız bir şekilde, kendimize "medeniyet projesi" olarak seçtiğimiz Avrupa Birliği'ne bir bakın. Oradaki ülkelerle ne bir amaç birliği, ne değerler birliği, ne de dünyada yaşanan adaletsizliklere, çarpıklıklara ve sorunlara yaklaşımda bir ortak görüş birliğimiz var. Hatta, daha da ötesini söylemek gerekirse, onların "avcı" olduğu yerde, biz "av" kategorisinde yer alırız, aldık da.
Dünyadaki güç dengesi ve kaynakların paylaşımı (veya yağması) konusunda, kendilerine meşruiyet sağlamak isteyen ve bunu da sözümona mukaddes bazı değerlerle gerçekleştirme stratejisi güden Batı, kendi uydurma değerler sınıfına sizi de dahil ediyor, ki söylemlerinin etki alanına girebilesiniz. Kendilerini ilgilendiren istisnasız her konuda, çifte standardın, adaletsizliğin, haktan ve hukuktan yana olmamanın en nadide örneklerini devamlı olarak gözümüzün içine sokanlar, kendi icat ettikleri kavramlarla düşünmemizi ve o kavramlar dahilinde kendimizi sınırlamamızı istiyorlar elbette. Mesele, buna ikna olup olmamakta.
Çok eskilere gidilse, ibret vesikası mahiyetinde birçok olay var ve Batı'nın ahlaksız tutumunu, nasıl olup da birtakım kavramlarla desteklediğini görmek için de bire bir. Birinci Dünya Savaşı sırasında, dünyayı nasıl bir keşmekeşe, nasıl bir karabasana sürükledikleri ve milyonlarca insanın ölümüne, milyonlarcasının hayatlarının mahvolmasına hangi çıkarlar için sebep oldukları meydanda. Daha yakın zamanlara gelince, bildik "demokrasi, insan hakları, özgürlük" gibi palavralarla milyonlarca insanı katlettikleri, ülkeleri tarumar edip huzursuzluğu, anarşiyi hakim kıldıkları da aşikar. Arkasına sığındıkları kavramlar, sadece ve sadece birer paravan ve en başta kendileri bile kabul etmiyor.
Ancak, aynı kavramlar, Batı için değil de bizim gibi dünyanın geri kalanı için söz konusu olunca kıyamet kopuyor. Kerameti kendinden menkul ve anlamları üzerinde bile bir ittifakın olmadığı kavramlar için her fırsatta çıngar çıkıyor. Türkiye'de, önüne gelen demokrasi diyor mesela, ancak en temel demokrat tavır bile hak getire. Demokrasi dedikleri, "çok oy almaya" ve neticesinde de istediği gibi davranmaya yarayan bir vasıta aslında bizim gibi ülkelerde.
İşlerin belli bir sistem ve düzen çerçevesinde, hak ve hukuk gözetilerek yapılması elbette arzulanan bir şey. Ancak, Batı'nın zorlama ve içeriği bile meçhul kavramlarını, körü körüne uygulamaya çalışmakla amaca hizmet etmek mümkün müdür, tartışılmalıdır. Soğuk Savaş döneminin ardından yürürlüğe giren "yeni düşman" algısı ve ona göre de "yeni metotların" işleme konması, Batı'nın zorla ihraç ettiği kavramlara ne gibi görevler yüklemiştir, tartışılması gerekir.
ABD'nin son dönemlerdeki hemen her işgalinde veya kirli savaşında öne çıkan kavramlara bir bakın; demokrasi, insan hakları, özgürlük! Özgürlük getirmek için, insanlara haklarını vermek için, demokrasiyi tesis etmek için öldür baba öldür! Değerler sistemimizden insana, tabiata, evrene bakışımıza, hakkaniyet anlayışımıza kadar hiçbir şeyimizin benzemediği bir "sisteme" hem dahil olmaya çalışıyoruz, hem de onların kerameti kendinden menkul kavramlarına hala dört elle sarılıyoruz.
Allah aşkına, Batı'dan demokrasi, insan hakları, özgürlük kavramlarını ithal etmedik de (onların icat ettiği ve zorla dikte ettiği kavramlarla derdimiz, gerçekten bunlara karşı değiliz) yüzyıllarca barbar gibi mi yaşadık yani? Batılıların ve hemen her ülkede bulunan maşalarının ağzından demokrasi, insan hakları, özgürlük sözlerini duyunca insanın kaçası geliyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



