İnsan bazen inanmak istemese de, kendisini kandırmayı sever. Bak bu sefer oldu der.
Olacak, bu ülkeye barış gelecek.
Ama bizlerin istemesi ile gelmiyormuş barış.
Kanla beslenen yarasaların barışa izin vermeyeceğini bilsek de inanmıştık.
İki kafaya birden sahip adamlar, yeniden karartıyor dünyamızı.
Kırkayaklı adamlar bir kez daha el kadar çocukların boğazını keserek cinayetlerini tarihe yazdırmak istemekteler.
Garip ilişkiler yumağı insan denemeyecek yaratıklar, annelerin dünyalarını bir kez daha karartmaktalar.
Bir kadının en değerli hazinesi evladını yakarak, sırıtmaktalar.
Ramazan'da üstelik diyoruz.
Onlar ne anlar ki Ramazan'dan.
Ramazan; sevgi, sabır, aşk, şefkat, saygı, merhamettir, hiç lügatlerine girmemiş ki.
Türünün tersine dönüşmüş bu varlıklarından acıma bekliyoruz.
Sahi bu adamların çocukları yok mu?
Eşleri, sevgilileri, aileleri.
Bir anneden de mi doğmadılar ki bu kadar acımasız olabilmekteler.
Savaş lafı bile temiz kalmakta cinayetlerinin yanında.
İki kafalılar evet.
Birini kesik baş olarak gövdelerinde sallandıran ters bir tür.
İnsan diyemediğimiz bir tür.
Bir ülkenin geleceğini yok etmek için, kara bulutları ufuklardan kaldırmamak için ellerinden geleni yapan katil portreleri.
Şimdi halk kaynamayan tencereden daha çok acı veren terörü konuşmakta sokaklarda.
Hakikaten bıçak, kemiği de alıp inmiş aşağı.
Kimi, "Atatürk gibi bir liderin çıkıp, teröristlere hiç acımadan tıpkı şeyh Said ve bağlılarını astığı gibi" asmalarını istemekte.
Kimi, "Ahmedinejad gibi yapalım, bayrak gibi vinçlerde sallandıralım" demekte.
Göğüslerini yumruklayan vatandaş , "Ben altı ayda terörü bitiririm, başaramazsam kafamı kesin" diye avaz avaz bağırmakta.
Halk son çözümü asmakta, kesmekte görmekte.
İnsana yakışmayan barbarlıkları sıralamaktalar.
Hele bir minibüs koltuğunda kaplumbağa gibi başınızı çıkarıp, "demokrasi, insan hakları" deyin, hırslarını sizden alacak öfkeli kalabalık hızla büyümekte.
Ayağa kalkmış halk, ne duruyorsunuz Kandil'i vurun diye tıpkı vahşi batıdaki galeyana gelmiş halk gibi adres gösterdi.
Ve vuruldu Kandil.
Bıçağın kemiği de sıyırdığı yerde, o da yapıldı.
Ama ne kadar çok insan ölse, çözümsüzlük de o oranda büyüyecektir.
Sahurda bombalanan kandilin ışıkları sönse de, karanlığın kırkayakları yine türeyecektir.
Barış hayalimizi hâlâ muhafaza ediyoruz.
Artık umutlar tükendi, etraf karanlık ne ki çok uzaklarda da olsa; zayıf bir ışık yine de mevcut.
Kanı kanla yıkamazlar derler Anadolu' da.
Kan davalarını bitirmek isteyen, ölümlerin son bulmasını arzu eden vicdan sahipleri, "kanı kanla değil, kanı suyla yıkarlar" derler.
Derler hep, öyle düşünen çok da insan vardır.
Ama garip insan türleri, yine de savaştan daha kirli cinayetleri, pusuları, kalleş gece baskınlarını, habersiz mayınları seçmekten geri durmayacaklardır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



