Nerede okuduğumu hatırlamıyorum; İlhan Berk bir şiir antolojisi hazırlamış; Sait Faik Abasıyanık'tan şiir yerine bir hikâye almış. Antolojiyi çok aradım ama bulamadım...
Ben de bir gün bir şiir antolojisi hazırlarsam eğer -ihtimal ki- Sadık Yalsızuçanlar'ın bir hikâyesini şiir diye alırım, alabilirim...
İlk olarak Yakaza romanını okumuştum Yalsızuçanlar'ın. Sonra Güzeran, Kuş Uykusu ve diğerleri...
Sadık Yalsızuçanlar 80 sonrası Türk hikâyesinin önemli isimlerinden biri. İlk hikâye kitabı Şehirleri Süsleyen Yolcu 1986'da yayımlanmış... Yalsızuçanlar'ın, her metnini 'ilham'la yazdığına inanıyorum. Şiirin kaynağından aldığı 'güç'le oluşturuyor 'anlatı'larını... Özgün bir şiirde 'gördüğümüz' ses ve gerilim, akışkanlık, aşkın bir dil estetiği hemen hemen her hikâyesinde var. Sosyal bir olayı anlatırken olayın psikolojik atmosferini 'olay'dan 'durum'a oradan bireye sonra metne, cümleye, sözcüğe hatta harfe kadar getirmek, sanırım sadece Yalsızuçanlar'a has bir 'yazım tarzı'dır. Hem psikolojik hem de bir o kadar dingin. 'Hâl ehli'ne has bir duyuşla yazıyor. Metnin dibinden ta altından yüzeye doğru ahenkli bir ses 'çıkıyor'; Yalsızuçanlar yazmıyor, söylüyor. Şiir söyler gibi hikâye söylüyor...
Yalsızuçanları'ın, geçen yüzyılın büyük mütefekkir-müçtehit-âlimi Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin 'müstesna dünyası'ndan bir katre anlattığı, Dem romanını okuduğumda yukarıda söylediklerimin bir kez daha doğrulandığını gördüm. Yine o şiir gibi söyleyiş...
Dem romanı, otobiyografik özelliktedir. Cemil'in hayatından kesitler anlatılıyor. Cemil'in Risale-i Nur külliyatıyla tanışması, 70'li yıllardaki Anadolu yaşamı... Romanda, evlerinde işret toplantıları yapılan Malatyalı bir genç olan Cemil'in hayat algısının evreleri bakımından; aile yapısı, Birinci Dünya Savaşı yılları, Cumhuriyet'in kuruluşu, Ebedi Şef ve Milli Şef'in devlet eliyle Müslümanlara yaptığı zulüm ve baskıları, 60 darbesi, 80 ihtilali konu ediliyor. Dem'in olay fonunda bunlar olsa da, gerçekte; Bediüzzaman'ı sevmenin anlatısıdır. Aslında bu kitaba bu sebeple roman demek de biraz yanıltıcı. Çünkü gerçekte yaşanmış bir (birbirine geçmiş birçok hayatlar) hayat anlatılıyor. Romanda geçen isimlerden Cemil hariç (Cemil de muhtemelen yazarın kendisidir) hepsi gerçek; hem de 'büyük hayat'lar yaşamış 'mücadele' insanlarıdır. Bu bakımdan kitapta çok fazla özel isim var. Yazar 'anlatı'sını manilerle, türkülerle, şiirlerle güçlendirmiş. Fakat bu 'dış etken'lerin dozu biraz fazla olmuş.
Bediüzzaman'ın hayatını anlatan Tarihçe-i Hayat'ı ve 'külliyatı' okumuş biri olarak bu romanda beni çok etkileyen birkaç 'olay'ı da söylemeliyim.
Bediüzzaman Meclise davet edilir. Kürsüde bir konuşma yapar. Konuşmasında; milletin inançlı olmasından ve Kur'an'dan bahseder. Bunun üzerine Ebedi Şef sinirlenir; "Sizi muzafferiyetimizi kutlayıp, bize manevi destek veresiniz diye çağırdık; siz geldiniz namazın öneminden bahsediyorsunuz" diye çıkışır. Bediüzzaman işaret parmağını paşanın yüzüne doğrultarak; "Paşa paşa! Kâinatta en yüksek hakikat imandır, imandan sonra namazdır" der. Ebedi Şef çok öfkelenir.
Bakın, Milli Şef de bir yerde ne diyor; "Said-i Nursi ve cemaati şu Adana-Halep demiryolunun ötesindeki Fransızlardan daha tehlikelidir."
Bediüzzaman Barla'da sürgünde; göz hapsindedir. Elazığlı Hulusi Efendi birgün ziyaretine gelir. Bediüzzaman'ın giydiği şalvarda elli tane yama sayar. Elazığ işi yeni bir şalvar göndermek ister. Mektupla birlikte şalvarı gönderir. Hulusi Efendi mektubunda; "Efendim... hediye ve karşılıksız bir şey kabul etmeme kuralınızı bozmak istemem. Sizin için diktirdiğim bu yeni şalvarla, sizdeki yamalı eski şalvarı takas etmek isterim. Kabul ederseniz onu bana göndermeyin, orada ihtiyacı olan birine benim adıma veriniz" Bediüzzaman'ın cevabı şöyle; "Haklısın... kuralımı senin için de bozamam. Gönderdiğin yeni şalvarı aldım. Benim eski şalvarımla takas etmek istedim. Söylediğin gibi onu, senin adına ihtiyacı olan birine vermeyi düşündüm. Araştırdım fakat benden daha layık birini bulamadım. Dolayısıyla eski şalvarım yine bende kaldı. Gönderdiğin yeni şalvarı ihtiyacı olan birine verdim." Buyurun! Elli tane yama olan şalvarı giyerken kendisine gönderilen yeni şalvarı başkasına verme yüce gönüllülüğü günümüzde kimde var? Maalesef kimsede yok!
Yalsızuçanlar'ın bu nadide eserini özellikle 'demsizler' okumalı!
Dem - Sadık Yalsızuçanlar (Ağustos 2009 Timaş Yay.)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



