Pop Star'ı gördük, Göbek Star'ı gördük, Akademi Star'ı gördük, Türk Star'ı gördük, Bebe Star'ı gördük ve nihayet Koro Star'ı da gördük. Format üretmek bu kadar zor mu Allah aşkına! Neden Türk televizyonculuğunda insanlara faydalı olabilecek bir program düşünülmez, tasavvur edilmez, kurgulanmaz? Neden televizyonlarımızın neredeyse tüm programları, dizileri, tartışmaları, haber bültenleri birbirinin kopyası gibidir, birbirinin takliti niteliğindedir? 70 milyon nüfusumuz var. Neredeyse yüzde 80'imiz cep telefonu kullanıyormuş. Ranta dönüşebilecek en kolay ve en basit yöntemi kurgulayıp önümüze servis ediyorlar. Adana'da Ferdi Tayfur, Bursa'da Nalan gitmişler gruplar oluşturmuşlar... Gruplar çıkıyor, şarkılarını söylüyor... Peki millet neye oy veriyor? 30 kişilik gruptan iki kişinin söylediği şarkıya mı? Bu grubu oluşturan sanatçıya mı? Sesi güzel olana mı? Ya da bu grup farzedelim bu yarışmadan birinci çıktı. Ne olacak bu işin sonunda? Türkiye'de grup olarak şarkı söyleyebilen ve şöhret basamaklarında kalıcı olabilen kaç kişi var? Saysanız, saysanız bir elin parmaklarını geçmez... Benim aklıma MFÖ'den başkası da gelmiyor zaten. O zaman bu programın amacı açık açık belli oluyor işte. Milletin sırtından devşirilen reytinglerle sağlanan SMS imparatorluğu. İzleyicinin cebindeki cüzdanı tırtıklayan, yarışmacısını da reyting figüranı olarak kullanan bir program.
Bir televizyon ekranında yemekteyiz furyası başlamıştı... Ardı ardına aynı türden programlar ekranları istila etti. Adı sanı duyulmamış bir televizyonda bir izdivaç furyası başladı. Baktılar ki, mahremiyetin kurcalandığı bu rezillik epey reyting getiriyor, anında, programın başrolündeki sunucuyu reyting canavarı bir televizyon kanalı transfer ediverdi. Reytinge kurban edilen kutsalımız izdivaç, şimdi farklı farklı televizyon kanallarında izleyenlerin kaba iştahlarını doyurmaya devam ediyor.
Dizilerin durumu sanki çok mu farklı? Aile mahremiyetini payimal eden, iffeti değil şehveti başrole koyan, tuzu kuru ailelerin gerçek yaşamdan fersah fersah uzak yaşantılarını çok matah bir şeymiş gibi gözümüzün içine sokan, gayri meşru ilişkilerle ahlakımızı dejenere etme yarışına giren tüm dizilerin senaryoları sanki birbirinin kopyası... Birbirleriyle yarış ediyorlar... Dudaktan Kalbe'de durum aynı... Aşk-ı Memnu'da durum aynı... Millet, bu rezillikleri reytingin dibini buldurarak izlemeye devam ediyor. Normal şartlar altında sizin başınıza böyle bir hadise gelse, feveran edeceğiniz olayları, çok normalmiş, çok basit şeylermiş gibi sindire sindire izleyebiliyorsunuz. Kötülüğün sıradanlaşması...
Ne diyordu Üstad Necip Fazıl Kısakürek...
"Utanırdı burnunu göstermeye süt ninem/Kızımın gösterdiği kefen bezine mahrem
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina/Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil/Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
Ve ferman, kumardaki dört kralın buyruğu/Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu! Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama/Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




