Eskiden köylerde köy odaları vardı. Köyde tanıdığı olmayan yolcular, o köy odasına konarlar ve odanın sahibi onun kendisine ve bineğine bakardı.
O köyden şehre yerleşen ve bir gün köydeki odanın yıkıldığını gören insan "Hocam, cömertlik, misafir perverlik kalkmış.
Kervanlar geçmez olmuş, odalar yıkılmış, cömertler ölmüş, onlarla beraber cömertlikler de ölmüş" diyor.
İnsan var olduğu sürece insanlık da var olacaktır.
Hazreti İbrahim'in serdiği sofra kıyamete kadar devam edecektir.
İnsanlarda kalp denen şey var oldukça gönlü geniş, eli açık insanların kapısı herkese, her zaman açık olmaya devam edecektir.
Cömert zenginlerin baktığı köy odaları şehirlerde öğrenci yurtları olarak şekil değiştirmiş.
Köyün fakirlerini, yetimlerini besleyip büyüten, evlendiren, iş sahibi yapan gönlü geniş fakir babalarının yerini dernekler, vakıflar almış.
Eski hanlar otele dönüşmüş.
Köy odalarının kalktığından şikayet eden adam aslında kendisi köy odasının yaptığını şehirde yapmaya devam ediyor.
Köyünden üniversiteyi kazanan veya şehre çalışmaya gelen köy delikanlısına yatacak yer bulması, burs, yurt temin etmesi, iş bulması yıkılan köy odasını şehirde yaşatması demektir.
Dört arkadaş Urfa'ya gezmeye giderler.
Öğle yemeği için iyi bir lokanta arayışına girerler ve Ankara'da kalan Urfa'lı arkadaşlarına telefon ederek iyi bir lokanta ve Urfa'nın meşhur yemeklerini sorarlar.
Ankara'daki arkadaş, lokantanın adını ve yiyecekleri yemekleri söyler.
Lokantaya giderler karınları doyuncaya kadar yerler.
Hesabı ödemek için kasaya vardıklarında "Hesabınız ödendi" cevabını alırlar.
Ankara'daki arkadaşları lokantacıya telefon ederek yemek parasını almamasını ve hesap numarasını parayı göndereceğini söyler.
Cömertlik ölmemiş şekil değiştirmiş.
Anadolu'dan bir terzi kalfası İstanbul'a çalışmaya gelir.
Terzi dükkanında yatıp kalkacak ve ayda sekiz yüz lira alacak.
İki yüz lirayla bir ay yaşayacak. Ayda altı yüz lira artıracak ve kısa zamana memleketine dönecek.
Bir Pazar günü kendisine ziyafet vermek ve kesenin ağzını açmak ister.
Köfteci dükkanına girer ve bir çorba ister.
Bir tas çorbayla masadaki ekmeğin tamamını bitirir.
Kalkacağı sırada garson önüne bir buçuk köfte koyar.
Köfte istemediğini söylediğinde garson, karşı masada oturan beyi gösterir ve "Onun ikramı" der.
Öğretmen olarak atandığım Malatya'ya sabahleyin vardım.
Lokantada çorba içtim ve ücretini ödemek için kasaya vardığımda "Şehrimize yeni geldiniz galiba. Misafirimizsiniz" diyor lokantacı.
Dolmuşa bindim okulumu görmeye ve işlemlerimi yapmaya giderken dolmuşçu "Hoş geldiniz. Ücreti bundan sonraki yolculuklarınızda alalım" der.
Bazen ev müsait olmadığı için otelde ağırladığınız köylünüz, akrabanız, arkadaşınız var ya işte onlar, cömertliğin, misafir perverliğin ölmediğini, köy odalarının yıkılıp yeni bir şekle dönüştüğünü gösterir.
Şairin "Mecnun isen ey dil sana Leyla mı bulunmaz" şiirini "Cömert isen be adam sana meydan mı bulunmaz" diye değiştirelim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



