Geçtiğimiz günlerde İstanbul'da düzenlenen "Değişim Liderleri Zirvesi: İstanbul Dünya Politik Forumu"nu izlerken "değişim" kavramının hayatımızın bütününü nasıl sarıp sarmaladığını bir kez daha derinden hissettim.
Değişim yalnız dış politikayı ya da ekonomiyi değiştirmekle kalmıyor; çevreyi, siyaseti, kültürü, insanı da değiştiriyor.
Değişim ülke, sınır, duvar tanımıyor; Hızla ilerliyor, kendisine ayak uyduranları çağın gerekleriyle buluşturuyor, geride kalanları kendi haline bırakıyor.
Değişime direnmek pek akıllıca gözükmüyor; yapılması gereken ise değişimi ***
Değişime direnmeyi muhafazakarlık ile açıklamak da gerçekçi gözükmüyor. Değişime direnen bir muhafazakar anlayış, statükoculukla, kurulu düzen savunuculuğu ile paralel algılanıyor.
Dünya değişirken, ekonomi, sosyal hayat, siyasal ortam, insan ilişkileri bu değişimden azami derecede etkilenirken, teknoloji hayatımıza yepyeni pencereler açarken, dijital bir dünyaya doğru koşar adım giderken; kim, neyi, ne adına muhafaza edecek?
Muhafaza edilen araçlar, fikirler, değerler dünyanın gittiği yeni yönü ve durumu açıklamaya yetmiyorsa, korunmaya çalışılan şeylerle yanlış istikametlere yönelme tehlikesi her zaman vardır.
Değişime direnenler, biraz da değişimden korkanlardır...
Yapageldikleri, alışkanlık edindikleri şeylerin ellerinden uçup gideceği kaygısı taşıyanlar, bir anda yabancı bir ortama girecekleri endişesi de taşırlar. Belirsizlikten ürkerler, değiştirmeden devam etmeyi her zaman tercih ederler.
Oysa değişime direnenler, her zaman tarihin tasfiye ettiği, oyun dışı bıraktığı tarafta yer alırlar.
Değişime direnmek yerine, yönetmek gerekir.
Yönetmek için ise bilgiye, vizyona, stratejik bakış açısına, öngörü gücüne ihtiyaç vardır.
Bugün dünyamızda değişimi yönetebilen, değişimin ortaya çıkardığı imkanları fırsata çevirebilen, değişim süreçlerinin ihtiyaç duyduğu teknolojileri üretebilen, insan kaynağını eğitebilen ülkeler; küresel aktör olarak sahnede yerlerini alıyorlar.
Değişimi yönetebilmek, aynı zamanda toplumsal bir uzlaşma, aynı hedefe kilitlenme, ortak hareket edebilme gücüne de ihtiyaç duymaktadır. Kendi içinde demokrasi, insan hakları, özgürlükler gibi temel konularda mesafe almış, ortak uzlaşı noktaları bulmuş, kalkınmasını sağlamış ülkeler, değişim dinamiklerini daha kolay yakalayabilmektedir.
Değişimi yönetebilmek için güçlü bir siyasi irade şarttır ama yeterli değildir. Bu siyasi iradenin mutlaka toplumsal desteğinin olması da kaçınılmazdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



