Seçim propagandaları, bu çerçevede yapılan konuşmaları, toplantıları, düzenlemeleri ve bunlar ile ilgili hareketleri, daha öncekilere bakarak değerlendirmeye çalıştığımızda, hemen şu hükme varmak kaçınılmaz gözüküyor: Değişik! Değişim değil, değişik!
Değişim, hem birey olarak insan, hem toplum ve bunlar ile ilgili konularda, duygu, düşünce, değer bakımından bir çabanın, mücadelenin, birikimin sonuç itibariyle farklılaşmayı ifade eder. Yön ve amaç bakımından değişim olumlu ya da olumsuz nitelikte tezahür de edebilir. Bu değişimin varlığıyla değil, niteliğiyle ilgili bir konudur. Ama değişim, istisna olanın dışında genel olarak olumlu değer ve yargının konusudur. Ayrıca değişim, insan ve toplum gözönüne alındığında, kendi varlığına güven duygusunu işaret ettiği gibi, o varlığın sahip olduğu yeteneklerinin devingenliğini, canlılığını, diriliğini, kendisiyle barışıklığını da anlatır. Başkalaşmada, yabancılaşmada da değişimi çağrıştıran bir algılamadan sözedilebilir gibi gözükse bile bu aldatıcı, görünüşte bir değişimdir, yani aslında değişim değildir. Tabii, değişimin anlamlı, varlıklı özüne uygunluğunu sağlayan bir değişmezin bulunması da şarttır. Değişmeyeni koruyarak insanın ve toplumun değişmeyi gerçekleştirmesi varlık olgusunun özünün bir gereğidir aynı zamanda. Bir takım değişmeleri gerçekleştirerek insan kendi varlığını tanır ve yine ahlâkî olgunluğa yönelerek erdemli kişiliğini kurabilir. Ham iken, yanıp pişerek olunur. Dünkü varlığımız değişebildiği nisbette bugünkü varlığımızın farklılık kazandığını değerlendirebiliriz. "iki günü eşit geçen"in aldanmışlık, bir kuruntu içinde, varlığının amacı doğrultusundan uzakta bulunduğu halde kaldığı söylenebilir.
Buna karşı "değişik" herhangi bir nesne ya da insanın bir hareketiyle ilgili bir nitelemedir. Varlığın özüne ilişkin olmadığı için devingenlikle, canlılık ve dirilikle ilişkili değildir.İnsan ve toplum bakımından "değişik" olumsuz bir değerlendirme ve yargının konusu olur ve "değişik" olan bir özü de işaret etmez.
Bu seçim "değişik"dir derken kastettiğim budur.
Üslup bakımından bu seçimin "değişik" olduğu, olanca düzeysizliğiyle, kabalığıyla, hoyratlığıyla ve amaçsızlığıyla görülmektedir. Belki muhalefetteki partileri, bazı gerekçeler ile mazur görmek mümkün gibi gözükebilir. Buna rağmen, belli bir üslup özenine dikkat etmeleri de beklenir. İktidar partisi, anlaşıldığı kadarıyla bu üslup düzeysizliğini bilinçli bir taktik olarak uygulamaktadır. Eğer böyleyse, bu bile başlı başına bir düzeysizliği, kabalığı ifade eder.
Bana öyle geliyor ki, üslup özensizliği, seçimin muhtevasını oluşturması gereken konuların, sorunların ve sorumlulukların üstünü örtmek için bilinçli bir şekilde taktik olarak öne çıkartılmak istenmektedir. Bir partinin, toplantısına katılanların kimlik ve niteliklerinin sorgulanması bunun "absürd", saçma, hatta zırva bir örneğidir.
Neden böyle bir taktik uygulanmaktadır, niçin çıkmaz olduğu bilinmesi gereken bir yol tutulmaktadır? Üzerinde ısrarla durulması gereken soru budur aslında. Anlaşılabildiği kadarıyla, 2006 yılından beri çeşitli yazılar ile dile getirmeye çalıştığım ve parti-devleti" şeklinde nitelendirdiğim durumun yolaçtığı ufunet, siyasayı ciddi bir şekilde kuşatmıştır. İktidar partisi, siyasal anlamını dönüştürerek toplumsal bir "oligarşi" kimliği kazanmıştır. Oligarşinin en başat niteliği, eşdeyişle varlık şartı, kendine özgü menfaat, yani çıkar'dır. İnanç, ilke, ideal, düşünce, duygu, ahlâkî değerler, hukukî kurallar, işte o kendine özgü menfaat'e göre tanımlanırlar, değerlendirilirler, biçimlendirilirler, kullanılırlar ve atılırlar. İkiyüzden fazla milletvekilinin yeniden aday gösterilmemesi gibi.
Oysa, en basitinden, belli sürelerde yapılan her seçim, toplu bir muhasebe ve murakabeyi, değerlendirme ve özeleştiriyi öngörür ve gerektirirdi. Mesela 12 Eylül hareketiyle uygulamaya konulan kapitalist ekonomi-politiğin otuz yıllık hasar tesbitinin yapılması gibi. Bu uygulamanın "vahşilik"ten "vampirliğe" evrilme durakları, bu duraklarda iç ve dış siyasetin nasıl bağımlı hale getirildiği, dolayısıyla ülke, millet ve devlet olarak bağımsızlığın, "istiklâl-i tamme"nin nasıl çözündürüldüğü, herhalde zait addedilecek konu ve sorun olarak görülemeyecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



