Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, reaktif değil proaktif bir dış siyaset izlenmesinden yana; bakanlığa geldiği günden beri çok yoğun bir ajandası var, dünyada ilgilenmediği bölge, neredeyse gitmediği ülke bırakmadı.
"Oturmaktan ise gezmek, temas kurmak, ilişki geliştirmek, işbirliklerinin yolunu açmak iyidir" denilebilir, ben de aynı kanaatteyim. Türkiye'nin Ankara'da oturan ve 'gelişmeleri seyreden' bir Dışişleri zihniyeti yerine, dünyada olup biteni anlayan/analiz eden, gelişmeleri yerinde izleyen, oyunun parçası olmak yerine oyun kurmaya istekli bir bakış açısına çok ihtiyacı var.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun dünyanın dört bir yanını turlaması, Avrupa'dan Ortadoğu'ya, Latin Amerika'dan Afrika'ya kadar kıtalararası mekik dokuması iyi de, bu ziyaretlerden istenilen/beklenen sonuçların alınıp alınmadığı ise şüpheli.
Önce kişisel bir kanaatimi ifade edeyim: Türkiye'nin dış politikası yalnızca Bakan Davutoğlu üzerine inşa edilmiş gibi bir izlenim veriyor. Sanki tüm politikaları Davutoğlu belirliyor, "her şeyin en doğrusunu o biliyor", istişare etmek, ekip çalışması yapmak gibi ortak akla hizmet edecek mekanizmaların pek işletilmediği izlenimi ediniliyor.
Ayrıca Sayın Davutoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni de pek dış politikaya karıştırmıyor. Milletvekilleri ülkemizi yakından ilgilendiren konuları, çok sonradan, hatta basından öğrenmek zorunda kalıyor. Oysa sadece iktidar partisinin milletvekilleri değil, muhalefet partisine mensup milletvekilleri de dış politika yapımı sürecine dahil edilmeli, katkıları alınmalı, önerileri dinlenmeli, ortak bir zeminde çıkarlarımızı en iyi şekilde koruyacak politikaların oluşturulması sağlanmalı.
Sayın Davutoğlu'nun çok yoğun olarak yaptığı gezilere nasıl hazırlanıldığı, dosya içeriklerinin nasıl oluşturulduğu da önemli; iyi hazırlanılmamış, yetersiz altyapı ile çıkılan gezilerden verimli sonuçlar beklemek doğru olmasa gerek.
Tabii şu soru da önemli; Ortadoğu'dan Avrupa'ya, Balkanlar'dan Afrika'ya kadar dünyanın neredeyse tümüyle birden ilgilenmek ne kadar stratejik derinliğe uygun bir davranış?
Acaba Türkiye kendisine öncelikli bölgeler belirlese, mesela bölgesel güç olma hedefine uygun olarak önceliği kendi bölgesine verse, burada derinleşse, burada elde ettiği başarıları daha sonra yeni bölgelere taşısa, daha akıllıca olmaz mı?
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun gezilerini izliyoruz ama bu gezilerin nasıl bir stratejik plana hizmet ettiğini doğrusu bilmiyoruz.
Dünyanın neredeyse her bölgesine yönelik olarak gerçekleştirilen gezilerin hangi stratejik amaca hizmet ettiğini anlamakta güçlük çekiyoruz.
Bu kadar yoğun bir gezi trafiğinin Türk dış politikasına nasıl bir katma değer getireceğini, hangi sorunlarımızı nasıl çözmeye yardımcı olacağını kavrayamıyoruz.
Sayın Bakan ya bizim anlamakta güçlük çektiğimiz/anlayamadığımız konuları kamuoyuna daha iyi anlatmalı, kamuoyunun göremediği stratejik hedefi anlayacağımız şekilde anlatmayı denemeli ya da biraz durup dinlenmeli; gezilerden fırsat bulup ülkemizin dış politikasında yaşanan savrulmayı teşhis etmeli.
"Gezen aslan aç kalmaz" sözüne inanırım ama bu kadar çok gezen aslanın mecalsiz kalmasından da korkarım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



