Abraham Maslow, insan davranışlarının oluşumunda temel faktörün ihtiyaçlar olduğunu belirtir. Konuyla ilgili klinik gözlemlerinden yararlanarak, insan ihtiyaçlarının beş kategoride toplanabileceğini ifade eder. Maslow'a göre kişilerin ihtiyaçları, davranışlarını belirler, dolayısıyla, davranışları tanımak, ihtiyaçları tanımakla mümkün olur. Maslow'un ihtiyaç hiyeyarşişi kısaca şöyle:
FİZYOLOJİK İHTİYAÇLAR: Organizmanın hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan ihtiyaçlardır. Hayatta kalabilmek, yaşamını sürdürmek için, açlık, susuzluk, uyumak, barınmak, dinlenmek...gibi ihtiyaçların giderilmesi gereklidir.
İnsan türü doğarken düzenli bir sistem ve işleyiş içinde dünyaya gelir. Bu düzen sözkonusu ihtiyaçlar vasıtasıyla korunmakta ve varlığını sürdürmektedir. İnsanın varlığını sürdürebilmesi için, içsel donelerine bu yeterliliğin, olgunluğun, kemaletin tohumları atılmıştır. Yani, size hayatınız için hem fiziksel gereksinimler, hem ruhsal duygusal ihtiyaçlarınız, bir tür istek olarak verilmiştir ve bu istek varlığın tezahürüne götüren davranışların ayağıdır.
Buna göre, fizyolojik ihtiyaçlar organizmanın temel ihtiyaçlarıdır, giderilmediğinde üst seviyede diğer ihtiyaçlar ortaya çıkmaz. Örneğin açlıktan ölmek üzere olan bir insan, hürriyet, sevgi, felsefe, sanat gibi konularda konuşmaz.
GÜVENLİK İHTİYACI: Yaşamsal faaliyetlerini sürdürmek ve hayatta kalmak bütün canlıların ortak eylemidir. Ancak insan bunun ötesinde bir de var olma, ihtiyacı içindedir, insandan başka hiçbir canlı, ölümden sonraki hayatına hazırlanma, yaşadığı dünyada sonsuzluğu özleme ve ahiret hazırlığı yapma iradesine ve gücüne sahip değildir. O aynı zamanda hem fiziksel hem duygusal olarak kendini güven içinde ve huzurlu hissetmek istiyor. Bu yönüyle insan, fiziksel varlığını korumak için, sağlığını tehdit edecek ortamlardan, sosyal, ekonomik yoksunluklardan uzak kalmaya özen gösterirken, duygusal varlığını güvence altına almak için de kendisine zarar verecek ortamlardan uzak kalmaya çalışıyor.
AİT OLMA, SEVGİ İHTİYACI: İnsanoğlunun sırf yiyip içen, soluyan, hareket eden, hasta olan, yaşlanan, konuşan, yürüyen bir varlık olmadığını bu gün bilim adamlarından, akademisyenlerden tutun da, pozisivist, kapitalist zihniyetler ve bütün disiplinler tereddütsüz kabul ediyor. Zira insan, fiziksel varlığının ötesinde, seven, sevilmeyi isteyen, güvenen, hüzünlenen, acı çeken, inanan, neşelenen, aidiyet ihtiyacında olan oldukça kompleks bir yapıya sahip. Fizyolojik ihtiyaçlar onun bedensel gereksinimlerinin bir sonucu olduğu gibi, ait olma sevilme ihtiyacı da benliğini kuşatan içsel açlığının bir ihtiyacı olarak ortaya çıkıyor.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu aynı zamanda, insanın fiziksel olarak yaşama isteğinin yanında varolma arzularının bir sonucudur. Bütün bunların yanında kişi, bir aileye, bir topluma, bir gruba ait olmak ve burada varlığını sürdürmek istemektedir.
TAKDİR VE SAYGI İHTİYACI: Kişi önce, beklentilerine erişmek, hayallerini gerçekleştirmek ve buna dayalı bir özsaygı elde etmek ister. Fakat insan biyo-psiko-sosyal bir varlık olduğundan bu kazanımlarını, beklentilerini, başarısını kendi türüyle yani insanlarla paylaşmak, onların onayını almak, takdir görmek istemektedir. Hayatta kazandığımız her davranış, bir başkası tarafından iletilen aferin ya da hayırın sonucudur. Bazen takdir görürüz, bizi takdire götüren davranışı kanıksar ve hayatımızın bir parçası yaparız, bazen hiç beklemediğimiz bir öfkeyle karşılaşırız, bu, hayatımız boyunca kaçındığımız bir davranış haline gelir. Bütün bunlar, bir arada yaşama ihtiyaçlarımızın sonucudur. Çünkü yalnız yaşayamayız, başka insanlara ihtiyaçlıyız.
KENDİNİ TAMAMLAMA İHTİYACI: Büyük başarıların, güçlü fikirlerin doğuşunda bir arayış ve çabanın ayak sesleri vardır. hayatta her şeye sahip olduğunu düşünen o kimseler neden içimde bir boşluk var diye sorarlar. VE, "ben bir şeyler yapmalıyım, üretmeliyim, insanlık için faydalı eserler bırakmalıyım" der. Bunun sonucunda da yeteneklerini değerlendirir, uzunca bir emeğin ardından, ortaya bir eser çıkarır. Bu insanlardan öyleleri vardır ki, eylemleriyle düşünceleriyle, eserleriyle, örnek yaşamlarıyla mevcut tarihi yerinden sarsar ve kendi düşünceleriyle yeni bir çığır açarlar. Kendini gerçekleştirme ihtiyacı belki de insanlığa hizmet için verilmiş bir kuvvettir.
Ancak, kendini tamamlama ihtiyacını herkes hissetmez, sıradan insanlar hayatlarını fiziksel olarak sürdürmeyi ön planda tutarken, insanlığın kurtuluşu için çalışanlar aynı zamanda değer üretmeyi de görev addederler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



