Davos ağırlıklı olarak ekonomik konuların gündemde olduğu ve konuşulduğu bir kasaba, her yıl düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na 1971'den beri ev sahipliği yapan İsviçre'nin doğusundaki sağlık ve kış sporları merkezi. Basel şehri de İsviçre'de ve I. Yahudi Kongresi de 1897'de bu ülkenin bu şehrinde yapıldı. Aradan yüz yıldan fazla zaman geçti. Yine bu ülkenin başka bir şehrinden yeni bir başlangıç söz konusu gibi.
"Davos, IMF, kriz ve Türkiye" başlıklı en az bir veya birkaç yazı yazmaya başlamışken, Davos'taki olay gerçekleşti. Hiçbir şey kendiliğinden olmaz. Her olayın bir beşeri planlayıcıları, bir de kader planlayıcıları vardır. Bu son olay veya oyun da, mukadderat genel plan ve projesi çerçevesinde, beşer olarak rollerini oynayanların sahneye koyduğu bir oyun. Zaman, plan yapan taraflardan hangisinin galip geleceğini gösterecektir.
Davos olayı cereyan ettiği anlarda, haftalık seminer toplantımızdaydık ve pek de mutat olmayan bir şey yapıyorduk; soru cevap ve sohbet faslını uzatmış, son günlerdeki gelişmeleri değerlendiriyorduk. O sırada yakın bir dostumdan telefon geldi, Davos'taki olayı haber verdi ve bir öneri yaptı. Sonra biz de orada bir değerlendirme yaptık. Bir gün öncesinde katıldığım İstanbul Vefa Grubu aylık toplantısında, bir ekonomik kuruluşumuzun yöneticisi arkadaşımızın anlattığı iki ayrıntı aklıma geldi: Son bir ay içinde ABD ve Kanada'dan akademisyenlerden oluşan ayrı ayrı üç heyet gelmiş, bu kurumumuzu inceliyorlarmış. Bu heyetlerden birindeki doçent Ermeni asıllıymış ve hazırladığı tam 53 soru ile gelmiş...
Davos Moderatörü Washington Post gazetesi yazarı David Ignatius, Ermeni asıllı, eşi Yahudi. 'İsrail yanlısı tavırlarıyla tanınan Ignatius, oturumu yönetirken özellikle mi gerilim oluşturdu?' diye soruluyor. Ona ne şüphe! Bir tarafta Türkiye başbakanı, diğer tarafta İsrail cumhurbaşkanı. BM ile Arap Birliği genel sekreterleri de sahnede.
Ve Davos'ta bu provake bir olay oluyor...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hangi etkiye hangi tepkiyi göstereceği artık herkes tarafından biliniyor. Ama 1980 veya 1990'lardan önce bilinmiyordu. Refah Partisi İl Başkanı olduğu dönemde kendisiyle birkaç yıl yakından çalıştım ve kendisini yakından tanıdım. Doğrusu uzun zamandır kendisinden böyle bir olay bekliyordum. Nihayet bu olay ve patlama Davos gibi bir yerde, Dünya Ekonomi Forumu'nun yaklaşık kırk yıldır yapıldığı; ama aynı zamanda yüz kusur yıl önce ilk Yahudi Kongresi'nin yapıldığı ülkede gerçekleşti. Yukarıda araştırma yapanlarla ilgili anlattığım iki ayrıntıyı hatırlayın ve olayın provokasyon olup olmadığını siz de benim gibi düşünün. Ama başta da ifade ettiğim üzere; onlar bir plan/provokasyon yapar, Allah da bir plan yapar ve O plan yapanların en hayırlısıdır...
IMF ile yeni bir anlaşma gündemdeydi...
IMF, kriz ve Türkiye konusu üzerinde durmamız gerekiyordu...
Davos olayı sebebiyle ana gündem bir anda allak bullak oluverdi, gündem kayması gerçekleşti. Oysa dünya 2008 yılında çok yönlü bir kriz yaşadı ve zamanla Türkiye de bu krizin etki alanına girdi. 2009 yılına bu kriz ile girmişken, zaman zaman gündem sapmaları yaşar olduk. Davos'ta 1971 yılında ilk Dünya Ekonomik Forumu düzenlendiğinden beri, 1973-74 yıllarında ABD'de yaşanan kriz, 1990 yılı başlarında yaşanan kredi krizi, 1998 yılında LTCM adlı hedge fonun batışından sonra yaşanan krizlerle karşılaştırmıştık...
Bu arada ülkemizde 1997 ve 2001 krizlerini yaşadık...
Bugünkü değerlendirmelerimi ilginç ve farklı bir ayrıntı ile bitireyim. Biz Davos, Gazze, Filistin ve kriz gibi meselelerle ilgilenirken, yoksul halkımız ne âlemde, sosyoekonomik göstergeler neleri gösteriyor? Buyurun, işte size 'yorumsuz' bir ayrıntı: "Aşevlerinden yararlananların sayısı 2005'te 45 bin 339 kişiydi, 2006'da 16 bin 152'ye düşmüş. 2007'de 23 bin 890 kişiye ulaşmış. 2008 yılında ise 53 bin 391 kişiye yükselmiş. Hükümet 2007 yılında 45 aşevi için 6 milyon, 2008 yılında 10 milyon lira ayırmış..."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



