Tarım ekonomisinde esas olan halkın kendi ürettiklerini kendilerinin tüketmesidir. Bu ekonomi şekli ilkel ekonomidir. Sanayi ekonomisinde esas olan ise herkesin ürettiğini satması, elde ettiği satın alma gücü ile kendi ihtiyaçlarını gidermesidir.
Sanayileşme dönemi Haçlı Seferlerinden sonra bundan 500 sene önce Avrupa'nın Rönesans merhalesine girmesi ile başlamıştır. Sanayileşme dönemi başladığı andan itibaren ticareti çok iyi bilen İsrail oğulları yavaş yavaş dünya üzerinde hakimiyeti elde etmişlerdir. Son olarak buldukları karşılıksız para ile tüm dünyaya hakim olacak güç elde ettiler. Verdikleri boş kâğıt karşılığı aldıkları faizle çok büyük silah gücü ve ilmî güç elde ettiler. II. bin yıl uygarlığını bir tekel uygarlığı olarak ele aldılar, uygulamaya geçtiler ve zamanla zirveye kadar ulaştılar. Dünyaya hükmeden tekel sömürü sermayesi böyle oluştu.
Tekel sömürü sermayesinin emrindeki Amerika Birleşik Devletleri'nin orduları dünyanın her yerinde konuşlandırılıyor, kurban ülkeler istila edilerek dünyaya gözdağı veriliyordu. Son uygulama için Türkiye hedef alınmıştı. Önce Irak işgal edilecek bahanesiyle Türkiye ile anlaşma yapılmış, tüm Türkiye askeri birliklerle işgal edilecekti.
Sonra Türkiye İran'a saldıracak, Ortadoğu'nun en güçlü iki İslâm devletini birbirine vurdurarak sorun kolayca halledilecekti. O dönemde Meclis'te bulunan şuurlu milletvekilleri sayesinde 1 Mart Tezkeresi geçmedi. Türkiye istiladan kurtuldu. Bu şuurlu milletvekillerinin hepsi bir sonraki seçimde AKP'den elendiler ama tezkere geçmemişti. Onlar böyle bir bedel ödediler. Tezkerenin geçmemesi üzerine Alman Dışişleri Bakanı Türkiye'ye geldi ve destek verdi. Fransızlar Almanları destekledi. Rusya bunların yanında yer aldı. Çin de onlara katıldı. Böylece beşyüz senelik yükselme dönemi sona erdi. Dünya korkusundan o zamana kadar her yerde onları desteklerdi. Ama Türkiye karşı çıkınca bir şey olmadı. Türkiye'nin bu cesareti dünyaya hamle yaptırdı ve tekel sömürü sermayesinin taşeronu ABD süper güç olmaktan çıktı.
Davos'ta ne oldu?
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan beklenmedik bir şey yaptı, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e Davos'ta rest çekti.
Daily Telegraph gazetesinin konu ile ilgili başlığı şöyle: "Türk lider, İsrail Cumhurbaşkanı ile yaptığı tartışmadan hışımla çıktı." Haberde şu ifadeler var: "İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, ülkesinin son bir ayda Gazze'ye yaptığı saldırıyı hararetle savunmuş ve sesini yükseltip parmağını sallayarak, Erdoğan'a 'her gece İstanbul'a füze atılsa ne yapacağını' sormuştu. Yanıt vermeye çalışan Erdoğan'ın sözü kesildi. O da 'Konuşmama izin vermediğiniz için bir daha Davos'a geleceğimi sanmıyorum' diyerek kalktı ve konferans salonundan çıkıp gitti." Bir Batı gazetesinin durumu bu şekilde özetlemesi önemli.
Bir de Kur'an'a bakalım: Hani, "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız" diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul etmiştiniz. Kendiniz de buna hâlâ şahitlik etmektesiniz.
Ama siz, birbirinizi öldüren, içinizden bir kesime karşı kötülük ve zulümde yardımlaşarak; size haram olduğu halde onları yurtlarından çıkaran, size esir olarak geldiklerinde ise, fidye verip kendilerini kurtaran kimselersiniz. Yoksa siz Kitabın (Tevrat'ın) bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine uğratılırlar. Çünkü Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Sen dinlerine uymadıkça, ne Yahudiler ve ne de Hıristiyanlar asla senden razı olmazlar. De ki: "Allah'ın yolu asıl doğru yoldur." Sana gelen ilimden sonra, eğer onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, bilmiş ol ki, Allah'tan sana ne bir dost, ne bir yardımcı vardır.
Bakara Sûresi'ndeki bu üç âyeti açıklamaya gerek var mı, her şey açık değil mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



