Soğuk bütün şiddeti ile Avrupa'da hüküm sürerken, yeni bir soğuk dalgası daha Rusya ve Sibirya üzerinden gelerek, etkisini göstermeye başlamıştır. Bitmez ihtiras ve gemlenemeyen "para hırslarının" sonucunda, dengesiz sanayileşen ve bunu yaparken de hiç bir ölçü tanımayan Avrupa toplumları, son iki yüz yılda çevreyi ve atmosferin çeşitli katmanlarını etkili şekilde zarara uğratmışlardır. Kazanma ve sömürme hisleri dur durak bilmeyen Avrupalılar şimdi bir biri ardına iflaslar ve ekonomik krizlerle boğuşur hale gelmişlerdir. Kısacası, Avrupa ekonomik ve iş hayatı da soğuk ve tehlikeli bir "kış" geçirmektedir.
Davos'un karlı tepelerinde toplanan iş dünyasının ve siyasetin "pundit"leri ne yazık ki 2012 ve 13 için pek de iyi tahminlerde bulunamamaktadırlar. Avrupa'nın durumu daha da kötüye gitmeye mahkum görünmektedir.
Fransız senatosu oylamalar yaparken, Marsilyalı Ermeniler çoşkulu kutlamalarla Sarkozi'yi öğerken, Uluslararası finans kuruluşlarından Fitch, Fransa'nın notunu bir not düşürmüş ve Avro bölgesinde İtalya, İspanya, Portekiz dahil beş devleti uyarmış bulunmaktadır. Onların da "tehlikeli bölgeye" düştüğü ilan edilmiştir. Herhalde bu gerçekler ve tehlikeli gelişmeler sadece "Ermeni olayı ile oyalanmaya çalışılan Fransız halkının" dikkatinden kaçmıştır. Yani, asıl aldatılanlar onlar olmuştur.
Fransızların böylesine bir kararla ne kazandıkları belli değildir. Fikir ve söz hürriyetleri açısından Avrupa'da bir regrasyon yani geriye gidiş başlamıştır. Avrupa'da sadece ekonomide bir regrasyon beklenirken, fikri ve felsefi yönden gerileme birinci sıraya yerleşmiştir. Bunun endişesini yaşayan aydınlar da harekete geçmeye başlamışlardır.
Yunanistan'ın durumu daha da kötüleşmiş bulunmaktadır. Bir bakıma "fazla rahat bir hayat", "kolayca gelen paralar" ve yalnış kullanmalar ve israf, sonunda Yunanlıları köşeye sıkıştırmıştır. Yunanlılar adeta "naylon fatura" düzenlercesine, olmayan projeler oluşturup, Avrupa fonlarından paralar almış ve bunları bambaşka yerlerde harcamışlardır. Tam bir skandal durum. Sonra da kriz başlayınca, doğru olmayan hesap cetvelleri ile AB idaresini oyalamaya çalışmışlardır. Ne var ki AB müfettişleri incelemeyi yapınca hakikat ortaya çıkmıştır.
Bu sefer Yunan halkını "kemer sıkmaya davet eden" hükümet herkesin öfkesinin hedefi olmuştur. Ne "kemer sıkmak isteyen", ne "fazla mesai ve daha az maaş almaya" razı olan halk, haklı olarak protestolara gitmiş ve genel grev ile ülke hayatını tamamen durağan hale getirmişlerdir. Şu anda AB'den çıksalar, daha hayırlı ve doğru bir iş yapmış olurlar. Yunan politikacıları arasında bunu düşünen ve dile getirenler mevcuttur.
Avrupalılar açısından bakıldığında, ortada ilginç bir mukayese de mevcuttur. Avrupa Birliği ülkelerini aldatan, hepsinin adeta "aptal yerine koyan" ve kendilerini de "dünyanın en akıllı kişileri farzeden Yunanlıların, ta 1800'lerden beri Osmanlılar ve Türkler hakkında söylediklerinin ne kadar doğru olduğunu ve Kıbrıs'ta da ne derece doğruları söyleyerek hareket ettiklerini düşünmelerinin ve tahlil etmelerinin zamanı gelmiştir. Bu adeta tarihi bir zarurettir. Bizler sadece uyarabiliriz.
İngiltere, Aralık ayı içinde genel olarak bir tasarruf genelgesi yayınlamıştır. Ekonomik sebeplere binaen bir çok önemli işin yapılması ertelemiştir. Şu anda, kendi halkından hukukçular ve siyaset bilimcileri hükümeti dava etmeye hazırlanmaktadırlar: Libya devletine, ortada "savaş sebebi ve durumu olmadan" ve "parlamentoda tam olarak izin çıkmadan" Fransa'nın teşvikine uyup, saldırmasından dolayı hesap sorulmak istenmektedir. Kanaatimizce, aynı tip bir dava Fransa'da da açılmalıdır.
İtalya da, Berlasconi ucuz kurtulmuştur. Aynı tip bir dava onun hakkında da açılmalıdır. İtalya'nın uğradığı prestij kaybı ve gerçek yolsuzluklar dizisi incelenmelidir.
Ekonomik yalnışlıkları, israfları ve şahışların özel hesaplarına "sızan" miktarlar sebebi ile Avrupa ülkelerinin ekonomik durumları gittikçe kötüleşmektedir. Libya saldırısı ile yapmaya çalıştıkları "yeni sömürü", Somali ve Afrika ülkelerinde sessiz, sedasız yürüttükleri "gizli sömürgecilik" artık tökezlemeye ve su yüzüne çıkarak kendi ayaklarına dolanmaya başlamıştır. Belki de 21. Yüzyıldaki "iletişim çağının" en yararlı sonuçları bunlar olacaktır.
Ekonomik ve finansal çöküş ve gerileyişin yan etkiler Avrupa'da yükşelişe geçen Irkçılık ve yabancı düşmanlığı dalgalarıdır. Bu durum gittikçe "dini bir kisve" de bürünmektedir. Yani Avrupa ve Batı'da güçlü bir "İslam düşmanlığı" adeta moda akımı şeklinde kendini göstermektedir.
Eskiden Fransa, Avusturya, Hollanda, Belçika, İslam düşmanlığında bayraktar olurlardı. Şimdi kervana, Bulgaristan ve Yunanistan gibi Balkan ülkeleri katılmış bulunmaktadır. Adeta AB'ye giren, "bu hastalığa tutuluyor." En son, Makedonya bile bu yola girmiş durumda. Henüz 19 yıllık bir devlet olan Makedonya, iki milyon yirmi iki bin kişilik bir nüfusa sahip. Halkın bir kısmı da Müslüman ve yöre tam 542 yıl Osmanlı idaresinda yaşamış. Bu günlerde ise Makedonya'nın en dikkat çeken faaliyeti "İslam düşmanlığı" yapmak. Bu minik ülke " İslam düşmanlığı üstünden Avrupa'da prim yapmak"derdine düşmüş. İşte Avrupa'da olayların ulaştığı nokta ve seviye.
Son genişleme sürecinde AB'ye katılan Macaristan'da ise durum çok ciddi. Sürekli parası değer kaybeden ve notu uluslararası şirketlerce düşürülen Macaristan'da, AB karşıtlığı yükselişe geçmiş bulunmaktadır. Ocak 2012 içinde Macaristan'ın başkentinde AB bayrağını yakarak protesto yapan göstericiler, AB'den çıkmayı talep etmişlerdir. Macaristan ciddi bir şekilde AB'den çıkmayı düşünmektedir. İçerde kalıp, ekonomik olarak çökmeyi istememektedir.
Avrupada yayılan ekonomik zaafiyetlerin en vahim sonuçu ise AB ülkelerinin siyasi gidişatının ne olacağı durumudur.
· Birincisi, AB dereceli ve kademeli bir hale gelmektedir. As ve güçlü olanlar halkası, daha zayıf onlanlar halkası ve dışta kalanlar halkası, (biz henüz hiçbirinde değiliz!) olarak yeni bir şekillenme gelişmektedir. Yani, eşit ülkeler olgusu yok olmaktadır. AB içinde uygulamada herkes eşit değildir.
· İkincisi, güçlü olanların karar ve uygulama haklarının çok daha üstün olduğu kabul edilmiş bir durumdur ve diğerleri onlara itaat etmek durumundadırlar.
· Üçüncüsü, güçlü olanlar, zayıfların, kendilerine verilen programları doğru uygulayıp, uygulamadıklarını kontrol etmek üzere, "kontrolör-uzman" veya "idareci-uygulayıcı-müfettiş" tipi özel yöneticiler göndererek, zayıf olanları kontrol ve idare etme niyetindedirler.
· Böyle bir gelişme ise milli egemenliğin kaybıdır. Aynen Osmanlı'nın son günlerinde Düyun-u-umumiyenin büyük müfettişleri gibi kişiler şimdi zayıf AB üyelerini yöneteceklerdir. Devran dönüp, dolaşıp aynı noktaya ulaşmıştır.
· Bu fevkalade tehlikeli gelişmeler, siyasi hürriyetin yavaş yavaş yok olması ve ekonomik bağların esaret zincirine dönüşmesi gibi bir gidişat içinded
Davostan esen rüzgarlar Karayel'e dönüşmek üzeredir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



