Tasavvufî hayat kitaplarda kalmış, araştırmaların konusu olmuş, bu çağda yaşanılamayan veya yaşanılamaz olan bir hayat mıdır? Mutasavvıflar toplumdan ve hayattan çekilmiş midir? Neredeyse her kavramın yeniden tanımlanmaya muhtaç olduğu bir çağda tasavvufun tanımını kim, nasıl yeniden yapabilir?
Yeni bir bakış ve yorumla tasavvuf şöyle anlatılmaktadır: "Kur'an ve Sünnet gibi iki temiz ve saf kaynaktan beslenen tasavvuf nehri, Asr-ı Saadetten beri coşkuyla akmakta, geçtiği havzaları bol rahmetle sulamaktadır. İnsanlığın hayat nehri tasavvuf, çorak gönülleri yemyeşil vadilere çevirirken rengârenk gül bahçelerini ve başakların yığın yığın harmanlarını oluşturmaktadır. Öyle bir hayat kaynağı ki, bütün dünya onun yaydığı bereket zerrelerine muhtaç, bütün insanlığın gönül derdine ilaç. Aşk ile cereyan eden bu nehirden içenler yapraksız ağaçların yeniden can bulması gibi dal dal yeşermekte, meyvesiz ağaçlar bile meyve vermektedir." Osman Hulûsi Efendinin oğlu, Somuncu Baba Vakfı'nın Başkanı Hamid Hamideddin Ateş'in bu cümleleri hem tasavvufu hem de Osman Hulûsi Efendi'yi tanımaya, anlamaya giriş için bize yardımcı olacaktır.
Şeyh Hamid-i Veli'nin neslinden...
Şeyh Hamid-i Veli'nin asıl adı, Hamid Hamidüddin'dir. Somuncu Baba olarak da bilinir. Şeyh Hamid-i Veli hazretleri Yıldırım Beyazıt Han zamanında yaşamıştır. 1331 yılında Kayseri'nin Akçakaya köyünde doğmuştur. Anadolu'ya manevi fetih için gelen Horasan erenlerinden Şemseddin Musa'nın oğludur. İlk tahsilini babasından almış, sonraları Şam, Tebriz ve Erdebil'de ilim çalışmalarını sürdürmüştür.
Dinî ve dünyevî ilimlerden icazet alarak irşad vazifesi için Anadolu'ya dönmüş, Bursa'ya yerleşmiştir. Zamanın padişahı Yıldırım Beyazıt Han Niğbolu zaferini kazanınca Allahü Teala'ya şükür nişanesi olarak Bursa Ulu Camii'ni yaptırmıştır. Caminin açılış hutbesini Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri okumuş, hutbede Fatiha sûresini yedi farklı şekilde tefsir etmiştir. Sonra Bursa'dan ayrılarak Aksaray'a yerleşen Hamid-i Veli, burada Hacı Bayram-ı Veli hazretlerini yetiştirmiş, onu irşad vazifesi ile Ankara'ya göndermiştir. Aksaray'dan da ayrılan Hamid-i Veli, bugün Malatya'nın ilçesi olan Darende'ye gelmiş, yerleşmiş ve 1412 yılında buradan ebedî âleme göç etmiştir. Kabr-i şerifi, kendi adını taşıyan caminin haziresindedir. İşte, Darende'ye hayat veren Osman Hulûsi Efendi Şeyh Hamid-i Veli hazretlerinin neslindendir.
Hayatı
Birinci Cihan Harbi'nin getirdiği çalkantılı bir ortamda 12 Ağustos 1914 Pazartesi günü Ramazan aynı içinde Darende'de dünyaya gelmişlerdir. Hulûsi Efendinin nesli, babası Şeyhzadeoğlu sülalesinden Hasan Feyzi Efendi vasıtasıyla Hazret-i Hüseyin'e ve Hazret-i Peygamber'e, yine annesi Fatıma Hanım kanalıyla da Hazret-i Hüseyin'le Peygamberimize ulaşır. Divan'ında Peygamberimize kadar olan ecdadını sayar ve böyle yüce bir silsilenin evladı olduğu için Allahü Tealaya şöyle hamd eder: "Bihamdilillah ki ceddim ettim ispat / Kamunun ruhuna olsun salavat // Muhammed Mustafa cedd-i pakî / Hulusî bunların hep pây-i haki."
Osman Hulûsi Efendide daha küçük yaşlarda olgunluk belirtilerine örnek olarak şu hadise anlatılır: Bir gün yolculuk esnasında babasının; "Oğlum bir dal kes de bana ver." ricası üzerine Osman Hulûsi Efendi defalarca bir ağaca yaklaşmış, o ağacın Allah'ı zikrettiğini görünce kesememiştir.
İlkokulu Darende Cumhuriyet İlkokulu'nda 1929'da tamamlamış, sonrasında resmî bir öğrenim görmemiştir. Ancak, zekâsı, mantığı ve babasının gayretiyle Arapça, Farsça ve Edebiyat bilgisini ilerletmiştir. İlim öğrenmeye ve okumaya olan merakıyla kitapları hatmetmiş, zaman içinde hususî bir kütüphane oluşturarak kitapları ve ilimleri kendinde toplamıştır. Zaman zaman evindeki hayvanlarını satarak kurduğu "Hacı Hulûsi Ateş, Şeyhzadeoğlu Özel Kitaplığı" işte bu arzunun ve ihtiramın ürünü olmuştur. Bu kütüphanede el yazması, taş baskısı çeşitli dillerde ve konularda pek çok eser vardır. Muhyiddin-i Arabî gibi birçok şahsiyetin el yazması eserleri ve başka bir nüshası olmayan pek çok eser Osman Hulûsi Efendinin kütüphanesinde büyük fedakârlıklarla yerini almıştır. Vaktiyle birçok ilim adamı ve üniversite hocası bu kütüphaneden eserlerin fotokopilerini çekmek veya bizzat kütüphanede çalışmak suretiyle yararlanmışlardır. Ord. Prof. Zeki Veledi Togan Hoca da Darende'ye gelip, bu kütüphaneden faydalanan insanlardandır. Osman Hulûsi Efendi kitaba olan sevgisini şu sözlerle dile getirmiştir: "Hacca gitmeden önce dünya sevgisi olarak sadece kitapları seviyordum, şimdi onlar da ikinci sırada kaldılar."
Oğullarından Ahmet Şemsettin Ateş kitaplarıyla ilgili bir hatırasını şöyle anlatmıştır: "Bir gün evde ailece oturduğumuz bir zamanda Efendi Hazretleri ağabeyim Kemal Efendiyi, beni ve Hamideddin Efendiyi yanına çağırdı ve bize şöyle buyurdu: "Evlatlarım, derviş insanın dünyalık bir şeyi olmaz. Kitaplarımdan başka sizlere bırakacak bir mirasım yok. Kütüphanemin anahtarından üç tane yaptırdım. İşte sizlere irfan hazinelerinin anahtarını bırakıyorum. Kitapları okuyup sahip çıkın. Ölüm her an için hazırdır." dedi ve o anda bizler çok duygulandık, göz yaşlarını tutamadık."
Osman Hulûsi Efendi, babasının tifo salgınından 1945'te vefat etmesi üzerine Darende Müftüsü'nün yazmış olduğu resmî yazı ile Şeyh Hamid-i Veli Camii Şerifinde babasının yerine İmam-Hatiplik görevine aynı yıl içinde başlamıştır. Göreve başladığı ilk günlerdeki bir rüyasını yanındakilere şöyle anlatmıştır: "Gece rüyamda Şeyh Hamid-i Veli Camii Şerifinin minberinde oturuyordum. Bu arada elinde yufka ekmeği, üzerinde saf oğul balı konmuş olarak bir nimeti, güzel yüzlü pir-i fani bir muhterem zat getirerek elime uzattı ve: "Hulûsi! Bu senin nasibin." dedi. O günden sonra Allahü Teala nasibimizde genişlik verdi, hiç darlık çekmedik."
Hulûsi Efendi bu görevi sekiz yıl "fahrî" olarak sürdürmüş, 8 Mayıs 1953 tarihinde kadrolu olarak vazifesine devam etmiştir. Birçok hizmet halkalarıyla dolu olan İmam-Hatiplik vazifesinden 1 Haziran 1987'de emekliye ayrılmıştır.
Çocukluğunda ve gençliğinde çok iyi bir güreşçi ve yüzücü olduğu söylenen Osman Hulûsi Efendi, babası tarafından, geçimini temin etmesi için marangoz yanına çırak verilmiştir. Ayrıca, özel kütüphanesindeki yazma ve basma kitapları bizzat ciltleyecek kadar mahir bir ciltçi ve iyi bir şiraze örücüsüdür. Osman Hulûsi Efendi gençliğinin bir kısmını da gurbette ticaret yaparak geçirmiştir. Ancak ömründe ilk defa Cuma namazını ticaret meşguliyeti sebebi ile geçirdiğini fark edince ticareti bıraktığı ve duasında: "Beni, Sana ibadetime mani olan kazanca muhtaç etme ya Rabbi!" diyerek memleketine döndüğü nakledilir.
İntisabı
Ecdadı Şeyh Hamid-i Veli hazretleri Halvetî tarikatı meşayihindendir. Osman Hulûsi Efendi ise Sivaslı İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Efendi'ye intisabından, halifeliğinden ve yolu devam ettirmesinden dolayı Nakşî-Halidî kolundandır.
Daha küçük yaşlarda İsmail Hakkı Toprak Efendiye intisap etmiştir. 2 Ağustos 1969'da ahirete irtihal eden İsmail Hakkı Toprak Efendi birçok sohbetinde manevi irşad vazifesi için Hulûsi Efendi'yi işaret etmiştir. İhramcızade Hazretlerinin cübbe, gözlük, asa, heybe, saat, nüfus cüzdanı gibi pek çok şahsî eşyası manevi mirası ile birlikte Hulûsi Efendiye intikal etmiştir ve bu eşya bugün Hulûsi Efendinin kurduğu kütüphanede özel bir bölmede muhafaza edilmektedir. Ahmet Turan Alkan'ın Altıncı Şehir kitabının Efendi Hazretleri bölümünde İhramcızade İsmail Hakkı Toprak Efendi anlatılmıştır. Şu dikkat çekici cümle adeta İsmail Hakkı Toprak Efendinin hayatının da, yazının da özeti gibidir: "60'lı yılların Sivas'ını inşa eden beşerî çizgilerden belki de en mühimi İhramcızade İsmail Efendinin etrafında dönüp duran bir manevi iklimdi."
Hulûsi Efendi, tasavvufi terbiyesi altında yetiştiği İhramcızade İsmail Hakkı'ya ahirete irtihalinden sonra kitabe yazmış ve kabri Sivas Ulu Camii haziresinde bulunan şeyhinin kabr-i şerifinin mermer şahidesi olarak bu kitabeyi koymuştur: "Tarik-i Nakşibendî pîr-i ebcel mürşid-i kâmil / Garîbullahı Hakkı gavs-ı azam şeyh İsmail / Engin gönlünde yüce muradı hâsıl oldu / Toprak toprağa verildi Hakk'a vasıl oldu."
Tasavvuf adabı
Osman Hulûsi Efendi ihvanın birbiriyle sohbet etmesine kaynaşmasına ayrı bir önem verir ve şöyle söylerdi: "Yolumuz sohbet yoludur. Bir kimse kûşe-i vahdette yirmi yıl ibadetü taat etse, beri tarafta sohbetlere devam etse sohbette öyle bir an gelir ki, kûşe-i vahdette yirmi yılda alamadığını bir anda alır. Yani yıllık yolu bir anda kat eder. Onun için sohbetlere devam etmek şarttır. Sohbette iki gönül Allah için bir araya gelse Cenab-ı Hakk'ın füyûzâtı oraya tecelli eder. Sohbetlerin devamında insan-ı kâmil olarak husule gelir. Onun için sohbetlere devam ediniz."
Hayırları ve hizmetleri
"El kadar bir taş geçse elime, onu memleketimin istifadesine kullanırım" diye buyuran Osman Hulûsi Efendi, her fırsatta aziz vatanımıza ve kendi memleketine hizmet etmiştir.
Tasavvufu en gelişkin, hayırlı, bereketli sosyal hizmetler alanı olarak anlamamıza yardımcı olacak pek çok hizmetin önderliğini Osman Hulûsi Efendi yapmıştır. Yirmiye yakın dernekte ve birçok okulun "Okul Aile Birliğinde" başkan olarak hizmet etmiştir. Başkanlığını yürüttüğü bazı dernekler şunlardır; Şeyh Hamid-i Veli İhya ve Onarım Derneği, Darende İmam-Hatip Lisesi Yaptırma ve Yaşatma Derneği, Endüstri Meslek Lisesi Yaptırma Derneği, Din Görevlileri Derneği, Kur'an Kursu Yaptırma Derneği, Darende Lisesi Yaptırma Derneği...
Osman Hulûsi Efendi'nin bizzat yaptırdığı veya yapımına vesile olduğu eserlerin bir kısmı da şunlardır: Şeyh Hamid-i Veli Camii'nin ihyası ve onarımı, Abdurrahman Erzincani Camii ve külliyesi yapımı, Darende İlahiyat Fakültesi binası, Darende iplik fabrikasının kurulup hizmete açılması, Endüstri Meslek Lisesi binasının yapımı, Sadrazam Mehmet Paşa Kütüphanesi'nin yeni binaya kavuşması, Hacı Hakkı Tunç Camii'nin inşası, muhtelif çeşmeler...
Sadece cami, kütüphane ve Kur'an kursu değil, ihtiyaca göre değişik türde liseler, İlahiyat Fakültesi, fabrika, çeşme, köprü, yol gibi milletin yararına olan eserlerin ve hayırların yapılmasına önderlik etmiştir. Osman Hulûsi Efendi ilçesindeki her hayır işine alın terini katmıştır.
Vefatı
Vefatından iki gün önce yanında bulunanlara tebessümle şöyle buyururlar: "Ölüm vakti geldi, çattı. Sevdiklerimizin çoğu da öbür dünyadalar." Yine vefatından birkaç gün önce: "Pirlerimizin büyüklerinden Abdulhalik Gücdüvanî veya Yusuf Hemadanî'nin bir gün huzuruna insan kisvesinde biri gelir; "Sen hangi insi cinin hocasısın?" der. Bir de; "Doksan dokuz esma-i hüsnanın içinde kırk büyük esma varmış, bunlar hangisidir?" diye sorar. Pirimiz de; "Sen bana küçüklerini söyle de, ben sana büyüklerini göstereyim." diye cevap verir. Bir menakıb kitabı yazacaktık, fakat zamanımız olmadı." diye buyururlar.
Yirmi beş güne yakın bir süre İstanbul'da bir hastanede yattıktan sonra 14 Haziran 1990 Perşembe günü seher vaktinde ukbaya irtihal ederler.
Yumuşak huy ve gönül yapıcılık
Osman Hulûsi Efendi, Bolu kaplıcalarındayken arkadaş ziyaretine gider. Namaz vakti gelince camiye geçerler. Vaiz kürsüye çıkmış vaaz vermektedir. Vaiz bazen hiddetlenir, bazen de kürsüye vurarak, ayağa kalkarak hararetle cemaate bir şeyler anlatmaya çalışmaktadır. Namaz kılınıp bitince camiden çıkılır. Osman Hulûsi Efendi yanındaki arkadaşına:
"Evladım, deli dolu yağan yağmur ekine fayda vermediği gibi, tarlayı da harap eder. Halbuki sağanak sağanak yağan yağmur ise toprağın içine işler. Ekine faydalı olur. Vaiz efendi çabuk yağıp geçen yağmur gibi idi." buyururlar.
Himmet kimlere ulaşır?
Hulûsi Efendi bir sohbetlerinde şöyle buyururlar: "Filan kişi:
"Osman Hulûsi Efendi herkese himmet etti, herkes refah içerisinde, bizse sefalet içerisindeyiz, yalnız bana himmet etmedi." demiş. İhvanlık meziyetini muhafaza edene himmet kendiliğinden ulaşıyor. Himmet etmeye gerek yok ki. Fakat sen ihvanlık meziyetini muhafaza etmediysen biz ne yapalım canım. İhvana yakışmayan bir hayat sürmeye başlamış, bir ara beş vakit namazı terk etmiş. Biz ona ne yapalım canım. İhvanlık meziyetini muhafaza edene himmet etmeye gerek yok ki. Himmet kendiliğinden ulaşıyor. Himmet ihvana olur."
Bir sohbetlerinde, "Bazı kimseler derler ki, Resulûlllahın zamanında olsaydık şöyle yapardık, böyle yapardık derler. İşte o zaman bu zaman ne yapacaksan yap da görelim" buyururlar.
Hakkındaki sözler
"Din hizmetlerinin ve irşad faaliyetlerinin yanında insanlarla ilişkilerinde dürüst, cömert, yardımsever, başkalarına yük olmayan, onların yükünü paylaşan, kendi elinin emeğiyle geçinen, kimseye kötülük etmeyen, kendisine yapılan kötülüğü de affedebilen bir maneviyat eridir. İnsanlar ile münasebetlerini İslâmî prensiplere bağlamış binlerce seveninin "gönüller sultanı" olmuştur." Hamid Hamideddin Ateş
Divanı hakkında
Divan'ı hakkında Profesör Doktor Mustafa Uzun şu değerlendirmede bulunmuştur: "Türk-İslâm edebiyatını meydana getiren eserlerin bir kısmı tasavvufî özellikler taşıyan, bir kısmı da doğrudan doğruya tasavvufî konuları ele alarak işleyen didaktik veya lirik eserlerdir. Bunlar genel olarak tasavvufî edebiyat, daha yaygın bir ifadeyle Tekke edebiyatı ismiyle anılan bir grup meydana getirirler. Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî de her bakımdan bu edebiyatın mahsulleri içinde ele alınacak özelliklere sahiptir. Diğer tarikatların birçok edebî eseri olmasına rağmen Nakşîlerin edebî sahada daha az eser verdikleri bilinmektedir. Bu bakımdan Hulûsi Efendi Divanı bir Nakşî şeyhinin eseri olarak ayrı bir ehemmiyet arz etmektedir."
Osman Hulûsi Efendi bir sohbetlerinde: "Hazreti Pir Efendimiz bizim ilahilerimizi dinlemiş, sonra da şöyle buyurmuş: "Gardaşlarım! Kitabullah müstesna, Resulullahın sözleri müstesna, Sahabenin sözleri müstesna ondan sonra oğlumuz Hulûsi'nin sözleri gelir. Bu şiirler kalden hale gelinerek yazılma değil, halden kale gelindikten sonra yazıldı." demiştir."
Osman Hulûsi Efendi'den sonra
Hulûsi Efendi hayatta iken birçok sohbetinde yerine manevi varis olarak Hamid Hamideddin Efendiyi bırakacağını ya ima etmiş ya da cemiyet müsait ise bunu açıkça beyan etmiştir. Sohbetlerde "Hamid'imizi yetiştiriyoruz." veya "Ecdadımız Şeyh Hamid-i Veli hazretlerine ve ihvana hizmet etmek üzere Hamid'imin yetişmesi için çalışıyoruz, inşallah." buyurmuştur. Silsile-i şerif, Hulûsi Efendi ve Hamid Efendi ile şöyle düzenlenmiştir: "Hulûsi ber-muradı hurşîdi âlem dergehi îşân / Erişti vasl-ı dildara hemin şod âşık-ı pür nûr / Hamidüddin-i sani müşg-barı âleme bûd ma'mur / Ve muktedâ-i ale'l-ihvanı şod mansur."
Eserleri
Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî
Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî
Şeyh Hamid-i Veli Camii Minberinden Hutbeler
Kaynaklar:
Gönüller Sultanı Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi, İsmail Palakoğlu, Somuncu Baba Araştırma ve Kültür Merkezi yayınları, Malatya, 2004
Somuncu Baba ve Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Sempozyumu Tebliğleri, Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Vakfı yayınları
Kültürel Etkinlikler ve Hulûsi Efendi, Somuncu Baba Vakfı yayınları, Ocak, 2001
Sahabeden Günümüze Allah Dostları, Cilt: 10, Şûle yayınları, İstanbul, 1998 hulusiefendivakfi.org.tr



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




