Türkiye uzunca bir zamandan beri darbeci zihniyetlerle yönetiliyor. Batı sistemi de bu ülkeye darbecilerin eliyle yerleştirilmiştir. Batıcı anlamda ilk sistem değişikliği olan "Tanzimat Fermanı" ve "Islahat Fermanı", arkasından gelen "meşrutiyet yönetimleri" görünüşte sivil iradenin kararları olarak bilinir. Ancak unutulmamalıdır ki, peş peşe yapılan askeri darbeler bu düzenlerin korunması ve kollanması içindir.
Bu kabil darbelerin ilki 1876 yılında Sultan Abdülaziz'e karşı yapılmıştır. Tanzimat-Islahat düzenini 5. Murat'ın daha iyi koruyacağı düşüncesiyle Serasker (Genelkurmay başkanı) Hüseyin Avni Paşa, Sultan Abdülaziz'i tahttan indirmiş, sonra da devrik padişah hunharca katledilmiştir. Yerine Mason olan 5. Murat tahta çıkarılmıştır.
Darbeler serisinin ikincisi 1909'da Sultan Abdulhamit'e karşı yapılmıştır. Abdulhamit, Batı'ya teslim olmadığı; kendisine dayatılan Meşrutiyet Nizamı'nı uygulamadığı, çare ve çözümü İslam Birliğinde aradığı için 1909 yılında darbeyle görevden uzaklaştırılmıştır.
Cumhuriyet döneminde 1960'ta başlayan ve belli periyotlarla devam eden askeri darbeler, muhtıralar, e-muhtıralar ve askeri bildiriler de Batıcı sistemin korunması, kollanması ve devam ettirilmesi için yapılmıştır. Darbeci generallerin "Demokrasi raydan çıkmıştı", "Demokrasiye balans ayarı yaptık" gibi sözlerle, darbenin gerekçesini açıklamaya çalışmaları oldukça anlamlıdır.
Konuyu derinlemesine inceleyecek değiliz. Şöyle kıyısından köşesinden "darbe" nedir, ne değildir; ne adına ve niçin yapılmıştır? Olaylara kısaca bir göz atalım istedik. Türkiye'de sivil iktidarlar sırtını Batı'ya yaslayıp "AB uyum yasaları" çerçevesinde yeni yasalar çıkartıyor; bu arada eskiler de tarihin çöp sepetine yollanıyor. Yeni yasaları uygularken de müthiş bir heyecan dalgası yayılıyor. Tabi bu arada egemenliğin yavaş, yavaş Batıya devredilmekte olduğu gerçeği de gözlerden kaçı(rılı)yor! Sondan başa doğru özetle:
- Milli Güvenlik dersleri okullardan kaldırıldı.
- Eski Genelkurmay Başkanı hapse atıldı.
- Darbeciler yargılanıyor. vs.
Ortada müthiş bir paradoks var! Şimdi şu sorulara cevap arayalım:
1- Darbeciler de sivil iktidarlar gibi sırtını Batı'ya yaslamamış mıydı? Batı çalışma grubu kimin eseriydi?
2- Geçmişte darbecilere alkış tutanlar şimdi de iktidara alkış tutuyorlar. Bu bir çelişki değil midir?
3- Ülkede büyük bir değişim yaşanıyor; müthiş bir alış-veriş yapılıyor: Ne alıyoruz, karşılığında ne veriyoruz? Verdiğimiz mi çok, aldığımız mı; kârda mıyız, zararda mı?
Bu sorulara sağlıklı cevaplar verilmeden yapılmakta olan tartışmaları çok da anlamlı bulmuyoruz. Ucuz kahramanlıklar, hamaset yüklü söylemler, pragmatik yaklaşımlar bu ülkeyi özlenen ve beklenen noktaya taşıyamaz. Meselelerin enine boyuna tartışılmadığı, AB ve ABD eksenine oturtulmuş siyaset anlayışıyla yürüyen işlerin orta ve uzun vadede kime, ne hayrı olur?
Batıcı darbeciler mi masum, Batıyla iş tutan sivil iktidarlar mı?
İçinde Batı'nın olmadığı, millet merkezli bir seçenek herkesin ve her kesimin asıl tercihidir.
Rotasını bu milletin çizdiği, kendi tarihinin devamı olan, işlerin kendi mecrasında yürüdüğü, bizi "Lider Ülke" yapacak olan "Adil Düzen" darbeli demokrasiden de Batılı ve batıl nizamlarnın hepsinden de daha üstündür.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



