Sovyetler yıkılmadan önce başarısızlığa uğrayan bir darbe girişimi tüm dünyanın belleklerinden hızla silindi. Siyaset uzmanları, tarihçiler, akademisyenler, bu darbe girişimini kayıt altına almaktan çok unutmayı ve unutturmayı tercih ettiler. Yakın tarih okumalarında Ortadoğu, Kafkasya, Balkanlar ve Karadeniz özelinde maalesef unutulan ve unutturulan çok şey var. Zamanla bazı şeyler daha net bir biçimde göz önüne gelse, doğru bir retorik kuramıyoruz. Unutturulmak istenen tarih, çeşitli olaylar vesilesi ile ister istemez yeniden gündeme geliyor.
1991 yılında Gorbaçov'un izlediği politikaların nerelere varacağını kestiren üst düzey Sovyet yöneticileri, ülkeyi kurtarmak adına acemice bir girişimde bulundu. Gorbaçov'u ev hapsine alarak yönetime el koydular. Yönetime el koyan bu sekiz kişi arasında Gorbaçov'un yardımcısı Gennadi Yanayev, KGB (Devlet Güvenlik Örgütü) Başkanı, Vladimir Kryuchkov, Savunma Bakanı, Dimitri Yazov, içişleri bakanı Boris Pugo, Başbakan Valentin Pavlov bulunuyordu. Sovyetleri kurtarma girişimi 48 saatten fazla uzun sürmedi, çünkü halk ne pahasına olursa olsun darbeye desteklemedi, Gorbaçov'a görev yeniden iade edildi.
Eskisinden daha güçlü gelen ve arkasına halk desteğini de alan Gorbaçov yarım bıraktığı işi tamamladı. Gorbaçov'un karşısında yer alan grubun önde gelen isimlerinden Boris K. Pugo darbe girişimlerinin başarısızlığa uğramasının ardından intihar etti. Sovyetleri kurtarma adına yapılan darbe girişimi tam bir fiyaskoya dönüşmüştü. Irak lideri Saddam Hüseyin ile Libya Lideri Muammer Kaddafi, Sovyetler'deki darbe teşebbüsünü destekleseler de, egemen güçler, Sovyetleri içerden kuşatmayı başarmıştı. Darbecilik iflas etse de darbe severlik doğu toplumlarında hâlâ geçerli bir yöntem olarak görülüyor. Tarihte ilk darbeyi yapan Pzistrat'dan bu yana "Darbe severlik" adına çok fazla değişen bir şey yok anlaşılan.
Siyasete seven ama siyasi okumaları yerinde yapamayan bir toplum olarak, eksiklerimizin bilincinde olmalıyız. M.Ö 521 yılında İran'da meydan gelen Daryüs darbesi bile başlı başına bir ibret vesikasıdır.
Yakın geçmişte, silah zoruyla devrilen Romanya Devlet Başkanı Çavuşesku'nun tüm dünyanın gözü önünde ailesiyle birlikte kurşunu dizilerek öldürülmesi, sadece sosyalizm karşıtlığıyla değerlendirilecek bir durum değildi. Sovyetler Birliği'ne bile diş gösteren Çavuşesku, dış borç almamak adına kemerleri sıkmış, Romanya açlıkla yüz yüze gelmişti. O günü kavrayamayanlar, bugünü anlayamıyor. Evet dünya değişti ama değişmeyen olgular hâlâ mevcut. Yaşanılan kafa karışıklığı da bu yüzden zaten. Daha önce iyi dediğimize, şimdi kötü diyoruz. Bu olgu, ardı sıra, iyi kötü şeklinde devam ediyor. Gürcistan'da Ukrayna'da yaşananları en yalın biçimiyle anlamak için, dış siyaseti etraflıca takip edip, sıralı bir okuma süreci başlatmalıyız. Yoksa yaşananları, anlamamız mümkün değil...
Çek Yazar Milan Kundera'nın, 1950'li yıllarda sosyalist rejime muhbirlik yaparak bir kişinin ölümüne sebebiyet verdiği konuşuldu. Kundera sosyalist devlet anlayışına muhalif bir isim. Geçmiş yıllarda yazdıkları ve söyledikleriyle sosyalizmi eleştiren Kundera'nın, Çekoslovakya hükümetine muhbirlik yapacağını düşünmek inandırıcı gelmiyor.
Fakat Amerikalı ünlü yazar Ernest Hemingway'in, FBI hesabına çalıştığı düşünüldüğünde, insanın kafası karışıyor. Kimse Kundera'nın muhbirlik yaptığına inanmak istemiyor. Birbiri ardına gelen destek mesajlarında "Hayır olamaz Kundera böyle bir şey yapmaz" deniliyor. Amerika hesabına çalışınca sorun olmazken, Çekoslavakya hesabına çalışınca nedense suç oluyor, anlamak güç.
Hemingway yıllarca FBI hesabına çalışmadı mı? Bilgi toplamadı mı? Yazdığı eserlerin esin kaynağı kimdi, kimlerdi. Hemingway'e Nobel Ödülü kazandıran "İhtiyar adam ve balıkçı" romanı dahi üzerinde düşünülmesi gereken bir eserdir. Hemingway'in FBI için çalışması kendi tasarrufu. Hemingway yadırganmadığı gibi Kundera da eğer ülkesi Çekoslavakya adına çalışması yadırganmamalı. Sadece Hemingway değil İngiliz yazar Graham Greene'de MI6 için çalışmamış mıydı. Daha da ileri giden Greene, "Havana'daki adamımız" adlı kitabında MI6 ile dalga bile geçmişti.
Rusya'da Çar I. Nikola'nın yetkilerini sınırlandırmak isteyen subay ve aydınlar tarafından 1825 yılında yapılan ve tarihe "Dekabrist Ayaklanması" olarak geçen bu darbeye, Rusya'nın önde gelen edebiyatçılarından Tolstoy ve Puşkin de destek vermemişmiydi.
Ne yazık ki darbelere çifte standart uygulayanlar, edebiyatçıları da aynı çifte standarta tabi tutuyor. Bu durumda yapılacak tek bir şey kalıyor çifte standartın her türlüsüne karşı çıkmak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



