Sanıyorum yaşı o günleri görmeye yetmeyenler için bir uygulamalı anlatım olsun isteniyor, ki "Soğuk Savaş" ülkemizde tekrar ve tüm şiddetiyle gösterimde şu sıralar. Halbuki, ne gerek vardı bunca uğraşa ve gerilime? Her gün ve her konuda bir "küçük dünya savaşı" çıkarma potansiyeliyle doluyuz halihazırda. Özellikle de şu son 4-5 senedir patlamaya hazır bomba formunda dolaşan insancıklarla çevrili etrafımız. "Çirkin söz sahibine aittir." sözü tozlu raflarda artık. Demokrasi ve demokrat kelimelerine sebebi anlaşılmaz bir sevdayla tutkun ama gerçekte yanlarından bile geçmeyen birtakım insanların manasız öfke ve tepkilerinden yoksun geçen bir günümüz de yok artık. Kâğıt üzerinde hizmetten, durup dinlenmeksizin çalışmaktan bahsedenler ve kerameti kendinden menkul başarılardan söz edenlere bunca işsiz, batık, umutsuz insan, bu kadar gerilim, öfke, düşmanlık da neyin nesi demek geliyor içten. Ve son başarı (!) olarak da % 13,8 oranındaki küçülme, geriye gitmeyi ekleyin listeye ve "teğet geçtiği" için de şükredin bir kez daha.
Devlet, birçok parçadan müteşekkil ve her bir parçanın da birbiriyle uyumlu olarak çalışması icap eden bir mekanizma olarak da düşünülebilir. Birinde veya birkaç tanesinde baş gösteren arıza, mekanizmaya ister istemez zarar verir ve çalışmayı aksatır. Eğer, mevcut parçaları gerektiği gibi ve usulüne göre değiştirirseniz bir sorun çıkmaz, tersine çalışma randımanı artar. Ancak, bu değiştirme işlemini, diğer bir parçaya zarar verecek veya onu işlev dışına itecek şekilde gerçekleştirmeye heveslenirseniz, mekanizmayı bozarsınız. Getirip takmak istediğiniz yeni ve sizin imaliniz olan parça, ne kadar da gözünüze iyi ve kusursuz gözükse de, tüm mekanizmaya zarar verecektir sadece. Türkiye'de olan biten sanki biraz böyledir.
Beğenelim veya beğenmeyelim, Türk milleti binlerce yıldır tarih sahnesinde yer alıyor ve tüm çabalara rağmen bir türlü de silinemiyorsa, bunu biraz da bir "devlet" olgusu çevresinde örgütlenebilme yetisine bağlamak yanlış olmaz. Tüm çabalara rağmen silinemiyor ve bu çabalar bugün için de tüm hızıyla sürüyor. "Türk" kelimesini kullanmayı "faşistlik" ve "ırkçılık"a indirgemeyi ve bir nevi ayıplama vesilesi saymayı kafasına koymuş insanlar yaşıyor bu ülkede. Ve son yıllarda bu insanların sesi (bu insanlara her türlü imkânı veren bazı güruhların da yardımıyla) daha da gür çıkıyor maalesef. Bu gür sesin en öncelikli hedefini de Türk devleti oluşturuyor. Yeri geldiğinde çekinseniz de, gönül koysanız da ve hatta bazı uygulamalarından dolayı mağdur olsanız da "devlet" bir kutsaldır ve yüzyıllar boyunca pek de adam yerine koyulmamış olsalar bile Anadolu insanının zihninde "Allah devletimize zeval vermesin" temennisinde hayat bulur. Fakat bu kutsiyet atfetme halini, bir "putlaştırma" veya "firavunlaştırma" olarak da görmemeli elbette.
İş her defasında milli olmak veya olmamak noktasına gelip dayanıyor. Çıkarlarınız veya bazı gizli-açık emelleriniz için her kapıyı çalabiliyor, her eli öpebiliyorsanız bir milli olamama sorununuz var demektir. Meseleyi, takım tutar gibi bir güruhun bir noktayı, makamı veya titri ele geçirmesine odaklayıp, kendinize engel olarak gördüğünüz her kuruma savaş açmayı göze alıyorsanız ya hayran olunacak bir gözü karalığa ve cesarete sahipsiniz ya da çok kötü şekilde kullanılıyorsunuz demektir. Maşayı tutan el için sorun yoktur, yanmak maşa için söz konusu bir durumdur.
28 Şubat'ın mağduru olduğu halde milli bir duruş sergileyerek devlete ve devletin kurumlarına tek bir kötü söz dahi etmeyen bir hareketi, sırf sizin dümen suyunuza gitmiyor ve diyalog, hoşgörü vs. ardına sığınarak yaptığınız gayrı millilikleri söylüyor diye yurtiçinde "darbecilerin kayığına binmiş" diye yaftaladınız diyelim. Seçim öncesinde apartmanlarda organize şekilde fotokopiler dağıttınız, internet sitelerinizde "darbecilerin dinci ayağı" diye yayınlara giriştiniz. Sanıyorum ya kininiz çok büyük ya da pişmanlığınız, ki bütün bunlara başka ne sebep olabilir, bilemiyorum. Şimdi de yurtdışında Milli Görüş ile ilgili "bağnaz", "aşırı milliyetçi" vs. diye sunumlara yönelmişsiniz. Acaba bütün bu sunumlar, tekrardan göze girebilmek adına mı, yoksa bilmediğimiz bir şeyler mi var? Sanırım, diyalog sadece gayrımüslümlerle iletişimde söz konusu ve hoşgörü de liberal adı altında bu milletin, devletin her şeyine küfreden insanlara gösteriliyor.
Bir cemaat, bir güruh veya topluluk, her neyse, istediği partiyi destekleyebilir, gönül verebilir, uğruna her şeyini de verebilir elbet. Ancak, kendilerini belli bir dini eksende tanımlayıp da yapılan haksızlıklara, yanlışlıklara gözleri, kulakları tıkamak ne dini sayılabilir ne de ahlaki. Kendisi gibi düşünmeyen herkesi karşı cenah veya potansiyel av olarak gören bir anlayış, insanlara huzur veremez. Bulunduğumuz şartlara bakınca her alana yayılmış bir düşmanlık görüyoruz sadece. İpe sapa gelmez iddialar, fotokopilerle ortalığı karıştırmak, adeta Türkiye'nin gerçek gündemini, yani işsizliği, kötü ekonomiyi, yolsuzlukları unutturmaktan başka ne işe yaramaktadır? Bu ülkede yaşayan ve bu ülkenin iyiliğini isteyen her insan, bu çatışma ve düşmanlık halinden nefret ediyor artık. Birilerinin gizli veya açık gündemlerinden de, Atlantik ötelerinin buyruklarından da değerlidir bu ülke ve binlerce senelik Türk devlet geleneğidir bu ülkeyi ayakta tutan da. Düne kadar duvar dibinden yürüyüp fısır fısır konuşanların, bugünkü cesaretlerinin sebebi bu memleketin hayrına değildir kuşkusuz. Var olan yanlış uygulamaların, adaletsizliklerin çözümü de bu devleti yıkmaktan değil, samimi bir inançla yanlışları düzeltmekten geçer. Darbecisi de birdir gözümüzde, gizli gündemlisi de anlayacağınız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




