Cumhuriyet, jakoben Kemalistlerin, monşerlerin iddia ettiği gibi Türkiye'de sağ/İslamcı/Muhafazakâr kesimin hedef tahtasında duran ve ille de ortadan kaldırılması gereken bir siyasal aygıt değildir. Eğer cumhuriyet milleti idare edecek mekanizmanın millet eliyle kurulup işletilmesi ya da milli iradenin ülke yönetiminde söz sahibi olmasıysa bu noktada ehli insafın hiçbir tereddüdü yoktur. Çünkü bilinen ilk cumhuri uygulama dört halife dönemine rastlamaktadır. Zira İslam saltanatı, despotizmi ve otokrasiyi asla hoş görmez.
Lakin Türkiye'de jakobenlerin, monşerlerin içini doldurduğu cumhuriyetle, ehl-i insafın içini doldurduğu cumhuriyet arasında dağlar kadar fark var. Klasik CHP zihniyeti ile malul monşerlerin cumhuriyetinde halk, aklı hiçbir şeye ermeyen bir kitle, etnik topluluklar, inkâr edilmesi, yok sayılması gereken birer zümre, dindarlar zararlı, mürteci, yobaz varlıklar, hülasa kendilerinden olmayan herkes yeryüzünün lanetlisi, birer zararlı varlık.
Son günlerde adına Kürt açılımı denilen çalışmaların başarısızlık sebeplerinden birisi monşerlerin tanımladığı cumhuriyette Kürtlerin birer etnik kimlik olarak tanınmaması yatar. Türk kimliğinden başka hiçbir kültürel ya da etnik kimliği tanımayan monşer zekâsı otuz yıllık terör zulmünde vebal sahibidir. Bir kısım Kürtleri dağda silaha sarılmaya zorlayanlar sadece kökü dışarıda olan bazı emperyalist odaklar değildir. Bunun altını kalınca çizmemiz lazım.
Peki, monşerlerin tanımladığı cumhuriyette sadece Kürtler mi yok sayılmıştır? Hayır. Dindarlar da monşerlerin cumhuriyetinde yetimdirler, öksüzdürler. Bizantinis laiklikle etki altına alınmaya çalışılan din ancak cumhuriyet seçkinlerinin izin verdiği kadar varolabilmek durumundadır Türkiye'de. Öte yandan tecride uğrayanlar sadece Kürtler ve dindarlar değildir. Zaman zaman aleviler, kimi zaman komünistler, kimi zaman milliyetçiler de dönemsel olarak tecride tabi tutulmuşlardır. Ancak bu sayılan gruplar üzerinden siyasi rant devşirmek söz konusu ise eğer sayılan gruplar monşerler için birer vazgeçilmez insan kaynağı oluvermişlerdir.
Cumhuriyeti kuran irade o günün koşullarında varlık mücadelesi veren bir milletin hassasiyetlerini ne kadar dikkate almıştır tartışılır. Ancak bilinen bir şey varsa o da şudur. Türkiye'de irticanın kaynağı aslında bu ülkeyi 80 sene evvelki paradigmalarla yönetmeye kalkan, zaten topal aksak olan demokrasiyi daha da kötürüm hale getirerek ülkeyi siyaset dışı güçlerin kucağına teslim etmek isteyen monşerler ve onların düşünce biçimleridir. Eğer bugün kürde sen yoksun dersen, eğer dindara bugün sen yoksun dersen, gerçek vatanpervere sen yoksun dersen, eğer bugün sen Anadolu'da filizlenen yeni sermaye hareketine sen yoksun dersen bu cumhuriyet çatısı altında kimler varlık gösterecekler? Bir avuç seçkinci monşer mi?
Cumhuriyet monşerlerin tasallutundan kurtarılmadıkça Türkiye'de Kürt sorunu çözülemez, demokratik açılım gerçekleştirilemez. Bundan kimsenin zerre kadar şüphesi olmasın. Cumhuriyet, halkın vatanperver evlatları tarafından yeniden formatlanmak zorundadır. Cumhuriyetin içini dolduran paradigmaları çağdaş dünyanın ihtiyaçları ve temel insani haklar çerçevesinde yeniden tanımlamak zorundayız. Laikliği, halkçılığı, devletçiliği, ulus devleti yeniden gözden geçirmek zorundayız. Yalnız bu çaba monşerler tarafından bir rejim düşmanlığı olarak algılandığı için, bir yeniden yapılanma arayışı olarak kabul edilmediğinden ehl-i insafın bu ülkede cumhuru tekrar öne çıkaracak her adımı kadük kalacaktır. Eğer tasfiye edilecek bir anlayış varsa o da jakoben monşerlerin kalkınmayı ve gelişmeyi engelleyen, milletin önünü tıkayan arızalı cumhuriyet anlayışıdır.
Şimdi siyasal iktidarın önündeki en esaslı ve öncelikli iş Türkiye'yi bir Anayasal revizyonla yeniden formatlamak, çağdaş ihtiyaçlara cevap verecek bir Anayasayı mümkün kılmaktır. Demokratik açılımın başarıya ulaşmasının şartlarından birisi de budur. Diğer yandan bütün günlük siyasi kazanımlar rafa kaldırılarak en acil zamanda askere geniş yetkiler veren iç hizmet kanunu da bir an evvel değiştirilmelidir. Zira bazı üniformalı monşerler cumhuriyeti koruyacak yegâne gücün ve hakkın kendilerinde olduğu zehabına kapılmaktadırlar. Gelin bu anlayışı da değiştirelim ve diyelim ki; asker de dahil olmak üzere ülkedeki bütün üniformalı ve üniformasız güçler hakiki anlamda bu milleti mutlu edecek bir cumhuriyeti koruyup kollasınlar. İhtiyacımız olan anlayış budur.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



