Türkiye’de olayların içine girmeden, gerilimine kapılmadan soğukkanlılıkla dışarıdan bakılınca her şey ayan beyan olur. Biraz dikkat, biraz sezgi, biraz olayları irdeleme çözümü kolaylaştırıyor.
Şu andaki tartışmalar havanda su dövmekten öteye gitmiyor. Kapışmalar, gerilimin tırmandırılması rol gereği. Herkesin bir görevi vardır ve herkes görevini rolü gereği yapıyor.
Abede ipiyle kuyuya inmek söz konusu olduğuna göre, perde önündeki kavgaların aslında hiçbir anlamı yoktur. Üstelik bu kavgalar halkı oyalamaktan başka bir şey değildir.
Aylar önce başlayan Abede trafiği, olayların netleşmesini sağlamıştı. Seçimler burada yapılmıyor. Burası da oyunun gereklerini oynuyor. Oyun içinde yer alan yığınlar sadece birer figürandırlar. Asıl oyunu oynayanlar, ya da oynatanlara bakmak gerek. Abede’ye yakın zamanlarda kimler gitti, geldi, neler oldu, sonrasında gelişen olaylar nelerdir, onlara şöyle bir göz atmak yeter.
Amerika ziyaretinden sonra “İran Şahap Füzeleri’nin menzillerinin” gündeme gelmesi cumhurbaşkanlık seçimiyle doğrudan ilgilidir. Zaten bu demeci verene bakıldığında cumhurbaşkanlık seçiminin geleceğini belirleyen imlemeyi orada bulabiliriz.
Türkiye’nin en büyük işadamı, şimdilerde artık geri plânda durmaktadır. Bu geri duruş onun işlevsiz olduğu anlamına gelmez. Asıl işlevi şimdidir. Yakın zamanda cumhurbaşkanlık seçiminin bu parlamento tarafından ve mevcut iktidarca yapılmasına dair açıklaması bir işaretti. Bu açıklama, “Türkiye’nin istikrarı” için yapılıyordu. Bu büyük destek ve işaretten sonra, önce TÜSİAD Başkanı Hanzade Doğan Yalçındağ’ın başbakanlığı, ardından da cehepe genel başkanını ziyareti ve yapılan açıklamalar da gene aynı yere işaret ediyordu. Sayın Baykal’ın keyfi kaçsa da, arada bir ses tonunu yükseltse de, gardının düştüğü belli olmuyor mu? Artık o da rolünü aynı tempoda sürdüremiyor. Çünkü bu oyunun tadı kaçmışa benziyor. Kamuoyu önünde bağırıp çağırmaları bile bir işe yaramıyor. İçeride bir grup direniyorsa da, onlar da kendilerine düşen rol gereği konuyu şimdilik sıcak tutuyorlar. Asıl önemlisi, Hürriyet gazetesi ise yeni cumhurbaşkanını kamuoyuna ısındırmaya çalışırken ve kendileri de ısınırken, cumhurbaşkanının önümüzdeki zamanda neler yapacağına ve nasıl bir tutum takınacağına dair maddeler halinde ilkeler sıralaması yaptı. Bu sıralama bir kabulden öteye gitmiyor. En son iş adamı İshak Alaton ile Zaman gazetesinde yapılan önemli bir söyleşi var. Alaton da İstikrar’dan ve muhalefetin dozu kaçıran eleştirilerinden söz ediyor. Üstelik sayın Alaton sayın başbakanla sık olmasa da görüştüğünden söz ediyor. Hatta İstanbul il başkanlığı ile de iyi bir diyalog içinde olduğunu ima ediyor. İshak Alaton ile Üzeyir Garih ikilisinin Türkiye’deki işlevi de bu anlamda önemlidir. Üzeyir Garih’in öldürülmesinden sonra şimdilik sorumluluk sayın Alaton’dadır. Önemli bir işleve sahiptir.
Cumhurbaşkanlık seçimi TBMM’nin görevi olması, daha doğrusu Parlamento üzerinde bir gölge olmaması gerekirken parlamento üstü bir mutabakatın ve Abede Yahudi eksenli bir arayışın ve mutabakatın olduğu gün gibi ortada. Bundan sonra ne olacak? Cumhurbaşkanı belli. Kim mi, hiç önemli değil.
Bundan sonra başörtüsü serbest olabilir. Bunun da bir mutabakat sonucu olacağı gerçek. Çünkü bu gibi konularda hep bir mutabakattan söz edilir. Nasıl ki Barzani poşusuyla Beyaz Saray’a girdi, bundan böyle, başörtülüler de serbest olabilirler. Sonuçta Tunus’ta başörtüsünün serbestliğinin de bir nedeni var.
Bir cumhurbaşkanımızın olacağı kesin. Cumhur başsız olamayacağına göre. Şu içerideki bir grup azınlık olmasa işler daha kolay olacak. Tabiî suyun başında duranlar suya yol verdiler. Gerisi o kadar da önemli değil.
İçerideki bu gürültü patırtı olmasa işin rengi daha çok belli olacak ya. Şu ya da bunun cumhurbaşkanı olması o kadar önemli değil. Önemli olan kimin mutabakatıyla olduğudur. Bana isim sormayın, isim çoktan bellidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



