Hatırlayalım..
Daha önce 'kasetle' sıkıştırılıp, zor durumda bırakılmıştı Ahmet Ünlü Hoca.
O olayda 'kuru iftiraya' maruz kaldığı iş işten geçtikten, müstevliler emellerine ulaştıktan çok sonra anlaşılmıştı.
Hocaya en ağır yüklenmeyi de 'Muhafazakar' camianın 'anadan doğma müçtehitleri' yapmıştı.
İnancın kapısını çalmayı akıllarına getirmeden, güne ve zamana göre geviş getirmiş, ortama uymuşlardı.
Allah'ın verdiği, dört evlilik ruhsatını külliyen inkar edip, 'feminist ayetler' yumurtlayarak icabına bakmışlardı Hocanın.
Röntgenleyenleri değil, mahremi sonuna kadar ihlal edileni suçlu bulmuşlardı. Sağa sola yaranma içgüdüsüyle kaç ayetin, hadisi şerifin üstünden takla atarak geçmişlerdi.
Allah ıslah etsin, afetsin; hak ettiklerini versin.
Bu günkü durum
Öncelikle;
- Suç/iddia ispatlanıncaya kadar herkes masumdur ilkesini unutmayalım. Şu an için çok şey yazılıp çiziliyor ama ispatlanmış, kesinleşmiş bir şey yok.
- Her halükarda 'insaf ehli' olmak lazım. En azından durum netleşene kadar.
Kafama takılanlar
- Bir yığın kişinin/grubun seninle uğraşıp, faka bastırmaya çalıştığı bir ortamda, tek eşle, olmadı iki eşle idare etme imkanı yok muydu?
- Hadi üçüncüyü, dördüncüyü aldın (ruhsat var), bu işleri daha şeffaf yapamaz mıydın? Ne diye, bir sürü aracıyla iş çevirmeye kalkar, olmadık alengirli yollara girersin?
- Tamam, röntgenlendin, kasetini yayınladılar (Allah onları bildiği gibi yapsın). Haliyle bu alçak işi yapanlara kızdın. Yasal yollara başvursan ve 'komplocuları' Allah'a havale edip, inzivaya çekilip, üzüntünün ve sabrının karşılığını Rabbinden beklesen daha iyi olmaz mıydı?
Tespitler
- Cübbeliye ciddi anlamda 'hınç' duyan bir odak olduğu anlaşıldı.
- Cübbelinin artan tirajından (reyting) rahatsızlık duyulduğu anlaşıldı.
- Anlattıklarıyla, seçtiği konularla çakma müçtehitlerin, reformcu, diyalogcu grupların gazabına uğramış olabileceği ihtimali yüksek.
Sonuç
-İlk kaset olayıyla (ki, anlaşılan, bir planın ilk adımıydı o hadise), itibarı gölgelenerek, vaaz ve sohbetlerine olan ilgi azaltılmaya çalışıldı.
- Beklenen olmadı. Hocaya olan ilgi azalmadı, arttı.
- Bunun üzerine, öldürücü darbe vurularak (İkinci ve son adım), 'itibarsızlaştırılıp' öyle ya da böyle, halkın hafızasından, gündeminden çıkarılmak istendi.
- Sağ, sol, muhafazakar, laik, ulusalcı, cemaatçi herkes Cübbeliye vuruyor. Hem de hiç kollamadan, gözünün üstünde kaşın var demeden.
- Tam bir linç kampanyası yürütülüyor.
Arkadaş ricası
Arkadaşım, bir soru sormamı istedikten sonra 'İlgilenenlere yardımcı olmak için, şu üç ipucunu yazar mısın?' diye de ekledi.
Soru: Cübbeli Ahmed Hocanın vaazlarından, varlığından kim/kimler rahatsız olmuş olabilir?
İpuçları.
1- En son vaazlarında ısrarla, 'imanın şartlarını üçe indirmek' için tezgah kurup, mücadele edenlere dikkat çekiyordu.
3-'Allah indinde tek din İslam'dır' ayetini üstüne basa basa ve tafsilatlı bir şekilde anlatıyordu.
2- 'Hıristiyanlar ve Yahudiler ebedi cehennemliktir' konusunu sıklıkla işliyordu. Bir çok dersinde bu konudaki ayet ve hadisleri okuyordu.
Bana bakmayın, cevabı bana da söylemedi.
'Cesur poz'lu günlerden, cesur Diyanet'e
'Cesaret dolu pozlara' ilk şaştığımda ilkokuldaydım.
'Daha genç ama çok cesaretli' yazardı bazı kadın resimlerinin altında. Ya da 'cesur kıyafetler' spotu kondurulurdu yarı çıplak bir kadın resminin yanına. Ve onlar her yerdeydi.. En primitif bulvar gazetelerinde olduğu gibi, 'merkez medya' diye ünlenenlerin manşetinde de kolaylıkla görebilirdiniz onları.
Hiç anlamazdım, 'neydi bu kadınları cesur yapan şey'.
Sonradan uyandım. Çok sonraları.. Bilumum medyanın gözünde 'cesaretin' nemenem bir şey olduğunu anladım. Hakikaten kolay değildi cesaretin o kadarı! Kolayı bir yana, olacak iş değildi.
Var mı böyle bir şey? Gerçi zamanla iş daha bir rafine hale geldi. Artık her gerdan kırana, bacak uzatana, boylu boyunca arzı endam edene 'cesur' payesi vermiyorlar.
Bir zamanlar yalnızca 'göstermek' yeterliyken, şimdilerde estetik, ölçü, zarafet filan da aranıyor.
Neyse..
Bana bu cesaret işini ünlü 'muhafazakar' sitelerden birinin yazarı hatırlattı. Dahası vesile oldu anımsamama.
Diyanet İşlerinin çıkışlarını 'cesur' bulmuş. 'Diyanet, artık kadınları sokağa dökmeye kararlı' minvali üzere yazdığı yazının bir yerinde söylüyor bunu. Diyor ki;
"Diyanet İşleri Başkanlığı, tarihinde ilk defa lafı eğip bükmeden kadınsız mescitleri ve kadından yalıtılmış cenaze namazlarını ve cumaları sorgulayarak 'büyük bir cesaret' örneği gösterdi."
Böyle diyor.
'Cesaret yolunda ilk adım böyle atılıyor demek ki' sayhasının dudaklarımın arasından fırlamasına engel olamadım.
Başa döndüm hızla. Sonra sona; yani bu güne geldim tekrar.
Hep aynı sonucu aldım. Başa, sona; değişen bir şey yok.
Belki yanlış bir çağrışım, belki eksik bir yakıştırma diyeceksiniz ama benim hafızamda her ikisi tam örtüştü. Yani 'cuk' oturdu bana göre.
Alimler ve ötekiler
Neden erkekleri cemaatle namaza alıştırmak için bir seferberlik başlatmaz Diyanet?
'Bu soru çok ani oldu' derseniz, daha değişik bir soruyla bitirelim.
Kadınların cemaatle namaz kılması, cuma veya cenaze namazlarına katılması konusunda, 'Ehli Sünnet müçtehit ve alimlerinin, dört mezhep imamının' fetva ve görüşleri nelerdir?
Önce onları bilelim, sonra işimize bakalım derim.
Yoksa, öyle her önüne gelenin 'içtihada' soyunduğu şu günlerde, 'çakma müçtehit fetvalarıyla' varılacak yer bellidir.
Büyük kanallar bu nevi 'hocadan' geçilmiyor zaten. Nedense, çok seviyorlar kerataları!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



