Uçağının düşmesi sonucu vefat eden Jandarma E. Komutanı Org. Eşref Bitlis'in de, Güneydoğu meselesinin çözümünü Osmanlı usulünde gördüğü üzerine yorumlar yapılınca; birileri Osmanlı sisteminin de öyle pek ahım şahım olmadığı gibisinden cevherler yumurtlamaya başladılar.
Varlığını 6 asır devam ettirmiş ve 22 milyon kilometre kareye ulaşan yayılmasını, büyük ölçüde sisteminin adil olmasıyla sağlamış bir cihan devleti ile alakalı olarak, söylenmemesi gereken sözler bunlar.
Nerdeyse dolu bir bardağın tamamen boş olduğunu söylemek gibi bir şey bu...
Tarihin hiçbir döneminde, özellikle de bohem hayat tarzına düşkün insanların memnun olabileceği türden, uzunca süren güllük-gülistanlık dönemlerin var olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir herhalde.
Ancak, bildiklerimiz arasında mukayese yaparak söyleyebiliriz ki, Osmanlı medeniyeti, tarihe mal olmuş medeniyetler arasında, insan fıtratına en uygun olanı idi.
Tarih sahifelerinde, farklılıkların birarada barış içerisinde yaşayabildiği Osmanlı dışında bir başka medeniyeti aramanın beyhude olduğunu da rahatlıkla söyleyebiliriz.
Her nasılsa; ırk, dil, din, mezhep... gibi hususlarda aralarında derin farklılıklar olan toplulukları birarada başarıyla tutabilmiş ve otoritesiyle, devletin en uzak, en ücra köşelerinde bile, hem de asırlarca sağlıklı bir şekilde düzeni tesis edebilmiş bir medeniyetten bahsediyoruz.
İnsaf sahibi batılı tarihçi ve araştırmacıların da, belki istemeye istemeye itiraf etmek zorunda kaldıkları bu gerçeğin, Osmanlı varisi bir ülkede görmezden gelinmeye çalışılması, can sıkıcı.
Dünyanın süper gücü ABD'nin, aslında Osmanlı sistemini taklit ettiği şeklindeki görüş tartışmalı olsa da, Osmanlı öncesi bölgelerinde sürekli yaşanan karışıklıkların, Osmanlı sonrasında da ortaya çıktığını gören Balkanlardaki entelektüel camianın; sistemin birarada tutucu unsurlarını tekrar hayata geçirmek ve sürekli didişen bölgede tekrar istikrar sağlayabilmek için Osmanlı sistemini ciddi şekilde incelemeye başladıkları, bilinen bir vakıa. Aynı şey Ortadoğu için de geçerli.
Coğrafyamızdaki farklılıkların, asırlarca beraber ve barış içerisinde yaşamış olması; bu arada aralarında problem çıkmışsa bile bunların asgari seviyede kalması, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi ve ders alınması gereken bir husus.
Vaktiyle işe yaramış olduğu anlaşılan Osmanlı sistemini detaylı bir şekilde araştırmak ve ondan şimdi işimize yarayacak birtakım yol ve yöntemler bulmanın kime ne zararı var ki...
Mesele üzüm yemek yani problemi çözmek ise Osmanlı sistemi tarihin derinliklerinden benzersiz tecrübeler sunuyor bizlere.
Dertleri bağcıyı dövmek olanların, bu gerçeği görmezden gelmeye çalışmalarının anlaşılabilir olması, meseleye çözüm olabilecek fikir ve görüşler ortaya atabilmeleriyle mümkün.
Ancak hepimizin bildiği gibi bu konuda yapabildikleri bir şey yok. Bütün yaptıkları hemen karşımızda olan çözüme ulaşılmasını engellemek...
Güneydoğu, terör ya da Kürt meselesi... Adına ne derseniz deyin, mutlaka çözülmesi gereken bir mesele ve çözülebilmesi için zaman zaman en akla uzak fikir ve görüşlerin ortaya atıldığına bile şahit olabiliyoruz.
Bu meseleyi Osmanlı usulüyle çözme konusunda ortaya atılacak fikir ve görüşlerin de mutlaka tartışılacak yanları vardır. Ancak daha zikredilir edilmez, 'olamaz' diye haykırılıyorsa, bunun içinde bir iş olmalı.
Bu türden sözler sarf edenlerin ya çözüm diye bir dertleri olmadığını ya da müseccel birer Osmanlı düşmanı olduğunu düşünmek durumundayız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



