Bu cümle kalbime ünsiyet sıcaklığı dolduran bir cümle oldu her zaman. İmam hatipli olmanın gururunu hep yaşattı bana. Yeni tanıştığım arkadaşlarımla dost olmanın yolunu bana açan, aramızdaki samimiyeti artıran, her zaman bir şeref madalyası olarak üzerimde taşıdığım bir nişane oldu benim için. Bu cümlenin bana birçok gönül kapısını, birçok arkadaşıma da iş kapısını açtığını çok iyi biliyorum. Fakat bir gün bazı kesimler tarafından küçümseneceğim, horlanacağım hiç aklıma gelmezdi. Neredeyse bütün tartışmaların vazgeçilmez konusu haline gelen İmam Hatiplilerin horlanıp dışlanmaları, vebalı ve de üvey evlat muamelesine tabi tutulmalarına alıştık. Niyeti ve duruşu belli bir zaviyeden atılan taşlar bizi yaralamıyor. Hatta bu taşlar bize ulaşmıyor bile. Sorunu çözmek iddiasında olup aslında şu andaki adaletsizliklerin ve haksızlıkların sürüp gitmesine neden olan, çürümüş sistemin avukatlığına soyunan yöneticilerin yapamadıkları bizi çok derinden yaraladı.
Avazım çıktığı kadar bağırarak söylüyorum, iyi ki İmam Hatipliyim. İlkokulu yeni bitirmiş bir çocukken zamanında İmam Hatip'e gönderildim. Böylece batıl inanç ve sistemlerin peşine takılmadım. İnanç simsarlarının pençesine takılmadım. Zulme payanda olmadım. Ümmetin tek bir vücut olduğunu, hiçbir parçasının diğer parçasından ayrılamayacağı beynime altın harflerle yazıldı.
Ümmetin bütün sorumluluğunun omuzlarıma yüklendiği bilincinde oldum. Her derdin ilacı, tüm sorunların çözüm kaynağı İslam'dır. Bu şuurda bir gençlik yetiştirilmek istenmediği için yapılıyor bütün bu saldırılar. Bu ağır yükün altında hiç ezilmedim, hiçbir zaman tereddüt etmedim. Birilerine hoş görünmek adına hiç entel takılmadım. Hiç bunalım takılmadım. Düzenin bizim için biçtiği role bazen değil, her zaman isyan edip çizgi dışına çıktım. Beklenen kurtarıcıların ancak şuurlu, imanlı ve inançlı nesiller arasından çıkacağına inanıp taşıyabileceğim yüklerin altına girdim. Boyumun yetişebileceği, sözlerimin ulaşabileceği her yerde cansiperane tavırlarla arz-ı endam ettim. Mahallenin en zekisi, en cesuru bizim aramızdan çıktı. Anadolu'nun en saf, en temiz aile çocukları bizim okullarımıza gelip İstanbul dukalığına, İzmir dukalığına, Ankara kabadayılığına karşı durdular. Peygamberimiz; ahir zamanda iman avuçta taşınan kor bir ateş olacaktır, demiyor mu? İşte bu yüzden imanını koruyup; İslami ilimleri tahsil amacıyla bu mekteplere gidenler elbette ki cesaret timsali oldular. Hakkın hizmetinde olmak ancak yürekli insanların, yiğit insanların işidir. Ancak büyük şehirlerin türedi zenginlerinin ve de haramzadelerinin arasından çıkan muhallebi çocuklar bizim aramızdan çıkmadı. Hariçten gazel okuyanlar, Anadolu'yu tanımayanlar bu gerçeği göremezler. Anadolu insanı fiziki olarak nasıl haşin, nasıl sert ise inanç ve fikirde de aynı yapıya sahiptir. İmam Hatipli olmak bir kimliktir, bir duruştur, bir silkiniştir, bir diriliştir, soylu bir direniştir. Bir spor müsabakası değildir.
İmam hatipli olduğum için kendimi şanslı olarak sayıyorum. Siyaset esnafının ucuz manevraları ile zulme seyirci bırakılan bir takım kesimlerin elinde uysal kedi ve de itaatkâr oğlanlar haline getirilmedim. Siyaset rüzgârının yönüne göre hedefini değiştirip küresel güçlerin, işbirlikçi partilerinin potansiyel oy deposu olmadım. Devletin elinden aldığım diploma her zaman bir şeref madalyası oldu benim için. Müslüman olduğu halde zulüm karşısında sessiz ve de tepkisiz kalan bir hilkat garibesi olmadım. Öyle bir endişeye kapıldılar ki ya da düşmanlıkta öyle ileri gittiler ki eğitim sistemini bu kör kavgaya kurban edip, uğruna ülkemizin en seçkin liselerini bile işlevsiz hale getirdiler. Bütün meslek liselilerin hayatını karartmaktan çekinmediler. Tıpkı Peygamber Efendimize yapıldığı gibi bizi de toplumdan soyutlayıp tamamen yok etmek istediler. Demokrasilerin çok önemsendiği böyle bir çağda darbelerin en sağlam gerekçesi yapılıp horlandık, dışlandık.
Öyle mutluyum ki, günümüzdeki bir takım yanlışlıklara, haksızlıklara, kötü gidişlere dur diyebilecek bir güç olarak görülüyorum. Olağanüstü güçlere sahip insanlar sınıfında görülüp tasallut altında tutuluyorsam, bu benim suçum değil? Bu durumdan kurtulmak için kendimi, inancımı inkâr edecek de değilim.
Bunun için taklalar atmak gibi maharetlerimiz hiç olmadı. Saldırıya uğrayan kim olursa olsun 'her koyun kendi bacağından asılır' deyip insana yakışmayacak bir tavır sergilemedim hiç. Hem yargıç, hem savcı rollerine girerek kimse bizi kandırmaya çalışmasın. Şimdi kim ne derse dersin İmam Hatipli olmak; her şeyden önce bir şereftir. Hakkın, haklının, iyinin, doğrunun, güzelin yanında olma şerefidir bu. Adaletin ve maneviyatın emrinde olma şerefidir bu. İmam Gazali'nin dediği gibi, çok şükür biz mezardakilerin pişman olduğu şeyler için bir birimizi yemiyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




