İttihatçı subaylardan beri bu böyle.
Halka tepeden bakmalar.
Kültürüne, dinine, geleneğine burun bükmeler.
Bizim kuşak daha anamızdan doğduk, doğalı; özgürlük nedir bilemedik.
İlkokulda tanıştığımız ağır baskılar.
Cumhuriyet şiirleri arasına serpiştirilmiş despot bir vesayet altında, gözümüzü açamadık.
Bir kız lisesinde bile Milli Güvenlikli derslerde, askeri rejim hep ön planda, demokrasi ise kerhen izin verdikleri ayakları altında idi.
Üniversite yıllarımızı 12 Eylül süreci, cehenneme döndürdü.
Evren, yaptığı darbe ile ülkeyi kan gölüne çevirmiş, o çok sevdiği cumhurbaşkanlığı için il il gezerek, gönüllü hatip olmuştu.
Madem bu kadar hevesliydin cumhurbaşkanlığına, ne işin vardı askeriyede.
İşte şimdi ne cumhurbaşkanlığı kaldı, ne genelkurmay başkanlığı.
Harap edilmiş bir ülkenin otuz yıl sonra da olsa, hakkını arama kıpırtıları başladı.
Maraş katliamını, Çorum olaylarını kışkırtmakla suçlanan Evren'e, darbe koridoruna yol açmak için olayların çıkarılmasının hesabı sorulmakta.
Bu doksanlık askere müebbet cezası konuşulmakta.
Sahi bu kadar zor muydu halkı sevmek.
İnsanlara saygı göstermek.
O günlerden miras, şimdi ki ayrışma.
Halka saygı ve sevginiz değil, kin ve nefretiniz ülkeye miras kaldı.
Otuz yıl önce yoksul Güneydoğu'ya yapılan kötü muamele, Kürt kardeşlerimize dışkılarının yedirilmesi, faili meçhul cinayetler, şehirlerin, ilçelerin bombalar atılıp karıştırılması; bakın başımıza ne işler açtı.
Bugün kardeş kardeşin boğazına sarılmaya hazır.
Leş kokulu bir ırkçılık dört yanı tutmuş.
Deprem acısında bile, "onlar da hak etti" gibi irinli bir fikri dışlaştıranlar çıkabildi.
Daha yeni 35 canımız, kendi ordumuzca yanlış bilgi sonucu kaza ile bombalanıp öldürüldü.
Elli liralık kaçağa giden çocuklarımız öldü.
Kimi mihraklar, olayı fırsata dönüştürmek için kınalar yaktı.
Kiminde de, "nasıl olsa yoksul diyar, isyancı bölge" muamelesi görerek; pis bir ırkçılık kokan ayrı yara açtı.
Şimdi Balyoz ve Ergenekon davaları yargılanmakta.
Camilere bombalar atılıp, galeyana gelenlerin saldırtılacağı kesimler.
Stadyumlara doldurulacak esir halk kitleleri.
Daha önce yaptıkları gibi toplumun bilinen isimlerini suikastla öldürüp.
Suçu dindarlara atıp.
Kahrolsun şeriat yürüyüşleri.
Son haber, " İlker Başbuğ cezaevinde".
Bir zamanlar halkı korkudan tir tir titreten insanlar tutuklanmakta.
"İnternet andıcı" ile darbeye zemin hazırlama çalışmalarında bulundukları için.
Ülke savunması ile meşgul olacak kimi komutanların, halkı nasıl suçlu düşürürüm metoduna fazlası ile kafa yormaları; artık yedi yıllık cumhurbaşkanlığı getirmiyor.
Son asırda,"İrtica ile mücadele eylem planı" kimi darbe heveslilerinin aklını başından alacak kadar şuh bir konu idi.
Ama devir değişti.
Kara propagandaları, kendi yüzlerine yapışan ölü külleri gibi her yanlarını yağlı bir is ve kir içinde bırakmakta.
Eğer başarılı olsalardı Evren gibi bir asker cumhurbaşkanımız olacaktı.
Ülke ne kazanacaktı acaba.
Darbe dönemi en geri kaldığımız, yoksul ve yorgun yıllarımızdı.
İnsanlar evlatlarını kaybettiler.
Çoğu kişi işkencelerle yaşama kalitesini yitirdi.
Sadece maddi hasarlar değil, psikolojik bozukluğa uğrayan çığ gibi geniş genç kitleler oldu.
Her birimiz birkaç yakınımızı bu acı seline kaptırdık.
Otuz yıl önce açılan yara, kapanmadığından başka; gittikçe de büyümekte.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



