Bolluk "bereket"ten idi eskiden. Bereket versin, derdi esnaf. Bolluk, bereketten bir cüz idi ama bereketin hepsi değildi. İçinde mübarekliğin de bulunduğu hamdin, şükrün, zikrin birleştiği bir durumun adı idi bereket. Çok olmasa da herkese yeterdi ve artardı. Bereketli yemekmiş doğrusu, denirdi. Yağmur bereket alameti değildi sadece; bereketin de adı idi. Bu toprakların adı "Bereketli topraklar üzerinde" idi.
Şimdilerde çok malımız, paramız var ama bereketi yok hiçbirinin. Yemin etme kazancın bereketi kaçar, diye uyarırdı büyüklerimiz. Alışverişte ilk ücret bismillah ile yere atılırdı. Toprağa değsin ve toprak gibi bereketli olsun diye. Bazı yerlerde satılan malın ilk ücreti sakala da hafifçe sürülürdü. Gene aynı sebepten. Sakal gibi çok olsun anlamına.
Yine o zamanlar ilk alışverişte fiyatın tam olması aranmazdı. Diyelim bir ekmek yirmi kuruş. Siz beş kuruşa satın alırdınız onu. Çünkü o gün bakkala ilk giren sizsiniz. Sabahleyin besmele ile çıkmışsınızdır yolunuza. Selam vermiş ve hayırlı işler dilemişsinizdir. Bakkal ilk siftahı sizden yapacaktır. Bundan dolayı ücretin tamamını istemez. Siz bunu bilirsiniz ve değeri yüksek malları sabahleyin almazsınız. Sabah, küçük ihtiyaçların giderildiği zamandır. Bereketli olsun diye ilk parayı yere atarsınız. O para bir müddet bekler orada. Hemen cebe veya çekmeceye inmez. Bakkal amca yere eğilirken besmele çeker ve öyle alır parayı. Allah bereket versin, der. Siz de bereketini bul, dersiniz.
Sabahleyin erkenden bakkal dükkânın önünü süpürmez. Çünkü o iş akşamdan halledilmiştir. Sabahleyin dükkânın önünün süpürülmesi bereketin gitmesi demektir.
Bereketli sofralar, herkesin yer bulduğu sofralardır. Herkes karnını doyurur ve gene de yemekler bitmez sofrada. Çünkü cemaatin olduğu yere bereket yağmıştır. Herkes aynı tabağa el, kaşık uzatır ama önünden yer. Ayrı ayrı tabak konulduğundan beri sofralardan bereket kalktı. Bu da yetmiyor, sofrada aile bireyleri aynı anda toplanamadığından, herkes için ayrı ayrı sofra açılıyor evlerde. Bu sofrada bereket olur mu? Ramazan iftarları, düğün yemekleri bundan dolayı bereketin görünür kılındığı yerlerdir. Çünkü hep birlikte besmele ile başlanır ve hamd ile bitirilir.
Çocukken ninemiz, dedemiz köşede bucakta sakladığı harçlıklardan verirdi. Bereket paran olsun bu, derlerdi. Çok para değildi; beş kuruş veya on kuruştu. Gerçekten o para cebimizde olduğu müddetçe harçlığımız eksik olmazdı. Helal para idi çünkü o. Dükkânlarda ve evlerde bereket duaları asılırdı duvarlara. Kısa bir duadır. Eskimez yazı olduğu için belki herkes okuyamazdı ama duvarda mutlaka asılı dururdu. Şimdi duvarları neler süslüyor? Evin, dükkânın bereketini götüren artist, manken ve bilmem kimlerin fotoğrafları.
Modern zamanların insanları sıradanlığa teşne insanlar haline getirildi. Tüketim, mal biriktirmeye zıt olarak çoğaldı. Siz de görüyorsunuz ki biriktirmek, berekete vesile olmuyor. Mesela, faizli kazancın çokluğu vardır; ancak bereketi yoktur. Yolda bulunan küçük bir meblağ diğer kazancın bereketini gidermesin diye kimse eğilip almazdı, alındığında hemen bir fakire, fukaraya verilirdi.
Günümüzde çok yağmur yağıyor; ancak bereket getirmiyor artık. Ne varsa alıp götürüyor tarladan, bağdan, bahçeden. Çünkü şükrünü, zikrini ifa etmeyen kullardan bereket kaldırılmıştır. Bundan dolayı yağmur demek, su baskını, heyelan, yol ve köprülerin yıkılması, ekinlerin çürümesi demek oldu. Oysa bereketli zamanlarda yağmur ne kadar lazım ise o kadar yağardı. Hatta azıcık yağması bile yetiyordu ekinlerin susuzluğuna ve yeşermesine.
Bereket besmelenin ve hamdin neticesidir. Önde besmele, sonda hamd. Tok gözlülük, azla yetinmek. Çoğun vebal olduğunu bilmek. Takdire razı olmak. Paylaşmak ve paylaşmanın bereket getirdiğini bilmek.
Tebrik etmek, o işin hayırlı olmasını ve artarak devamını dilemek dilemektir. Bazı sofralardan teberrüken birkaç lokma alınır, birkaç yudum içilir. Bereket gidince kendisiyle birlikte kavramlarını da götürdü. Bize kala kala kutlamak kaldı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




