"Rabbin kesin olarak şunu emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara 'öf' bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle." (İsra Suresi/ Ayet 23)
Öğüt vermek isteyen öğretmen önce bir bakıyor öğrencinin gözlerine... Oradaki; 'sen ne söylersen söyle, ben bildiğimi okurum, bilmediğime de bakar, geçerim' pervasızlığını/lakaytlığını görünce cayabiliyor öğütten. Bunun temel nedenlerinden biri, modern zamanların bir alışkanlığı olarak; onunla alakalı her şeyi çocuğa sormak, onun da görüşlerine azamî saygı göstermektir. Buna bir şey dediğimiz yok. Fakat psikolojiyi, sosyolojiyi ve hatta dinini televizyon ve magazin gazetelerinden, gözleri ve kalpleri şaşı/ mühürlü hoca müsveddelerinden öğrenen bir anne için bu davranış büyük felaketlere yol açabiliyor.
Neredeyse, televizyonda izlediği bir egzersiz uzmanını anı anına takip etmeye çalışan biri gibi, televizyon dizilerindeki rezil anne-baba tiplemelerini birebir taklit ederek davranışlarını tanzim etmeye çalışan ebeveynler için teessüf etmekten başka yapacak bir şey var mı? Yazık, gerçekten yazık...
Batı kaynaklı fikir akımlarından desteklendiği için birçok televizyon programı, dizisi, filmi vs aile yapımızda dumurlara yol açıyor. Örneğin anne-babasından 'gelenek' kaynaklı eğitim alan biri, kendi çocuklarını 'yenilikçi' bir anlayışla yetiştirmeye çalıştığında patlak veriyor sorunlar. Annenin içselleştirdiği eğitimle değil de, yüzeysel olarak edindiği kazanımlarla çocuğunu yetiştirmeye çalışması -maalesef annenin de ayırtına varamadığı bir şekilde- çocuğu iki arada bir derede bırakıyor.
Evdeki durum kısaca bu... Okuldaki tablo da pek farklı değil...
Tahtadakinin aynısını defterine yaptıran öğretmen bile, bu söyleminden ötürü dayatmacı sayılabiliyor. Bir diktatör gibi çocuğa istediğimiz her şeyi dayatalım demiyorum. Ama en azından bir demokratör (muhatap çocuk olunca az da olsa masumlaştığı için bu kavramı kullanıyorum) gibi ona soralım, fakat doğru olana çocuğu kanalize edelim diyorum.
Şuna da dikkat etmekte fayda var. 'Hayatımız sınav' saçmalığıyla iyice yerleştirilmeye ve kanıksatılmaya çalışılan sınavlar dizisiyle istediğini söyleyemeyen, sadece sunulanlardan birini seçebilen bir nesil türetildi. Bir şey sorun bu yeni nesle, mesela; nereye gitmek istersin? Sorunun peşinden seçenekleri sunmazsanız cevap alamayabilirsiniz.
Her zaman olmasa da, öğrencisini görünce mecburen yolunu değiştiren öğretmenler tanıyorum. Alaya alınırım, şimdi bir şey söylerler, cevap veremem de mahcup olurum gibi mesnetsiz kaygılarla öğrencilerinden çekinen öğretmenler biliyorum.
'Nereden türedi bu nesil' sorusunun cevabı tüm çıplaklığıyla aynada duruyor aslında. Bir iki sene önce teknolojiyi, 'ahlaksızlığın daniskası' davranışlarını ülke sathına yaymak için kullanan öğrenciler tarafından alçakça alaya alınan öğretmen arkadaşlarımızı izledik televizyonlardan.
Ve biz ülke olarak bu videoları televizyonlardan izleyerek ah- vah etme saçmalığını üzerimizden hemen atarak başka bahanelerle yasaklanan bu internet sitelerini, sırf bu videoları yayınladıkları için yasaklasaydık bir nebze de olsa itibarlarını iade ederdik öğretmenlerimizin.
Neredesin ey itibar? Neredesiniz ey saygı, sevgi?
Eğitim sistemimiz neyi ve kimi temel alıyor
Cumhuriyetin ilanından sonra en büyük değişiklerin yapıldığı alanlardan biri de şüphesiz eğitim sistemimizdir. Bugüne geldiğimizde sistemin her yerinden verilen patlakların eğitim camiasında felaket boyutlarını çoktan aştığını söyleyebiliriz.
İlanın hemen akabinde yenilenmesi için katkıda bulunmak ve bir şekilde bozulmuş eğitim sistemimizi güya şekillendirmek üzere Atatürk tarafından ülkemize davet edilen John Dewey' in bir Darwinist olduğunu söylersem, bugünkü bozulmanın temellerini de anlamış oluruz. 'Yaradılışa dair tüm ispatlara rağmen ders kitaplarımızda neden evrim teorisi öğretiliyor' sorusunun da cevabı burada yatıyor. Balık baştan kokmuş yani!
Eğitim fakültesinde, iyi/kötü eğitim sistemimizi şekillendirmesi bakımından Dewey'i incelerken onun bir Darwinist olduğunu okuyan birisinin, bu durumdan şikâyetçi olması ve bunu dillendirmesi sonucu, birinci sınavından yüksek not aldığı halde, hocanın inadı yüzünden dersten kaldığını biliyorum.
Liberal anlayışla hâlâ Dewey'i öğreten, hatta temel alan eğitim fakültelerimizden mezun olan bir öğretmen de, dikkatli olmazsa şayet, bilinçaltına işlenmiş bu garabeti öğrencilerine aktarmakta bir beis gör(e)mez. Sonra da imanı sakat çocuklar yetişir maazallah!
Alın size, öğrencilerine öğüt veremeyen ve öğrencisini görünce kendini yol değiştirmek zorunda hisseden öğretmenden velilere tokat gibi bir öğüt: 'Aman ha, çocuklarınıza öf bile demeyin!'
İnsanın, 'nerede o eli sopalı öğretmenler' diyesi geliyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



