Şair Cahit Zarifoğlu bugün saat 11.00'de Küplüce'deki mezarı başında anılacak. Belki de boğazdan geçen Gazze bandıları gemiyi ve ardından yola çıkan binlerce gemiyi görürüz. Birinin adı Cahit Zarifoğlu'dur, insanlık yeni bir sefere çıkmaktadır. Silahların güç gösterisi değil bu yolculuk. Çocuklara şiir, Katırarslan, Motorlu Kuş, büyüklere "beyaz haberler"...
Cahit Zarifoğlu belgeseli özel gösteriminde Ahmet Zarifoğlu, babasının yazdığı Filistin ve Afganistan şiirlerinin bugün daha da önem kazandığını söylerken geçmişe döndüm. Bir gençlik teşkilatında raflarda unutulan 'Mavera'lardı sözlerin canlı şahidi. Bu akşam TRT ekranında izleyiciyle buluşacak olan belgeselde Zarifoğlu'nun şiir dünyasının ipuçları veriliyor. Ne yalan söyleyeyim, belgeselin izlediğimiz özet bölümü benim beklediğimden çok uzaklarda. İçerik eleştirilerini bir kenara bırakırsak, bu, uzun yıllar şairin çalıştığı kurum olan TRT'nin kendi çalışanını hatırlamasından öte anlamlar taşıyor. Cahit Zarifoğlu şiirini bilenler için, onun gönül dünyasının zenginliğine şahit olanlar için, onun yüreğini tüm mazlumlara açtığını bilenler için de böyle bu. Zarifoğlu'nun çocukluğundan ilk geçlik dönemine, ardından şiirdeki tutumuna, durduğu yere ve gönlünü bağladığı mürşidine kadar ayrıntılı bir Zarifoğlu portresi gelecek ekrana.
Ekrana gelen portreden bir an için gözlerimi aldım. Bu son hafta neredeyse ne zaman uyuduğumuz ne zaman uyandığımız belli değil. Neredeyse bir yakaza halindeyiz. Yıllar sonra meydanlara çıktığımı, neredeyse her gün bir yerlerde oluşumu göz önüne alarak neler olduğunu sordum kendime. Ve sonra her yıl mezarı başında bir araya geldiğimiz Cahit ağabeye birlikte dualar gönderdiğimiz şairin bir gazetede yer alan "Nuh'a Gemi Resimleri" şiirinde demirledim:
"Ve susmayı hepimizden çok seven
O çalışkan gazeteci vardı, bir de.
Hep işinin başında olan o genç adam,
Basın odasından hemen hiç ayrılmayan...
-'Ne kadar güzel bir yerdeyiz, farkında mısın?
Demiştim ona, çık biraz dolaş Cevdet,
Biraz denize bak, sonra denizden gemiye
Sonra gemiden kendine!'
-'Bir dahaki sefere, demişti, bir dahaki sefere!'
Bununla, gökten bir ikinci inişi kastedercesine
Sonunda dışarı çıktı, çıkmasına, evet...
Ve dışarıda, geminin bordasında onu,
Alnından tek kurşunla vurulmuş olarak
Yerde yatarken gördüm."
Cahit Koytak şiirinde seni ağlatan bu mu şair diyor birçok yerde. Bizi ağlatan bu mu? Cahit ağabeyin şiirlerinde ümmetin derdi büyük yer tuttu. -belki de anlaşılmaz olan buydu(!)- Hayatının önemli bir parçası haline getirmişti olanları. O günlerde Afganistan mazlumları için bir şeyler yapması gerekiyordu. Oraya gitmeliydi, mazlumların bir parçası olmalıydı, onların sesini duyurmalıydı, ama nasıl? O sınırsız cesaretiyle bir araba firmasına gittiğini biliyoruz. İmkansızlıklardan sıyrılmanın karşılığı yapılan anlaşmaydı. Firmanın yurt içinde gerçekleştirilen çekimleri ve karşılığında ver elini Afganistan. Şair duyarlılığının en güzel yansımasını bulduğu Afganistan'dan nice şiirle döndü gidenler. Mazlumların sesini duyurmuşlardı. Mavera bir kez daha ümmetin yaralarını sarmak üzere bir araya gelinen yer olmuştu. Zarifoğlu sivil girişimler konusunda bence zor olanı başarmış, şair duyarlılığından sıyrılmadan sesi çıkmayan, dışlanan insanların yanında durmuştu. Onların muhacirliğinde de Ensar olmuştu.
Elimizde şiirler, ötesi değil
Ve bugün. Cahit ağabey tam da Türkiye'den yürekli insan hakları savunucularının cesur seferinden sonra acılarla mutlulukların bir araya geldiği bir dönemde bir belgeselini bahane kılarak bir araya getirdi bizleri. TRT'nin gösterim mekanında olan şair ve yazar dostların yüzlerinde son dönemin yorgunluğunun izleri vardı. Ahmet'in dikkat çektiği 'duyarlılık' aslına bakarsanız Zarifoğlu'nu diğer şairlerden biraz daha farklı bir yere düşürüyor.
Evet, bugün şiirden siyasete, çok farklı yerlerde oluşmuş duyarlılıklara şahit olup da şaşıranlar varsa, bilsinler ki bu duyarlılığın oluştuğu dönemde Cahit Zarifoğlu vardı. Düne kadar, "bunlar sadece slogan atarlar, ellerini taşın altına hiç koymadılar" diyenleri haksız çıkarmıştır Mavi Marmara'yla Gazze yoluna çıkanlar. Karşılarında dünyanın en acımasız ve kalleş bir ordunun olduğunu çok iyi biliyorlardı. Silahsızdılar ve Gazzeli çocuklara bizim selamımızı götürüyorlardı. Ve de oyuncaklarını, savaşla yıkılmış evlerini oluşturacakları malzemeleri. Bugün aslına bakarsanız, Cumhurbaşkanımızdan başbakanımıza, meclisin içinden muhalefetine kadar, hatta ve daha ötesi Çağlayan meydanına kadar biz Cahit Zarifoğlu'yuz. Elimizde şiirler oldu hep. Daha ötesi değil. Mavera'dan akan, vahşiliğe vahşilikle cevap vermek hiç değildi. Unutulmaz gelir bana, elinizin altında duran ve silahını aldığınız İsrail askerine namluyu doğrultmak varken, an an arkadaşlarınızın şehit olduğu haberi gelirken silahı denize atmak ve kalleş ordunun askerini sadece etkisiz hale getirmek.
"Bir yumruk harbinden nasıl kaçtın?
En arka safta bile kalmadın,
Cengi attın, dünyaya daldın,
Tezeğe konan sinekler gibi" demişti Cahit Zarifoğlu. Oysa silahlar karşısında yumruklarını konuşturmuştun ama ötesi değil. O gün orada olanlar da orada olmadığımız halde biz de biliyoruz sonunu filmin. 'Filistin bir sınav kağıdı/ Her mü'min kulun önünde' Filistin hepimiz için bir sınav kağıdı olmaya devam ediyor. Ve en çok da Furkan için. Henüz okulda okuyan ve sınav kağında 'şehadet' yazan sevgili Furkan. İsrail, okula gitmelerine izin vermediği Gazzeli çocuklara kardeş yapıyor Furkan'ı. Elinden okulunu alıyor, elinden anne babasını, elinden arkadaşlarını, elinden hayatı...
"Ne çok acı var" Önceki gün biraz daha fark ettik bu ifadenin "Yaşamak"ın esasını teşkil ettiğini. Acı yakamızı hiç bırakmıyor. Gemiler hazırlıyoruz sürekli. Gözyaşları denizinden geçerek gidiyor gemiler. Bir yerde şehit haberine rastlasak gözümüze bir şey kaçıyor. Katliamdan kurtulanların anlattıkları dünyanın bütün tozlarını gözlerimize kaçırtıyor. Cevdet'le Beyazıt Camii önünde son kez vedalaşırken ailesinin onurlu duruşu gözlerimizi alıp götürüyor. İnsanın içinden susmak geliyor bazen, hiç konuşmamak. Ya da 'Yaşamak' boyunca susmak!
Belki de boyun kırıp karşısında durmak şairin. Bu kez Küplüce'ye giderken yüreklerimizdeki acı bu kadar katlanmış olacak. Sürekli sayıları artan şehidlerle beraber gideceğiz yanına. Fatihalara sığınacağız sonra. Uzaklara bakacağız. Boğazdan Gazze bandıralı bir gemi geçecek. Ardından binlerce gemi. Birlikte gidilecek Gazze'ye. İçinde yine insani yardım olacak. Çocuklara Motorlu Kuş, Katırarslan, Yürek Dede İle Padişah götüreceğiz. Büyüklere "Beyaz haberlerim var kardeşlerim" diyeceğiz. İçimizdeki İsrailliler de İsrail'deki İsrailliler de anlayamayacak bu tutumu. Çocukları öldürerek onlara iyilik ettiğini zanneden 'katillerin' ve stratejik çıkarları gereği katilleri korumakla görevli olan büyük ülkelerin de anlayamayacağı bir şey olacak bu. Küplüce'den bakacağız giden gemilere. Hatta birinin adı Cahit Zarifoğlu olacak. Berat abla torunu Ethem'in elinden tutacak. Ahmet, Betül, Ayşe Hicret, Arife hazır mısınız!
Betül de bilir Fatih de. Hasan Nail Canat'ın dünya sahnesindeki o oyununu. Biraz kulak vereceğiz Ebabil Kuşları'na. Hayat ne garip, değişmiyor oyun hiç. Üsküdar'dayız şimdi. Altunizade'de oyun başlamak üzere. Betül ışık! "Gün olur gün başlar bir gün/ Gökyüzünde kuşlar bir gün/ Ebabil sürüsü gibi/ zalimleri taşlarlar bir gün." Zaten beyaz sakallı tiyatrocu sormuştu bir zamanlar "Sen Nerdesin"
Bizim iyilerimiz şehid oldu
Buradayız be Hasan Abi. Erik Ağacı'nın altındayız. Bugün Cahit abiyle bir arada aynı arabadayız. Gaza kim basıyor, bu araba nasıl gidiyor, kameralar doğru yere kuruldu mu?, üzerimize gelen bu bombaları kim atıyor, çok da bilmek önemli değil artık. Zalim değişse de zulüm değişmiyor. Ama artık daha çok şükrediyoruz. Dünyanın duyarsızlığı bize sirayet etmiş değil. Üstad Karakoç'un yürekli sesi bastırıyor 'korku'ya bulanmış cılız hoca sözlerini. Medeniyetimizin bir sözü olacaksa o söylenecek zamanlara eriyor. "Bir Değirmendir Bu Dünya"daki Zarifoğlu 'ne çabuk unuttuk Anadolu'da İslam için istiklâlimiz için şehid düşenleri' diyordu. Hindli, Afganlı, Cezayirli, Libyalı kahramanları unutmayarak.
Biz de unutmuyoruz şimdi Gazze'de yaşananları. Tüm dünya mazlumlar haritasında öne çıkan Gazze'yi. Çünkü onlar, henüz zalimin teknolojiyle harmanlayıp attığı bombalarla kaybettiler 'en iyilerini' Öyle demişti şaire Afganistan'da bir çocuk. "Bizim iyilerimiz şehid oldu"
Çocukların ölmesine izin vermeyeceğiz. İnsanlık onurunun yara almasına izin vermeyeceğiz. Silahların kazanmasına izin vermeyeceğiz. Gelinlik kızların gelecek kurmasının önüne geçen kalleşliklere izin vermeyeceğiz. Dünyanın en büyük ordusuyuz, en güçlü biziz, bizi kimse yenemez yavelerine izin vermeyeceğiz. Bunu silahla değil, bunu güçle değil, bunu 'hak'la yapacağız. Bunu şiirle yapacağız. Bunu dünya mazlumları için yapacağız. İnsanlığı kurtaracak olan yine insanlığın duyarlılığı. Zalime en iyi yardım da onu durdurmak olacak. Cümleleri 'zarif'çe şiire bağlamak gerek:
Dönüyor burgaç,
Dünya üstten, yanlardan daralıyor.
Ovalardan,
Dar geçitlere sürülen sığırlar gibi,
Bir gün ister istemez,
Karşısında olacaksın kaçtıklarının.
Dua et,
O gün henüz mahşer olmasın...



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



