Hayvanlardan ders alıp okula giden çocuk...
Bir yaz gününde, pek küçük bir çocuğu Validesi mektebe göndermek istedi; lakin bu çocuğun oyunu pek sevdiğini validesi bilir idi. İşte bunun için çocuğa, ablasıyla beraber mektebe gitmesini tenbih eyledi.
O gün hava pek sıcak idi, küçük çocuk kız kardeşine "böyle sıcak bir günde mektebe nasıl gidilir, gel senin ile derenin kenarında serin serin oynayalım" dedi. Ablası: "Hayır, hayır, oynamaya vaktim yoktur. Seni mektebe götürdükten sonra, çarşıya gitmeliyim biraz ibrişim ve yün ipini alıp, dikiş dikmeliyim ve kanaviçe işlemeliyim ve annemin başka işlerini görmeliyim" dedi.
Bu sırada, küçük çocuk çiçekten çiçeğe uçuyor bir arı gördü ve dedi ki, "keşke ben de arı gibi olsam, zira hiçbir şey yapmıyor, okumak ve yazmak gibi hiçbir sıkıntısı yoktur."
Ablası dedi ki, "arı iş görmeyen tembel bir hayvan değildir; kış vakti çiçeklerin olmadığı zaman, kendi yemekliği için bal ve balmumu yapar. İşte bak arıya, çiçeğin üzerine konmuş bal alıyor."
Bu esnada bir kuş sesi duydular; hemen küçük çocuk dedi ki, iyi bilirim ki, kuş hiçbir iş işlemez. "Ben her gün ağaçların altında oturup, kuşların tatlı tatlı seslerini dinlesem ne iyi olur."
Ablası bu kez şöyle cevap verdi: "Bak şu kuş yuva yapmak için yerden bir parça çöp almış, uçup gidiyor. İşte boş durmaya asla vakti yoktur, yuva çöp, yosun ve çamur ile yapılır."
Bunun üzerine biraz vakit seslerini kestikten sonra, küçük çocuk yem yiyor iki at gördü ve hemen dedi ki, "işte bunların hiçbir işi olamaz, bari gidip onlar ile oynayalım."
Atlara doğru gitmekte iken, bir adam gelip atların boyunlarına boyunduruk koydu ve çocuğa dönüp "küçük çocuğum benim atlarıma sapan ile tarlalarımda çift sürdürürüm ve o yerlere yulaf arpa, buğday, ekerim, çünkü onların bir miktarını ekmek yapmak için öğütüp un yaparım; fazlasını da satıp para ederim." dedi.
İşte bundan çocuk anladı ki, her bir arı, her bir kuş ve her bir hayvan boş durmayıp kendilerine lazım olan işler ile meşguller.
Bu nedenle ablasına dedi ki: - "Şimdi ben mektebe gideceğim ve dersimi öğreneceğim, sonra okuldan çıkıp da eve geldiğim zaman, validem bana, başka çocuklar ile oynamak için birçok vakit izin verir. Öyle değil mi ablacığım?"
İşte bu sözleri söyleyerek mektebe doğru koştu, ablası da bu durumdan pek memnun olup çarşıya doğru yürüdü.
Hilesinden pişman olup Allah'tan af dileyen çocuk...
Herkesçe iyi huylu tanınmış Münib adlı bir çocuk, bir gün ikindi vakti, donuk ve mahzun bir halde görüldü. Keyifsiz mi olduğu, niçin mahzun durduğu kendisinden soruldu ise de, bir şeyim yok dedi. Fakat bu sözleri pek yavaş söyledi ve birkaç kere de içini çekti. İşte bundan mutlak bu çocukta bir hal olduğunu validesi bildi; akşam oldu. Münib validesinden izin aldı, yatağına gitti; lakin validesi arkasından gözetleyip, yatağın içinde rahatsız bir halde bulunup, sık sık içini çekmekte olduğunu gördü.
Nihayet, kız kardeşlerinden biri içeri girdi. Münib bu kardeşine, validesini gidip çağırmasını rica eyledi. Eğer kendisini rahatsız eden şeyi validesine söylemez ise, gözlerine uyku girmeyeceğini dahi bildirdi. Kardeşi gidip bu sözleri validesine söyledi; şefkatli valide hemen Münib'in yanına gitti; Münib validesine yatağının yanına gelmiş görünce, ufacık kollarıyla boynuna sarıldı ve ağlayarak validesine şunları söyledi:
- Aziz valideciğim, ne olur beni affet! Bugün pek yaramazlık ettim. Yalan söyledim ve bunları sizden sakladım. Amcamın oğulları ile ceviz oyunu oynadım, fakat hile ettim de kazandım ve hilemi onlara söylemedim; onlar hilemi anlamadıkları, hileme kandıkları için pek sevindim. Lakin o zamandan beridir ki, pek kederli ve pek rahatsızım. Size kabahatimi söylemeden evvel uyumaktan korkuyorum, işte size soruyorum ki, şimdi ben ne edeyim de, her şeyleri görür ve bilir olan Allah beni af etsin."
Validesi dedi ki:
- Aziz ve akıllı çocuğum, kabahatlerine ve günahlarına gerçekten pişman olanları ve daima doğru şeyleri yapmaya niyet edenleri, Cenab-ı Hak affetmeye her zaman hazırdır. Haydi, günahlarını affetmesi için Yüce Allah'a yalvar ki seni affetsin ve bir daha kabahat etmemeye ve günah işlememeye gayret et; zira tekrar edeceğin kabahat ve işleyeceğin günah, belki evvelkilerinden daha büyük olur."
Bunun üzerine bizim Münib, şefkatli validesine sarılıp, teşekkür ettikten sonra, günahlarının affedilmesi ve sonuna kadar af olunmaklığı için, ciddi olarak yüce Allah'a dua ve niyaz edip yatağına yattı ve tatlı tatlı uyudu; ertesi sabah şen ve ferah bir halde kalktı. Amcasının oğullarını görüp, dünkü gün kazandığı oyunu hile ile kazandığını onlara dahi söyledi ve bir daha hiçbir kimseye hile etmeyeceğine ve başka türlü fena hallerde dahi bulunmayacağına tövbe etti ve kazanmış olduğu cevizleri geri verdi; bununla beraber bütün kötü huylarından vazgeçmesine de kesinlikle karar verdi.
Aferin Münib!
Kötü söz kötü akçe sahibinindir
Abdi adlı küçük bir çocuk, bir gün bir ormana yakın bir tarlada oynar iken, «hu, hu, hu!» diye bağırdı.
Abdi'nin bu bağırmasına karşılık, ormandan, "hu, hu, hu!" diye yansıması geldi. Lakin yansımanın nasıl bir şey olduğunu evvelden asla işitmemiş bulunduğundan, çok şaşırarak "kimdir o" dedi. Karşıdan dahi "kimdir o" diye cevap verdi.
Abdi tekrar en hızlı sesi ile "hey şaşkın" diye haykırdı. Karşıdan da "hey şaşkın" diye bir ses geldi.
Bunun üzerine Abdi öfkelenerek, bağıra bağıra birçok pis sözler söyledi. Fakat söylediği pis lakırdıların her biri, ormandan yine kendisine yansıdı.
Abdi, ormandan bu cevapları kim verdiğini görebilemediğinden, doğruca koşup evine geldi ve pederine:
- Babacığım, ormanda birisi saklanmış, ben kendi kendime her ne söyledi isem, tıpkısının cevabını vererek benimle eğlendi ve daha bana birçok kötü sözler söyledi.
Pederi: - Ah Abdi! Senin duyduğun hiçbir kimsenin sözleri değildir. Ancak kendi söylemiş olduğun kötü sözlerin yansımasıdır. Ormandan sana cevap olarak gelen sözlerin hepsi, başlangıçta senin ağzından çıkan pis sözlerdir. Çünkü gerek iyi gerek kötü her ne türlü söz söylemiş isen, yansıma o sözleri aynıyla tekrar sana getirmiştir, dedi.
Şimdi biz "kem söz kem akçe sahibinindir" atasözünün ne demek olduğunu öğrendik. Şöyle ki: Bir insan karşısındaki adama her ne söyler ise, söylediği sözün cevabını alır. Yani bir kimse bir kimseye iyi söyler ise iyi cevap alır; kötü söz der ise, kötü söz duyar. İşte kimseye fena söz söylemeyelim. Tatlı söz söyleyelim ki, herkesten tatlılık duyalım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



